1 Mutluluklarla Gel 6 Yaş

Vay anasını oldu mu sana 6 yaş. 6 yıl az uz bir zaman değilmiş aslında. Öyle bir avazda çıkıyor ağızdan ama gel bir de bana sor. Çok net hatırlıyor olsam da bebekliğin artık tatlı bir hayal. Ama son hallerin sanki 3 senedir fazla değişmedi gibi.Elbette ki her yıl boy atıp serpiliyor ve gelişiyorsun fakat aslına bakarsan simaen hep aynısın. Artık bu bir klişe olsa da seninle beraber bende büyüyorum. Fiziksel büyümem yıllar önce durdu tabi ama içimdeki sevgin ve bu yıl maalesef ona paralel olarak korkularımda büyüyor. Üzerinde durmamaya çalışsam da endişelerim günden güne kafamı daha çok meşgul ediyor.


Sen büyüyorsun ve ben aslında çokta farkında olmadan sana ait zamanlardan küçücük küçücük uzaklaşıyorum. Benden uzaklaşman seni koruyamayacak olma düşüncesi paranoyakça içimi ürpertiyor. Öyle zor zamanlardayız ki bu çirkinlikleri senin güzel gününe de doğum günü yazına da taşımak istemiyorum. Seni bir an bile ilişkilendirmek nefesimi kesiyor. Gözyaşlarım hücum ediyor. Allah seni ve bütün çocukları korusun annecim. Bu sene ki doğum günü yazının teması istemsizce kaygılarımı içeriyor. Baktım geçen yıl özlem ve keşkeymiş mesela içimden geçenler. Sana dair daha çok endişeliyim ve kaygılıyım bu sene. Okulun var öncelikli kafamızda çözülmesi gereken en büyük soru işareti. Nereye gideceksin nasıl olacak derken beni en çok meşgul edense mutlu olabilecek misin sorusu. Mutlu olman dışında hiç bir şey umurumda değil. Dilimden hiç düşmeyen dualarıma şansının da yaver gitmesini ekliyorum bir tanem. Rabbim güzel yüzünü güldürsün annecim. İyi olsun iyilik olsun inşallah.Velhasıl bu sene geçmiş yıllardaki doğum günü mesajlarınla kıyaslayınca annenin kafa karışık çünkü artık kanat çırpıyorsun minik kuşum. Yuvadan biraz biraz uzaklaşma kendi başına olma zamanların geldi. Anne de ilk denemelerinin seni yıpratmaması için ne yapabileceği düşünceleriyle boğuşuyor. Çünkü anne her attığı adımda her yaptığı şeyde senin mutluluğunu gözetiyor.


Anne sen mutluysan mutlu; senin yanında olamayacağım en zorlanacağın zamanlarda bir de mutsuz olduğun, sevmediğin sıkıldığın bir ortamda bulunduğun fikrine bile tahammülü yok. Maalesef bu konuda ben olamadım o olsuncu annelerine benzedim ama en azından benimki mesleki bir hırs ya da beklenti içeren bir duygu değil tamamen senin mutluluğun üzerine kurulu bir düzen oluşturma çabası. Ve fakat biliyorum ki ben ne kadar ellerimle sana gülistanlık kurmaya çalışsam da onu koruyamayacağım ve maalesef yıkacak dış faktörler var farkındayım. O nedenle seni bu beklenmedik ve üzecek durumlara da alıştırmam gerekiyor. Hakikaten bebekken ne rahatmış. İşin içine başka şeyler ve 3. şahıslar girince her şey kontrolden çıkabiliyor. Napalım herkes nasıl baş ediyor nasıl başa çıkıyorsa biz de öğreneceğiz.


Annen ve baban her zamanda yanında meleğim. Biz sen o ürkek kanatlarını cesaretle çırpmaya başlayana kadar ve hatta sen bizi ardında bırakmak istesen bile peşinde olmaya devam edeceğiz. Gözümün bebeği. Balım.. Baldan adamım.. Annenin oğlu.. Seni çok seviyorum. İyi ki doğdun. Sen benim kup kuru dallarımda açan tomurcuklarım rengarenk bahar çiçeklerimsin. Sen benim en zor zamanlarımda ayakta durma nedenim en mutlu anlarımda gülümseme sebebimsin. iyi ki varsın. Ellerin iyi ki tosbik tosbik. Seni ellerini herşeyini çok ama çok seviyorum Ömrüm ömrün olsun annem. Nice mutlu yılllar... Doğum günün kutlu olsun...



2 Nice Mutlu 5 Yaşlarımız Olsun

Bizlere yaşattığın sevinçler, kızgınlıklar, hayranlıklar, ani patlamalar, bazen gözyaşı bazen kahkahalarınla 1 yıl daha hatıralarımız arasına katıldı. 5 yaşa yelken açıyoruz artık. 5 yaş? Ne çabuk geldi bu 5 yaş? Bu sene en çok içimden de dilimden de geçen ne ara 5 yaşında oldun çocuk sen sorusu... Ne ara bu kadar büyüdün? Bu sene içimde en çok "keşke bebekliğini biraz daha yaşayabilseydim, biraz daha tadını çıkartsaydım" özlemi ve pişmanlığı... Bu sene en çok keşke o kadar yorulmasaydım, şimdiki dinlenmiş mantıklı enerjik halim olsaydı sitemi; geçsin bitsin artık diye beklemek yerine geçecek zaten tadını çıkartmalıyım farkındalığına sahip olsaydım vicdan azabı var. Ve tüm bunların farkına varmış bir anne olarak ben şimdi her anının tadını çıkartmaya, sen kaçsanda her an öpmeye her an kucaklamaya her an mıncıklamaya çalışıyorum. Her annenin evladı gibi o kadar özel bir çocuksun ki, yıldan yıla gelişen ve değişen bakışın duruşun tavrın edan, hele o kendinden emin cümlelerinle hayranım, hayranıyım her anının oğlum...


5 Senedir her doğum gününde seni yazıyorum. Her sene hep bir kaygı, bu sene ne yazıcam peki, nasıl anlatıcam sana hislerimi, bana hissettirdiklerini? Zaten hiç bir cümle hiç bir ifade anlatamazken bende ki seni, zaten yazmışken geçmiş yıllarda tüm süslü cümleleri nasıl yazıcam bu sene doğum günü yazını nasıl tamamlıcam diye tasalanırken yine sen yetişiyorsun imdadıma. Senin bende ki suretin...

Ne güzelsin sen annecim ne güzel. Kuzgunun annesine görünen güzelliğinden öte, benim yakışıklı oğlumsun. Tatlı dillim, güzel yüreklim, gülen yüzüm, parlayan gözlerim aşkım...
Seni sevmek korkulu rüyadan uyanmak gibi. Seni sevmek çölde kana kana su içmek gibi. Seni sevmek ... Seni sevmek ruhumun en derin ihtiyacı .

İlk defa içimdekileri anlatabileceğim bir şey yakaladım galiba. Sen benim eksik kalan yarımsın annecim. Sanki ben dünyaya gelirken cennette kalan bir parçammışsın gibi,senin gelişinle eksik yanım tamamlandı. Artık tamamım ben. Voltran olduk biz seninle :) Ben senin varlığınla dünyaya karşı daha güçlüyüm, korkusuzum,cesurum, ama sen  söz konusu olunca kırılganım, hassasım, zayıfım.


Seni hayata hazırlamak adına tüm kararlılıklarım tüm o dik duruşum, yine senin bir bakışın, hele o artık aklımı başımdan alan tatlı makul mantıklı konuşmalarınla zaafım zayıflığım oluyor. Evet hayattaki dengesizliğimsin sen benim. Hayata karşı tüm sağlam güçlü olan yanlarım sen söz konusu olunca en hassas en kırılgan taraflarım oluyor. Seviyorum seni çocuk. 

Bu sene doğum gününde anlıyorum ki sen ne kadar yaş alsan da, bende ki sevgin korkutacak derece de senle beraber büyümeye devam etse de, bende ki sen aslında hiç büyümüyorsun. İlk defa bu sene seni bebeği olan annelerin yanında severken garip hissediyorum. Hani sen artık koca çocuk olmuşsun da bebek gibi sevilmeyi geçmişsinde ben hala sana bebek muamelesi yapıyormuşum gibi. Oysa sen o bebeklerin yanında abi olsan da hala benim pamuklarda saklamak istediğim bebeğimsin. İlk günden beri hiç bir şey değişmedi ki. Sana karşı içimden geçen hep bir bebek gibi itina gösterip bir bebek gibi koklayıp sarmak.

Erkek evlada bu kadar alaka doğru mu yanlış mı ben bunları düşünmek ve hesaplarla vakit kaybedip ,içimden gelenleri törpülemek istemiyorum. Gördüm yaşadım ki zaman su misali akıp gidiyor. Geriye yaşananlardan daha çok yaşanamayanların pişmanlığı kalıyor. Şimdilerde bile sevilmeye itirazların başlamışken zaten ben istesem de senin izin vermeyeceğin zamanların yaklaştığını hissederek adeta zamanı kovaladığımın farkındayım. Artık avucumun içindeki  tospik ellerinin  ellerimi tutmaktan utanacağı günler yaklaşıyor farkındayım. Tadını çıkartmaya çalışıyorum sana dokunmanın öpmenin kucaklamanın o doyamadığım kokunu ciğerlerime çekmenin...


Oğlum... Sen benim en karanlık gecelerimin aydınlık sabahı, sen benim en soğuk kışlarımın güneşe kavuşturan baharı, sen benim kurumuş dalları tomurcuklandıran yağmurum, sen benim yağmurdan sonra açan güneşim, sen benim en ulaşılmaz en kuytu köşelerimin ışığı, sen benim sinemdeki en kırılgan yanım...sen benim yaşama nedenim nefesim....iyi ki doğdun annecim. SENİ SONSUZ BİR AŞKLA SEVİYORUM....
Doğum günün kutlu olsun....

Önceki yıllarda yazdığım Doğum günü yazılarımı da oluyabilirsiniz.

Bugün Benim Anne Olduğum Gün
İyi ki Doğdun Gökalp
Gökalp 3 Yaşında
Hoş geldin 4 Yaş

0 36 Aylık Bebek Gelişimi



3. doğum günü nedeniyle içimden gelenleri yazdığım " Gökalp 3 Yaşında" yazımı okuyabilirsiniz.
Ayrıca doğum günü için hazırlık yapan anneler destek için Doğum Günü Partisine Hazırlık Fikirleri yazımı okuyabilirsiniz.

İnternetten derlediğim 36 aylık bebek gelişim notlarında çocukların bu aylarda 4 kelimeli cümleler kurabileceği, kelime kapasitelerinin bilmem kaç tane olacağı gibi bilgilendirmeler var. Fakat bizim evdeki 36 aylık bebek bildiğin koca adam gibi çatır çatır konuşabiliyordu. Hatta konuşmayı da aşmış, kafa tutmalara bile başlamıştı. Sanırım bu gelişim notlarının güncellenmesi gerekiyor.Bunların folik asit öncesi bebeleri ele alan değerlendirmeler olduğunu düşünüyorum; çünkü sadece kendi çocuğumda değil akranlarında da aynı dil gelişimini gözlemleyebiliyordum.
Bu girizgahtan sonra siz bakınız başımıza gelen şu dil becerisine. Bizim evin gevezesi nereden duymuşsa duymuş (evimizde küfürlü konuşma olmaz, tabi burası cami ya da Allah'ın kutsal evlerinden biri değil)" s**tir git" küfrünü diline pelesenk yapmıştı. Yani olur da ilk küfür bu kadar sinkaflı mı olur? Tabi biz anne baba olarak şoklar içerisinde bu küfrü unutturucaz derken daha çok belleğine yerleşmesine sebebiyet verdik. Cahillik işte! Her duyduğumuzda hiddetle bir daha söylememesi gerektiğini vurguladıkça farkında olmadan bu küfüre verdiğimiz tepki nedeniyle daha dikkat kesilmesine sebep olduk. Hatta artık yanımızda söylememeye gayret ediyor fakat yatağında yalnız uyuduğu için mırıl mırıl kendi kendine bu küfrü tekrar ediyordu. Artık o nasıl bir duyguysa, ve söyleyerek kendini nasıl tatmin ediyorsa gizli saklı içindekini dışa vurmaya çalışıyordu. Neyse ki biz koca cahillerin aklı başına geldi. Duymamayı, görmemeyi ve tepki vermeyip, ilgilenmemeyi başarınca bu kabus dolu sözler hayatımızdan epey sonra çıkıp gitti.

Bu 36 aylık bebek o kadar büyümüştü ki artık sabahları servise birlikte bindiği arkadaşlarıyla yer kavgası bile yapar olmuştu. Cam kenarı seçimi daha 36 ayda başlıyormuş hanımlar bu da tarihe not düşülebilir. Sahi ne zaman bu kadar büyüdü bu çocuk? Yer kavgası ne demek bu yaşta? Daha uyku-çiş sorunu tam olarak aşılamadı. Bir yanı çocuk bir yanı koca insan. Zaten bütün bocalamaları ve burnumuzdan getirmeleri de hep bu arada kalmışlıkları yüzünden. Ama bunu her zaman bu bilinçle idrak etmek ne mümkün. Öyle değil midir? "Bilmekle yaşamak bambaşkadır.
Okul hayatıyla birlikte Gökalp hafta içi ve hafta sonu kavramlarını edinmeye başladı. Artık hafta sonunun tatil olduğunu biliyordu.
Parkta yürümeyi bırakın tazı gibi saatlerce oradan oraya koşan bu büyümüşte küçülmüş bebek, iş yolda yürümeye gelince 5 dk bile sürmeden "yoruldum,bacaklarım ağrıdı diye ağlamaya başlayıp,kucak diye tutturuyordu. Uzun bir müddet 4 yaşa kadar da kucak isteği bitmedi.
Okulda kendi başına yemek yemeye başlamasından gayret alarak ona da mutfak masamızda bizimle birlikte yemesi için sandalye aldık. Bir kaç gün masada birlikte yemek için servis açtık. Fakat evde yemek onun için oyundan öteye gidemedi. Biz yemeğimizi yedikten sonra bile tabağından sadece bir kaç kaşık almış olması bu süreçte benimde tahammülsüzlüğümle sona erdi. Ne de olsa okulda kendi yiyor. Yemek yemeyi öğrendi savunması ile hala evdeki yemeklerimi ben yediyorum.

Okulda yapılan doğum günü kutlamaları nedeniyle aylardır kendisine sıranın ne zaman geleceğini sorup duruyordu. Nihayet bu ayda kutlamalar için hazırlıklara başladık. Bu seneki doğum gününde çok bilinçliydi. Parti konseptini kendisi belirledi. En sevdiği çizgi film kahramanı Mcqueen temalı bir doğum günü hazırladık. 
Bu ay en sevdiğim ve hayran olduğum bir yönünü keşfettik. Umarım ve dilerim hiç değişmez. Gökalp kararlarında çok netti. Beğendiği her ne olursa olsun, aynısının farklı alternatifleri bile olsa vazgeçmiyor, onda ısrar ediyordu. Zaman zaman kararsızlığımdan nefret eden benim, oğlumun bu net duruşuna hayran olmamam elimde değildi. Nihayetinde o bir çocuk ve aklının bir diğerine kayması mümkün olan rengarenk bir dünyası var. Ama o renkli dünyada bile kafası karışmıyor bu ne güzel bir duruş.
Ve bu ay ekleyeceğim son notum, okulda yaptığımız mcqueen temalı doğum günü ile 3 yaşa merhaba dedik. Hoşgeldin 3 yaş.


Bunlarda İnternetten derlediğim 36 aylık gelişim notları

Arkadaş edinmek ve sürdürmek için olumlu ilişkiler ve işbirliği yapmak gereklidir. Arkadaşlıklarda çatışmalar kaçınılmazdır. Bu çatışmaların doğru şekilde çözülmesi önemlidir. Anne-babalar da bu konuda yardımcı olabilirler. Çocukların duygularını ifade etmelerine, diğerlerinin düşüncelerini dinlemelerine, sorunu bulmalarına ve birlikte çözüm bulmalarına fırsat verilmelidir.

Çocuğun paylaşmayı öğrenmesine destek olun. Örneğin, herkesin kendi sahip oldukları eşyaları olduğunu öğretin. Örneğin, “O kitap arkadaşının bu kalem senin” gibi. Kullanmak istediğinde izin alması gerektiğini öğretin. Siz de onun eşyasını kullanırken izin isteyin. Paylaşma konusunda örnek olun. Örneğin, çocuğunuz kaleminizi istediğinde verin, yaptığınız davranışın ne olduğunu çocuğa fark ettirin.Paylaşmakta zorlandığını hissettiğinizde paylaşmanın zor olduğunu fark ettiğinizi gösterin. Ödünç verme ve ödünç almayı öğretin. Paylaşma davranışı gördüğünüzde takdir edin.

Makas kullanabileceği faaliyetler yapın. Renkli elişi kağıtlarını istediği şekilde kesmesini ve resim kağıdına yapıştırmasını isteyin. Sonra ne yaptığıyla ilgili konuşa
bilirsiniz.
Zaman zaman çok sevme ile vurma birbirine karışabilir. Duyguyu o an kontrol edemiyor olabilir, bunları zamanla kazanacaktır.

Yaşını ve cinsiyetini bilir, kendisini rahatlıkla ifade edebilir.
Aynı basamağa 2 ayağıyla basmadan ve durmadan merdivenleri çıkabilir. 
Üç tekerlekli bisiklet kullanabilir, kısa süreli tek ayak üzerinde durabilir.
36 aylık bebek gündüz uykusu uyumak istemediğinde onu zorlamak yanlış bir davranış olacaktır. Genellikle bu dönemde çocuğun kendi kendine uyku durumuna geçmesi istenmektedir. Size ihtiyaç duymadan uyumasını sağlamak böylelikle mümkün hale gelecektir.
36 ay bebeğin dil becerilerinin son derece geliştiği bir aydır. Dolayısıyla çocuk pek çok cümleyi rahatlıkla kurabilecektir. Oynarken kendi kendine sürekli konuşur.

0 35 Aylık Bebek Gelişimi

Gökalp okul hayatına 19 aylıkken, önce haftada 3 gün 2 saat oyun grubu ile başladı. Neden bu kadar erken derseniz hem çok hareketli ve kış aylarında evde yalnızlıktan çok sıkılgan bir bebekti hem de ki aslında asıl neden aşırı derecede anne düşkünüydü. Benim dışımda kimselere gitmiyor ve kucağımdan dahi inmek istemiyordu. O nedenle oyun grubu sosyalleşmesine ve anne bağımlılığına iyi gelir diye düşünmüştük. Nispeten faydasını da gördük. Sonraki dönem bu 2 saatlik oyun grubunun yerini haftada 3 yarım gün okulda geçirerek geliştirdi. Fakat okula bir gün gidip bir gün gitmemek, zaten okula hiçbir zaman istekle gitmeyen çocuklarda olduğu gibi Gökalp'te de dengesizliğe neden oldu. Her sabah bugün okula gitmediğim gündü isyanları yaşamaya başlayınca, 3 yarım gün olan okul seyrimizi 5 yarım güne tamamladık. Bu durum beklediğimizden çok daha iyi bir sonuç verdi. Kafa karışıklığı kayboldu okula gitmeme isteği azaldı.

Tuvalet eğitimini tamamlayalı neredeyse 1 sene olmuştu ki Gökalp artık benim nezaretimde oturarak çiş yapmaktan çıkıyor; bir bireyselleşme adımı daha atıp tuvaleti geldiği zaman tek başına gidip ayakta çişini yapabiliyordu. Fakat hala çok sık olmasa da gece çiş kaçırmalarımız ayda 1 ya da bir kaç kez olmak üzere devam ediyor.
Geçen ay sonlandırdığımız öğlen uykusundan sonra 35. ayda daha rahat ettik. Okulun da etkisiyle artık akşam saat 20:00 gibi yatakta oluyor ve 20 -30 dk arasında müziği ile kendi başına uyuyordu. Eskisi kadar çok yanına çağırmada bu dönem için bitti. Bakalım ne kadar sürecek. Sabahları da 07:00-08:00 gibi uyanıyordu. Ama yaz aylarında neredeyse sona eren gece sık kalkmalar ara ara yine peydah olmaya başladı.


Son aylarda canımızı sıkan kötü alışkanlığı oyun sırasında vurma hala devam ediyor. Ortada hiç bir şey yokken anlamsız bir biçimde can yakacak darbeleri, acıtmasından ziyade nedensizliği ve bu tip bir çocuk olmasını istemediğimiz için daha çok moralimizi bozuyor.

Eskiye oranla artık oyuncaklarıyla vs kendini daha çok oyalayabiliyor fakat hala bunaltacak kadar düşkünlüğü bitmiş değil. Bir de son aylarda bir oyuncak arsızlığı ortaya çıktı. Eskiden oyuncakçıya girer orada gözü gönlü doyana kadar oyalanır, bizim seçtiğimiz oyuncağa itiraz etmeden rahatça çıkabilirdik. Fakat artık hem kendisinin seçtiği oyuncağı istiyor hem de oyuncaklarına kıymet vermiyor.(hala da oyuncakları çok kıymetsiz 1 saat içinde ilginin azalması, bozulma, kırılma bizim için olağan oldu artık)


35. aydayız katı gıda başladığından beri blender kullanmadığım halde hala taneli yiyecekleri çiğnemiyoruz. Bezelye, fasulye ve hatta mercimek bu yüzden bizim evde en az pişenler arasında.

35. ayda neredeyse başladığından 1,5 sene sonra artık Gökalp dişlerini fırçaladığımızda ağzını çalkalamayı ve macunu yutmadan tükürmeyi öğrendi.(zaten florürsüz çocuk macunu kullanıyordu)

Bunlarda internetten derlediğim 35 aylık gelişim notları

35 aylık bir çocuk sayı sayabilir mi? Evet ama şimdilik 3’e kadar. Hayır 3 yaşına girdiği için değil, beyin gelişimi şimdilik buna izin verebildiği için. Onun 3 yılı geride bıraktığını anlaması da zordur. Zaman kavramı bu yaş için halen tam olarak bir şeyler ifade etmez. 

Bir çocuğun bu yaşlarda kötü niyetli olarak yalan söylemesi veya hırsızlık yapması imkansızdır. Yalan söyleyerek kendine mutlu olduğu bir dünya yaratmış; hırsızlık yaparak da kendisi için doğal olan, sahiplenme duygusunu tatmin etmiştir. Ayrıca, 3 yaşında bir çocuk markette satılan her şey için para ödediğimizi bilmez. Her ne kadar kötü niyetle yapılmasa da yalan ve hırsızlık cesaretlendirilmemelidir. Onu, karşınıza alıp bir saatlik bir ders vermeniz bir anlam ifade etmeyecektir. Bunun yerine yalancı çoban hikayesini anlatabilirsiniz. Ya da haberi olmadan arkadaşından aldığı oyuncak saati, götürüp birlikte geri verebilirsiniz. Bu şekilde çocuğunuz ‘’yalan ve çalma’’nın kötü ve yapılmaması gereken davranışlar olduğunu anlayacaktır. Cezalandırmak veya ona yalancı, hırsız gibi isimler takmak onu rencide edebilir.


Çocuk büyüdükçe temel bazı ihtiyaçlarda anneye daha az bağımlı olacaktır. Dolayısıyla bu durumda babanın kızı veya oğluyla daha çok tek başına zaman geçirme fırsatı olabilir. Belki birlikte sinemaya veya birşeyler yemeğe gidebilirler. Bu sürede anne için de bağımsız bir zaman adacığı oluşacaktır. Tavsiyemiz evi süpürmek değil, sizinde kendi kız arkadaşlarınızla görüşmeniz olacaktır.

Daha 2 yıl önce yürümeye başlayan ve henüz 4 kelimeli cümleleri kuran küçük insan; sizin bebeğiniz. Bu onun 3. doğum günü partisi olacak. İlkinde izleyici, ikincisinde katılımcıydı, şimdi ise partinin düzenleyicisi. Tabii ki halen sizin yardımınıza ihtiyacı olacaktır. Ona hangi konsepti seçmek istediğini sorun. Belki denizci konseptli, belki de bol balonlu bir parti sipariş edecektir.


0 34 Aylık Bebek Gelişimi

34. ayında Gökalp aylardır yazdığım dayanılmaz, her ay biraz daha artan hırçınlığını frenledi. Artık daha makul, katlanılabilir düzeyde agresifti. Çok enteresan bir biçimde internetten derlediğim aylık gelişim notlarında da bu ay çocukların daha uysallaşacağı yazıyordu.Kesinlikle geçmiş aylara göre daha sakin ve uyumlu bir çocuk olmuştu.

Bu ayın hayatımızdaki miladı Gökalp'in artık öğlen uykularına veda etmesiydi. Okula 3 yarım gün gidiyor. Bilhassa okul dönüşlerinde ki yüksek enerjisi ile uykuya yatmak istememesi yüzünden her ikimizde son derece yıpranıyorduk. Öğlen uyutup gelişimine katkı sağlayacağım derken, uyutmak için hem istemediği bir şeye zorlayıp hem de ağlatarak her ikimizinde psikolojisini yıpratmaktan başka bir şey yapmıyordum. Bu aylardaki çocukların, artık öğlen uykusuna yatmasının gerekli olmadığını okuduğumda bu inattan vazgeçtim. İyi ki de öyle yapmışım. Gündüz uykusunu kaldırınca gece uykusuna daha çabuk ve itirazsız dalmaya başladı. Yatarken pış isteğini kırmak için kararlılığım sonuç vermeye başladı. Pış yapın yerini en azında yanım ol demek olan "amin yap"(oda içinde ileri geri yürürken tesbih çekmem) aldı. Gece kendini kaybetmiş bir biçimde saldırgan ağlamalarına neden olan gece terörü sona erdi.Fakat gece korkulu rüya görme, ya da daha evvel gördüğü rüyaları, uykusu hafifleyince tekrar görmekten korkarak uyanma bu ayda da devam etti.

         (Her sene olduğu gibi yılın ilk günü dede balığın doğum gününü kutladık)
Bu ay tüm dişlerimizi tamamladık. Diş çıkartma sürecini bitirdik.
Anne bağımlılığının azalmaması ve bana olan düşkünlüğü nedeniyle baba ile daha az vakit geçirmeyi tercih etmesinden dolayı okul pedegogumuzun yönlendirmesi ile artık banyolarını babası ile yapmaya başladı. Bu duruma itirazsız uyum sağladı. Hem bana nefes alacak bir alan doğdu. Hem baba oğul birlikte eğlenceli bir süreç yaşamaya başladılar.
Ve 34. ayda Gökalp kara olan soğukluğunu kırıyor ve her çocuk gibi kar aşığı oluyordu.

Ve bana yıllarrr yıllarrr gibi gelen 3 senenin sonunda nihayet ben de insani vasıflarımı kullanmaya başladım. İlk defa bu ayda tekrar kendimle ilgilenmeye, spor yapmaya, kitap okumaya, ve internetten dönemin en popüler film ve dizilerini izleyemeye başladım. Ve böylece ilk defa merhaba hem kendim olduğum hem de anne olabildiğim hayat diyebildim.

Bunlarda İnternetten derlediğim 34 aylık gelişim notları:

Bebeğiniz bu ayda; daha uyumlu bir çocuk olur. İnatçılığı azalır. Yaşıtlarıyla bir arada olmaktan hoşlanır. Oyun kurar.

Ne, nerede ve kim gibi sorular sorar. Kendi başına giysilerini çıkarır ve giymeye başlar. Düğme ilikleyebilir. Bazı çocularda bu gelişim evreleri 3-4 yaş arasına da kayabilir, endişelenmeyin. İki aşamalı komutları yerine getirebilir. 

Herhangi bir durum için ebeveynlerinden birini tercih edebilir. “Kitabımı baba okusun, beni anne yıkasın” gibi talepleri olabilir.

İki ve üç yaş arası çocuklar gecede 11 saat ve gündüz öğleden sonra bir buçuk-iki saatlik uykuya ihtiyaç duyar. Genellikle akşam 7.00-9.00 arası yatar ve sabah 6.30-8.00 arası kalkarlar. Bazı çocuklar gündüz uykusunu sevmeyebilir, böyle bir durumda zorlamayın.Bu günlerde belki de çocuğunuzun yatma zamanı endişeleri olduğunu fark edeceksiniz.Karanlıktan korkma, yatağın altında canavar çocuklarda sık rastlanan endişelerdir, dolayısı ile aşırı endişelenmeyin. Korkular çocuğunuzun gelişiminin normal parçalarıdır. Eğer kabus görürse, hemen ona gidin ve onu sakinleştirirken gördüğü kötü rüya hakkında konuşun, eğer kötü rüyalar devam ediyorsa günlük hayatında bunun kaynağını bulmaya çalışın. 

Çocuğunuza yaptıklarının nedenlerini tam olarak anlatmaya çalışın. Bu şekilde onun doğal neden-sonuç mekanizmasını güçlendirebilirsiniz.Çocuğun bazı şeyleri yapılması gerektiği için yapmaya çalışması en doğal olanıdır. Dişini fırçalaması sağlıklı dişlere sahip olmak için önemlidir, yıldız çıkartma almak için değil.

5 – 6 yaşına kadar çocukların geceleri alt ıslatma sorunu yaşayabildikleri görülmektedir. Özellikle ırsi nedenlerle alt ıslatma sık görülmektedir.

Çocuğunuz dil gelişimi de daha iyi durumdadır. Daha akıcı konuşmaya çalışır. Kelime hazinesi artmaktadır. Kendine kendine resim yapmaktan, boyamaktan, resimli kitapları karıştırmaktan zevk alır. Kendi kendine şarkılar söyler. Kendine has oyunlar geliştirmeye çalışır.


4 Bademcik,Faranjit, Boğaz Enfeksiyonu İçin Doğal Çözüm "Udihindi"

Kış ayları ve okul birlikteliğinin kaçınılmaz bir sonucu da çocuklarda tezahür eden ve önlenemeyen bir hastalık döngüsünün varoluşudur. Maalesef bir tek çocuğun hastalığı diğer tüm çocuklarında muzdarip olmasına yeterli olmakta, biz annelerde ilaç tüketmek durumunda kalan evlatlarımız adına sıkıntı yaşamaktayız. Ben de sizler gibi kış boyunca yaşanacak bu süreci nasıl ilaç ya da antibiyotik kullanmadan aşarım sorunsalı ile mücadele ederken Gökalp'in "anne bovazım ağrıyor, yutamıyorum" demesiyle araştırmalarım sırasında rastladım "udihindi" ağacına. Bir çok faydası olan ama nedense bizler tarafından pekte bilinmeyen bu ağacın, bize yaşattığı mucizesini hepinizle paylaşmak ve sizleri de faydalandırmak isteği ile yazıyorum bu yazıyı. Hadislerde bile var olan peygamberimizin 7 hastalığın şifasıdır dediği bu ağacın internetten derleğim faydalarını özetleyerek önce biraz fikir vermek isterim. Ben sadece bir kısmını aldım; siz ismiyle arama motorlarından taratırsanız neredeyse şifa olmadığı hastalık kalmadığını göreceksiniz.


"Ödağacı, Hindistan ödağacı, Ud-i hindi, Kust-i bahri, Acıgıcı, Güneğik, Mavi sütleğen, Acımarul, Hindiba olarakta bilinir. En çok Hindistan’da yetişir ve kullanılır.Ud-i Hindi’nin kökü, dalları ve kabuğu hoş kokulu bir ağaçtır. Kokusu keskin, baharlı, zencefil kokusuna yakın ve reçinemsidir.

Bir kaşık bal, içinde 3-5 gram propolis, 3-5 gr ud-i hindi karışımı en güzel antibiyotiktir.

Ud-i Hindi Faydaları:

* Boğaz ağrısına iyi gelir,
* Bademcik iltihabına çok faydalıdır,
* Akciğer rahatsızlıkları için yararlıdır,
* İdrar tutukluğuna iyi gelir,
* balgam söktürücü olarak etkilidir,
* gut hastalığı,
* karaciğer ve safra kesesi ağrıları,
* kansızlık,
* karaciğer temizleyici,
* kaşıntı ve egzama,
* sarılık,
* gastrit,
* zorlukla işeme ve kan işeme,
* dalak hastalıkları,
* küçük çocuklarda solucan ve şerit,
* bronşit ve öksürük için de faydalıdır.
* Merkezi sinir sistemini sakinleştirici etkisi vardır.
* Mikropları öldürücü etkisi de vardır."




Gelelim bize; aslında boğaz ağrıları ve bademcik için toz haline getirilip boğaza üflenmesi ya da zeytinyağı ile karıştırılıp burun damlası olarak damlatılması önerilmiş. Fakat bu tarifi uygulayacağımızın bir çocuk olduğunu ve itiraz edeceğini öngörünce alternatif tarifi uygulamaya karar verdim. İşte tarif:

-1 TATLI KAŞIĞI BAL (iyi bal olmasında fayda var)
-1 ÇAY KAŞIĞI UDİHİNDİ 
bu karışımı sabah ve akşam aç tok fark etmez 1 çay kaşığı içiriyorsunuz. Karışımı hazırladıktan sonra bekleme süresi yok; hemen tüketebilirsiniz. Bala metal değmemesi gerektiği gerçeğini unutmadan küçük tahta tatlı kaşıklarını ya da plastik ilaç kaşıklarını kullanabilirsiniz. Karşımı üzerine folyo kağıdı örterek normal oda sıcaklığında muhafaza ettim.

Önce bir dal udihindiyi rendenin küçük gözünde rendeledim; fakat tabi yine de toz haline gelmedi. Rendelediğim udihindiyi havanda döverek incelttim. Siz uğraşmak istemezseniz aktarlarda toz halinde de satılıyor.Çıkan tozu çay kaşığı ile ölçtüm. Kaç çay kaşığı toz çıkmışsa o kadar tatlı kaşığı balı ilave ederek karışımımı hazırladım. 14 gün sabah akşam yedirecek kadar karışım hazırlamış oldum. Karışım reçine haline geldi. Ama şunu söylemeliyim içinde her ne kadar bal olsa da tadı gerçekten kötü oluyor. O nedenle yedirmekte biraz zorlanacaksınız haberiniz olsun. Hemen arkasından su istiyorlar, iltihabı boğazdan sökmesi için ne kadar geç su ya da başka bir şey yemesine müsade ederseniz o kadar çok ve çabuk fayda sağlarsınız. Ben su vermemek için lokum ya da yumuşak şekerlemelerden verip ağzının tatlanmasını sağladım. Bu arada araştırmalarımda iki çeşit udihindi olduğunu, ve beyaz olanın yakıcılığının daha az olduğunu öğrendim. Fakat Eminönü baharatçılarında dahi beyaz renkli olanını bulamadım. Ne kadar doğru bilemiyorum o rengin getirilmediği bilgisini verdiler. Sonuç olarak 3 gün içinde yutkunma zorluğu sona erdi. 1 hafta içinde de boğazdaki iltihap söküldü gitti. Biz de mucizevi şekilde antibiyotik kullanmadan boğaz ağrılarından ve bademcikteki iltihaptan kurtulmuş olduk. Darısı sizlerin başına. Ama şunu üstüne basarak vurgulamak istiyorum. Ben bu tarifi belirtiler başlar başlamaz uyguladım. Belki de bu yüzden hemen sonuç aldım. Sizler bir kaç gün denedikten sonra gelişme yaşamazsanız, lütfen çocuğunuzu doktora götürmeyi ihmal etmeyin. Sonuç almayı bekleyerek hastalık sürecini uzatmanın bir anlamı olmaz.


Bu arada bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için her sabah aç karnına 10 damla umca içirmeyi hiç ihmal etmem. Aslında sabah, öğle ve akşam içirilmesi tavsiye olunur; fakat hasta olmadığı ya da hastalık belirtileri olmadığı sürece sadece sabah içirmeyi tercih ediyorum.
Ayrıca her akşam yatmadan evvel ev yapımı burun spreyimizle burnumuzu temizleyerek mikropların tutunmasına olanak vermiyoruz.

ÇOK ÖNEMLİ NOT: BALLI TARİF 1 YAŞ SONRASI ÇOCUKLAR İÇİNDİR. BAL 1 YAŞINA KADAR ÇOCUKLARIN KULLANMASI YASAK BESİNLER ARASINDADIR.

Benzer yazılarım:



0 33 Aylık Bebek Gelişimi

Gökalp doğduğu gün itibarıyla uyku problemi olan bir çocuktu. Aslında tüm yaşadıklarımızdan yola çıkarak bugün geçmişi irdelediğimde yaşadıklarımızın hepsinin ayrılık kaygısı nedeniyle olduğunu fark edebiliyorum. Bu girişi neden yaptım; çünkü Gökalp ilk defa 33. ayda okulda yalnız uyudu. Okul pedegogumuz ve psikoloğumuzla yaptığımız görüşmelerde hep uyku sorunundan söz ediyor olmamdan dolayı onlar tarafından bir de bu şekilde deneyelim teklifi olmuş ve Gökalp okulda uyutulmaya karar verilmişti. Aslında Gökalp okula yarım gün gidiyordu. İlgi ve alakalarından son derece memnun olduğum "Düşler Şatosu" bu konuda da beni yalnız bırakmadı. Durumu özendirmek adına okul için birlikte yorgan, nevresim,pijama seçtik. Orada tüm arkadaşlarıyla birlikte uyumanın nasıl keyifli olacağından söz ettik. Nitekim ilk gün okulda 25 dk kadar uyumayı başardı. E peki bir şeyler düzeldi mi? Ben yazıyım siz okuyun.

(Yerli malı haftasının en sulu ama en tatlı limonu)

İlk günden sonra 1 hafta 10 günü bulan denemeler, serbest bırakmalar, ağlamalardan sonra Gökalp artık uyku odasına gitmiyor ve tek başına olsa da sınıfta kalmayı tercih ediyordu. Böylece benden başka uyutma denemesi yapan anneanne, babaanne, teyzeden sonra öğretmenleri de başarısız oluyordu.

İşin kötü tarafı okulda uyutacaklar diye artık okula da gitmek istemiyordu. Aslında sonuç alamayacağımızı görüp okulda uyuması fikrinden vazgeçmiştik ve öğlen servisiyle eve geliyordu. Fakat yine de okulda uyumayacağı konusunda ikna edilemiyordu. En sonunda servisle yorganı ve pijamalarını kendisi eve getirdiğinde tamamen aşamasakta nispeten bu konuda rahatlamasını sağlamıştık.

Cümlenin başında dedim ya "bugünden geçmişi irdelediğimde" bakın neler yazmışım 33 aylık notlarıma. Akşam kendi başına uyuması bu ay 1 saate kadar uzadı. Üstelik bu süreçte sürekli çeşitli bahanelerle yanına çağırıyordu.

Uzun zaman sonra ilk defa bu ay gece sık kalkmalar ve hırçınlaşarak uykuya itirazları başlamıştı.

Mütemadiyen her ay yazdığım gibi bu ayda son derece hırçın inatçı ve ağlaktı. Öyle ki hiç bu kadar olmamıştı hissi uyandıyordu. Kendimi öyle çaresi hissediyordum ki zaman zaman ağladığım oluyordu.

Yine ilk defa 33. ayda seni sevmiyorum demeler ve kollarını bağlayıp küsüp gitmeler başladı.

Ve şimdiye kadar yazdıklarımı bugünün 4,5 yaşındaki Gökalp'in annesi olarak anlıyorum ki okulda uyutulmasına karar vermem onu büsbütün hırçınlaştırmıştı. Evde daha aksi, uyurken daha zorlanan, hatta gece tekrar uyanmaya başlayan bir çocuk olmuştu. Çaresizce bana olan düşkünlüğünü törpülemeye çalışıyorken meğerse ayrılık kaygısını pekiştirmiştim. Fakat denemeden bilemezdim.


Bu ayda okul hayatımızın ilk karnesini aldık. Aman ne büyük gurur anlatamam.

Yine ilk defa 33. ayda artık taş devrinden kalma sürüş tekniğini bırakıp bisikletin pedallarını çevirmeye başlıyordu.

İlk defa bu ay şehir tiyatrolarında "Kedi İle Palyaço" oyununu izledi. Palyaçodan çok korktu. Kendi koltuğu olmasına rağmen oyunu sonuna kadar kucağımda izledi. Oyunu çok beğendi.

Bu ayda ilk defa algılarındaki farkındalığı çevremizdeki arabaları gördüğünde bilmesiyle daha net anlamış olduk. Artık bizim, babaannesinin, dede balığın araba markasını dışarıda gördüğünde tanıyordu.

Ve bu ay yeni bir yıla girmenin coşkusuyla süslenmiş sokaklardan ve avmlerden hatıralar oluşturduk. Her türlü maskotu sevmediği gibi noel babayı da sevmedi benim küçük eleştirmenim.



Yılbaşı gecesini de babanemizde biz bize kutlayarak 2013'ü karşıladık.

Bu aydan bize kalan en komik cümleler ise;

Okul arkadaşlarından Rüzgar'ın kendini ısırışını dramatik bir dille:

-"Anne Rüzgar beni yedi" olarak anlatmasıydı.

Yine her sabah yüz yıkama faslından nefret eden küçük sinirli adamı ikna edebilmek için gözündeki çapakları yıkamazsak, gözün kapanır kandırmacama;

-"Bu gözlerimde ki çıplaklar neden gitmiyor anne"diye yanıt vermesi ayrı bir gülüş sebebiydi.

Bunlarda internetten derlediğim 33 aylık gelişim notları:


33 aylık bebek kendini bir imparator sanıyordur. Her şey onun direktifi altındadır, o her şeyin sahibidir ve ne derse hemen yapılmalıdır!! Tipik bir çocuk gelişim sürecinde bu tür davranışlar görülebilir.

Gelişen fiziksel kapasitesiyle birlikte becerileri daha da gelişir. Merdivenlerden inip çıkabilir. Parmak uçlarına basarak yürüyebilir. El hareketleri daha becerili ve dengelidir. Çocuğunuz her ne kadar basamaklardan kendi inip çıkabilse de yine de temkinli olmakta fayda vardır. Güvenliği açısından onu çok fazla bu şekilde yalnız bırakmamak gerekir.

Ellerini rahatlıkla yıkayıp silebilir. Ayak ve bacak kasları güçlendiği için rahatlıkla hoplayıp zıplayabilir.

Duygularında zaman zaman gelgitler yaşanabilir. Oldukça neşeli olan çocuğunuz istenmeyen bir şey yaptığınızda sinirlenebilir ve hatta öfke krizleri yaşayabilir. Bu dönemlerde bir takım nedenlerden dolayı bazı saldırgan davranışlar da gösterebilir. Bu genelde öğrenilmiş olan davranışlardır. Duygularını bu şekilde ifade ederek bir yere varmaya çalışıyor olabilir. Eğer bu tür davranışları önceden olmayıp yeni başladıysa bunun nedenlerini araştırabilirsiniz. Çocukta saldırganlığa yol açan şeyi onun iyi gözlemleyerek bulmaya çalışabilirsiniz. Gerekirse bu konuda profesyonel bir yardım alabilirsiniz.


Çocukları bu dönemlerde en çok strese sokan şeylerden birisi de anne ve babasından ayrılma korkusudur. Çocuğun sizin onu terk edip gitmeyeceğini bilmesi gerekir. Ona bu güveni aşılamanız gerekir. Çocuktan kısa süreli olarak ayrılsanız bile ona döneceğinizi belirtin. Ona hoşça kal deyin. Ne zaman geleceğinizi söyleyin. Sizin geri döneceğinizden emin olursa sizden daha uzun süre ayrı kalabilecektir.

Zihinsel kapasitesi de geliştiği için size şakalar bile yapabilir. Hatta bu şakalarla sizi kızdırmaktan zevk bile alabilir. Fakat henüz tam olarak iyi ve kötü, doğru ve yanlış kavramları yerleşmemiştir. Her şeyi tam olarak tahlil edemeyecektir. Bu konuda siz ebeveyn olarak yönlendirici bir rol oynamalısınız.

Artık kendi başına bir birey olmuştur. Onun artık kendine özgü bir beğini dünyası vardır. Beğenmediği şeyler vardır. Sevdiği yemekler ve sevmediği yemekler vardır. Sevdiği ve sevmediği kişiler vardır. Bunlardan dolayı onu artık eskisi gibi tam olarak kendi düşünceniz etrafında yönlendirmeniz zor olacaktır. Çünkü itirazlarla karşılaşmanız muhtemeldir.


33 aylık bebek sizi taklit konusunda en yüksek performansı sağlamaya başlamıştır. Ona başkalarına karşı nazik davranmayı öğretebilirsiniz, bunun yanında kibar kelimeler kullanmasını sağlayabilirsiniz. Sizin insanlara karşı nasıl davrandığınız aynı zamanda onun da davranış şeklinin belirlenmesini sağlayacaktır. Ona sevginizi göstermeniz onun da sevgisini başkalarına göstermesini kolaylaştıracaktır.


0 32 Aylık Bebek Gelişimi

32. ayda artık nihayet bizim hayatımıza da kitaplar giriyordu. Nasıl yani daha önce de kitaplarından söz etmiştin diyecekleriniz için şöyle yazıyım; kitap bir fotoğraf albümü muamelesi görmekten çıkıp artık okunan bir şey olmakla bizim evde de kendi misyonuna geri dönüyordu. Bu ay kitaplara hem resimlerine bakarak hem de hikayelerini okuyarak nispeten daha fazla ilgi duymaya başladı.

Geçtiğimiz aylarda bir de arabada başlayan kriz hallerimiz yine nispeten daha sakin bir hal aldı. Yaptığımız cd sayesinde radyoda çıkan şarkıları tekrar dinlemek için kopardığı yaygarayı azaltmıştık; üstelik artık iyiden iyiye konuşabildiği için aramızda küçük küçük sohbetler ederek yol alabiliyorduk.

Yaz aylarında enerjisini her anlamda tüketebildiği için sık uyanmasının azalmasıyla birlikte gece de kendi yatağında uyutmaya başlamıştım sabah uyanıp yanıma geliyordu. Fakat Ekim ayı ile birlikte havaların soğuması ve gece üzerini açıyor olması yüzünden tekrar yanımda yatırmaya başladım. Gece boyunca atık hiç uyanmıyor ve sabah 08:00 civarı uyanıyordu. Yani buradan kocaman bir müjde verebilirim. 2 yaşla birlikte sık uyanma azalıyor; 2,5 yaş civarı sona eriyor sevgili anneler. En azından bizim seyrimizde böyle oldu. Gelsin, mışıl mışıl mı dersiniz, horul horul mu dersiniz uykular. Ohh be...

Gece çişe kalkma sayımızı iki defaya düşürdüm. Akşam uykusuna 21:00 civarında yattıktan sonra, kendim yatmadan evvel 23:30-24:00 civarı ve gece 03:00-03:30 gibi yatağında uyandırmadan çiş kabına çişini yaptırıyordum. 4 yaşa kadar ayda bazen sadece 1 kere bazen bir kaç kere kaçırmalar devam etti. 4 yaştan sonra sadece 23:30-24:00 civarı aldığım çişi ile sabaha kadar çiş kaçırmadan uyumaya devam etti.


Geçen ay 1 hafta süren akşam yatırmalarımda pış yap anne isteği bu ay adeta ayyuka çıktı 3 hafta boyunca kendi başına uyumamak için pış yapayım diye ağlandı. Yani uyku eğitiminin üzerinden neredeyse 6 ay geçti hala bu konuda düzensizlikler yaşıyorduk. Bazı günler ve de haftalar itirazsız kendi başına ninnileri ile uyurken bazen böyle haftaları bulan geri dönüşleri oluyordu. Ama bunun bir sınırları zorlama ve kimin sözünün geçtiğinin imtihanı olduğunun farkındaydım ve ağlamasına rağmen son ana kadar pışını yapmadan uyumasına gayret ettim.

Bu ay hayatımıza yıllar sürecek ve hala etkisini hissettiğimiz kabızlık korkusu girdi. Tuvalet eğitiminde, uyku eğitiminin aksine hiç gerilemeyen Gökalp ilk kabızlık tecrübesinden sonra sorunun aşılmasına rağmen o korkuyla günler süren kaka tutmalara başlamıştı. Kabız olmadığı halde bu sefer tuttuğu için kabızlık yaşıyordu. Bu konuda pek çok dertli anne var biliyorum ve bu satırları ah bir çare mi umuduyla okuyorsanız ben de bu soruna yaş 4,5 olmuş kesin bir çözüm bulabilmiş değilim. Konuşarak, korkutmadan kakayla ilgili hikayeler uydurarak (kakanın pis bir şey olduğu karnını çok ağrıtacağı, hastaneye yatmak zorunda kalacağı, doktorların kakasını almak zorunda kalırsa canının daha çok yanacağı gibi ) ve bazen kızarak zorla yaptırdığım oluyor. Tek yardım edebildiğim şeyse tuvalette yanında olmak, bana sarılarak güç almasını sağlamak.



Ay ayy ay yine bu ay bir de hayatımıza burun karıştırmanın iğrençliği girdi. 2 yaş sendromlu inatçı bir keçiye yapma dedikçe inadına yaptığı bu yeni keşif neyse ki bir kaç hafta sonra ilgisiz kalmaya çalışmamızla hararetini yitirdi.

Sendrom mu ayıpsınız aynen devam, Yapışıklık artık yazılamayacak boyutta. Mümkün olsa anne rahmine geri dönecek.

Konuşmanın ötesinde artık tüme varım ve mantıksal çıkarımlarıyla cümle kurmaya başlayan bizim evin küçük bilmişinden bu ayda bize kalan hatıralara bir kaç örnek vermek istiyorum.

Mesela sabahları birlikte uyandığımız için, aynı yatakta yatmak bile bana yakın hissettirmediğinden üzerinde sağımda solumda temas halinde yapışık olmayı seven Gökalp ilk defa ağız kokumdan rahatsızlığını bu ay ifade etti. Bana bakıp " anne senden kötü bir koku geliyor" dediği sabah, bir kadın için utanç verici bu durum bir annenin minik bebeğinin ağzından dökülünce kahkaha sebebi olmuştu.

Düne kadar patır kütür oyuncaklarıyla gürültü yapıp tarafımızca uyarılan bay doğru mutfakta çıkan tencere tava sesine koşup gelip "anne gürültü yapma komşular rahatsız olur" diyerek bayan yanlışı uyarmaya başlamıştı.

Bizim ona öğretmeye çalıştığımız adabı muaşeret kurallarını bize satmaya çalışarak "baba ne söylenmez, efendim denir" diye nasihat veriyordu.

Bu dönemde pek meşhur olan şarkı nedeniyle babasıyla asansörde karşılaştıkları koreli komşularımızın, asansörden inmesiyle birlikte babasına dönüp "baba o gangnam style" mı" deyivermesi sonrasında da bizi anlatıp anlatıp güldürmüştü.

Bunlarda internetten derlediğim 32 aylık gelişim notları:

Çizgiler çizebilir. Çocuğunuz çizmeye başladığında yazmak için ilk aşamayı gerçekleştirmiş olup bu ilk aşama bile bir çok çocuk için çok zor gelir. Onun hoşuna giden şeyler çizin ve ilgisini çekin. Sizi taklit ederek kalem tutmayı ve çizmeyi öğrenir. Boyaları kullanır ama ondan herhangi bir şeyin resmini yapmasını beklemeyin. Hoşlanıp hoşlanmadığını deneyin ve ona parmak boyası ve büyük (en az A3 veya bir gazete kağıdı büyüklüğünde) boş kağıtlar temin edin. Kullanılmış bilgisayar kağıtlarının temiz yüzleri idealdir. Bu onun için fırça kullanmaktan daha kolay ve geliştirici olur. Su veya çamurla oynuyormuş gibidir. Bir palet veya tabağa bir çok rengin her birinden biraz koyun (siyah favori renktir), boyaları karıştırmasını ve karışımdan hangi renkler çıkacağını görmesini sağlayın.


Bu yaşta kağıda boya sürmek ana konudur. Çocuğunuzun her hangi bir şeyin resmini yapmasını beklemeyin. 
Kurşun kalem ve tükenmez kalemden sakının çünkü onlar yeterinden fazla sivri olup üzerlerine düşülmesi veya yanlışlıkla yüze batması sonucu zarar verebilirler. İstediği sıklıkta çiziştirmesine müsaade edin fakat rahatsız olduğunda ara verin. Çocuğunuza artistik çabalarını önündeki kağıtta sınırlı tutmasını söyleyin, gerçi siz ne kadar tembih ederseniz edin o gene de duvara (zemine veya yepyeni kitabınıza) dayanamayacaktır. Dolayısı ile birkaç defa temizliğe hazır olun, bu amaçla silinebilir boyaları tercih edin. Ama elindeki kalemlerini yemesine müsaade etmeyin.

3 yaşına yaklaşan bir çocuk ‘’yap-inan’’ oyunları oynamaktan zevk alacaktır. Elindeki bir sihirli değnekle dünyayı değiştirebileceğini veya sırtındaki pelerinle ‘’süpermen’’ e dönüşebileceğini düşünür. Ya da kızınız oyuncak bebeğini beslerken aynı sizin ona olan yaklaşımınızı sergileyecektir. Çocukların hayal dünyası bu yaşlarda gayet derin olabilir. 


32 Aylık bir çocuk arkadaşlarıyla daha sık görüşmek isteyebilir. Ancak etkileşimli oyun ve sempati kurmak onun için halen zordur.

2 yaş sendromu devam ediyor olabilir. Çocuğunuzun yapmak istedikleriyle yapabildikleri arasındaki uçurum ona öfke nöbetleri yaşatabilir. Dünyaca ünlü psikiyatrist Aletha J.Solter ağlamanın kesinlikle kötü olarak etiketlenmemsi gerektiğine vurgu yapmaktadır. Öfkelendiğinde onu engellemek ve ‘’öfkelenme ‘’ demek anlamsızdır. Çocuk öfkeyi de yaşayabilmeli ve isterse ağlayabilmelidir. Solter, ağlamanın da engellenmemesi gerektiğini ve çocuğun içini boşaltmasına izin verilmesi gerektiğini savunmaktadır. Ancak o ağlarken tek başına bırakmamalısınız. Onun yanında olduğunuzu hissettirmeli, hatta sırtını okşamalısınız. 

Minik kahramanınızın yeni korkuları da olabilir. Korkularını yok saymak en büyük yanlış olacaktır. Onun bulunduğu merdivene inin ve hayata onun seviyesinden bakın. ‘’Hayır canavar diye bir şey yok’ demeyin. 
Odasında mutlaka bir canavar olduğuna inanıyorsa, onu anladığınızı ve çok korktuğunu bildiğinizi söyleyin. Bu onu rahatlatacaktır. Mutfakta yapacağınız bir ilaçla (su olabilir!) özel bir sprey geliştirebilirsiniz. Bunu yatağın altına sıkınca canavarın yok olacağını söyleyin. Sonra kahramanınızı güzelce bir kucaklayın, 
Çocuğunuzun daha rahat uyuduğunu görebilirsiniz.


0 31 Aylık Bebek Gelişimi

31. aya iki güzel bayramdan söz ederek girmek istiyorum. Lakin aylardır çok hırçın ve bana yapışık ikilemini bir türlü aşamadık. Her ay bu anlamda sanki hiç ilerleme kaydetmiyor bir önceki ayın tekrarını yaşıyor gibiyiz. Tekrar tamamda üst üste yaşanan kriz halleri bütün sinirleri harap ediyor. Bitmek tükenmek bilmeyen bir sinir harbinde sakin kalmayı başarmak gerçekten güçleşmeye başladı.
Neyse cümleye böyle başlamıcam dedim ama söz döndü dolaştı yine aynı yere geldi. Eee dervişin fikri neyse zikri de o olurmuş benimkisi de o hesap. 


Bu ay geçtiğimiz yılda olduğu gibi Cumhuriyet Bayramı kutlamaları için Bağdat caddesini seçtik. Oldum olası bayrak sevgisi fazlaca olan evin küçük neferi bu sene daha bir bilinçle kutladı bayramı. Cadde deki muazzam ve coşkulu kalabalıkta zaten doğuştan var olan enerjisine enerji kattı. Nice bağımsız laik demokrat yıllar görün çocuklar. Geleceğiniz hep çağdaş ve aydınlık olsun.




Bu ayın diğer bayramı ise Kurban Bayramı idi. Bizde her müslüman Türk ailesi gibi kurbanımızı kesip büyüklerimizi ziyaret ederek geçirdik bu haftayı. Tabi Gökalp ne kurban kesilişine şahit oldu ne de herhangi bir yerde, dikkat edişimizle, tesadüf eseri böyle bir manzara ile karşılaşmadı.

Girişte de yazdığım gibi 31. ayda da hala hırçın hala yapışıktı. Aslında kendi kendine oynama süresi biraz daha uzamış gibiydi ama benim onun yanında olmam lazımdı. Mutfakta ya da salonda fark etmez olduğum yerde kendi başına oynuyor fakat yalnız kalmıyordu.



Okulla birlikte hayatımıza yeni yeni durumlar dahil oluyor ve biz ilk defa veli toplantısına gidiyorduk. Ne heyecan yaptım. Tabii ki bu yaşta her çocuğun annesine dendiği gibi bana da olumlu şeyler anlatıldı.
Geçen ay yatarken her zamankinden fazla çıkarttığı krizler 1 hafta kadar sürdü sonrasında tekrar eski haline geri döndü. Yarım gün okula gittiği için okuldan öğlen eve geldiğinde enerjisi çok yüksek oluyor ve uykuya dalmada güçlük çekiyordu. Ancak pışla uyutabiliyordum. Fakat akşamları ninnilerini dinleyerek yine kendi başına uyuyordu. Tabi beni milyon kere çağırdıktan sonra.
Bu ay ilk defa hayatımıza bir de büyüme ağrıları girdi. Yaklaşık 2 sene kadar her ay bazı günlerde bu ağrılar nedeniyle uykularımız bölündü. Doktorumdan aldığım bilgiyle ağrı eşiğini yükseltmek ve dayanıklılığını arttırabilmek için önceleri evdeki her hangi bir vücut losyonunu merhemmişçesine bacaklarına sürüp ağrının geçeceğini telkin ederek uyuttum. Ancak çok şiddetli, losyon kandırmacasıyla geçiremediğim ağrılarda ağrı kesici şurup verdim.

Bu ay hayatımıza BAŞKALARININ sokuşturması ile çikolata girdi. Babamın vefatı sırasında kendisiyle ilgilenen hısım akraba sağ olsun (öpüyorum hepinizi) ilk defa sayelerinde çikolata ve türevi yiyecekleri tatmıştı.Bu ay da Kurban Bayramı dolayısıyla engellenemez bir biçimde gittiğimiz her hanede çikolatanın eşsiz tadına iyice varmış olduk. Haliyle sonrasında çikolata ister bir çocuk oldu. Fakat yine de durumun kontrolümden çıkmasına müsade etmedim.

Tuvalet eğitiminde hiç geri dönüş yaşamadık. Gündüz sıkıntımız yoktu; fakat geceleri hala kendi çişe kalkmıyor ve zaman zaman yatağını ıslatıyordu. Genelde gece de 2 kere çişini almaya çalışıyordum fakat bazen uykuya yenik düşüyordum.




31. aydayız;  bu uşak eliyle bir obje tutmaya başladığı 6 aydan beri hala ve hala her şeyi ağzına sokuyor. Yok önünü alamıyorum.
Bir de bu ay kelimeleri tekrar etmeye başlayarak kekelemeye mi başlıyor kaygısı yaşattı. O kadar hızlı düşünüyor ve seri konuşmak istiyordu ki aynı kelime de takılıp kalıyor 3 kere üst üste tekrarladığı oluyordu. Neyse ki bir kaç ay sürdü ve geçti.

Son aylarda arabayla bir yere gitmekte sorun olmaya başlamıştı. Radyoda çalan şarkıları ya beğenmiyor ya da çalan şarkı bittikten sonra tekrar dinlemek için arıza çıkartıyordu. Sevdiği parçalardan bir cd yaptırarak bu sorunu da ortadan kaldırmış olduk.


Artık saç traşı olurken korkmasın diye tercih ettiğimiz çocuk kuaförlerinin yerini babamızın berberi Burhan abisi alıyor ve bizim bebeto bu anlamda da çocuk sınıfına terfi ediyordu.


Kelimeleri doğru ve olması yerde kullandığı gibi "Teşekkür Ederim" - "Özür Dilerim" - "Önemli Değil" - "Alabilir miyim" gibi duruma göre, adabında cümleler kurabiliyordu.
Renkleri bazen karıştırsa da öğrenmişti.
Adını soyadını ve adresimizi biliyordu.Artık sadece aklına geldiği gibi konuşmuyor; mantık yürütüyor ve durum yorumluyordu. Mesela:

-"Anne bana kek yap boşlu olsun" (sade olsun)
-"Anne sen okula gelemezsin ki sandalyeye sığmazsın büyüksün"
-"Baba sen benim yatağıma yatamazsın ki büyüksün"
Yatmamak için gevezelik yaptığı bir akşamda:
-"Oğlum yat uyu sabah kalkınca anlatırsın"
-"Ama sabah unuturum anne" gibi gibi bize göre yaşından çok büyük cümleler kuruyor; hatta konuşsun diye ağzının içine baktığımız küçük bülbül artık resmen şakıyordu.


Bunlarda internetten derlediğim 31 aylık gelişim notları:

Duygu durumlarını anlamaya başlar. Arkadaşının niye kızgın olduğunu, annesinin niye üzgün olduğunu merak eder. 

Sevgi ve güveni anlar. Sizin ve ailenin diğer üyelerinin onu koruduğunu bilir. Bunlar çok önemli kavramlardır ve yaşamının ilk iki yılında ona davranış biçiminizle oluşur. Ona sevgi göstermeniz, ihtiyaçlarına karşılık vermeniz ve güvenliğini sağlamanız; onun temelde mutlu ve iyimser bir çocuk olmasını sağlamıştır. 

Gün boyunca yaptıklarınızı izler ve öğrenir. Gün içinde yapılanları anlar ve başkalarına nasıl davranması gerektiğini de yine sizi izleyerek öğrenir. Evin günlük işlerine yardım etmek ve yetişkin gibi davranmak ister. Oyuncaklarını oynatır ve sizin davranışlarınızı taklit eder. Rol yapmayı sever ve dener. Bunun için ona kendi eşyalarınızı verebilirsiniz. Gözlüğünüz ya da çantanız, onun gözünde yetişkin olmayı simgeler ve çok hoşlanır. Bu tür oyunlar hayatı anlamasına yardımcı olur. 

Televizyon seyretmesine izin verebilirsiniz. Fakat televizyonun bir çocuk bakıcısı olmadığını unutmayın ve televizyonu sizin gözetiminizde ve katkınızla izlemesini sağlayın. Günde 30 dakikayı geçmeyin, program seçiminde yaşına uygun eğitici programları tercih edin. Bilhassasiz veya çocuğa bakan kişinin de birlikte seyretmesi koşuluyla. Televizyonun fazlası çocuğunuzun dış dünya ile ilişkilerini bozar, çünkü onları ikinci plana atar. Televizyon ekranına yapışık olan çocukların çoğu onu seyretmemektedir fakat daha ziyade ses, renk ve hareket ile ipnotize olmuşlardır. 



Çocukta yine sahiplik duygusu ve benmerkezci bir durum vardır. Fakat bu eskisi kadar güçlü bir duygu değildir. Ondan talep ettiğiniz zaman eşyalarını bir başkasıyla paylaşabilir. Tabi bu konuda ebeveyn olarak çocuğu paylaşmaya ve empati duymaya yönelik bir düşünce yapısına doğru yöneltebilirsiniz.

3 yaşına yaklaşan bir çocuk için zaman kavramı yavaş yavaş oluşmaya başlar. 2 saat sonra dediğinizde ,’’sonra’’ yı anlar; ama 2 saat onun için 38 gün gibi bir ifadedir. Yani sürenin uzunluğu veya kısalığı onun için net değildir henüz. 2 gün sonra yapacağınız bir ziyaret için’’yatacağız, kalkacağız, yatacağız, kalkacağız’’ gibi bir zaman tanımı oluşturabilirsiniz.Bebe tam olarak anlayamasa da böyle bir tanımlama onun hoşuna gidecektir.Ve yıllarca kullanabileceğiniz bir zaman biriminiz olur böylece…

31 Aylık bir çocuğa yönelik olarak ‘’Utangaç, yaramaz veya huysuz ‘’ gibi etiketler kullanmamaya çalışın. Çocuk, bu kelimeleri söylerken bulunduğunuz vücut dilini anlayabilir. Kendi kişiliğine yönelik böylesine bir algılama onun benlik gelişimine olumsuz yansıyacaktır. Bu tür karakter özelliği taşıyan bir bebeğiniz varsa onun gereksinimlerini düşünerek hareket edin. Utangaç bir çocuğu 10 çocuğun arasına bırakıp lider özellikler göstermesini beklemeyin. Onu sosyal hayata ‘’ısınma hareketleriyle’’ hazırlayın. Karakterlerimizle doğarız; ama çevresel etki bu karakterleri değiştirebilir. Bunu unutmayın.



0 30 Aylık Bebek Gelişimi


30. aya da, her ay yinelediğim klasik cümlelerimle başlıyorum.Son derece hırçın ve aksiyiz. Bir de bitmek bilmeyen enerjimizle zapt olmuyor durulmak bilmiyoruz. Dikkat çekici olansa babayla olan oyunlarımızda daha hırçınız ve muhakkak bir arıza çıkartıp üstüne üstelik vuruyoruz. Bu üst üste her ay yine hırçın ve agresifiz yazılarımızdan yola çıkarak anladım ki her ay aşağı yukarı 1 hafta geceli gündüzlü süren daha baskın ve yıldırıcı bir agresif dönem geçiriyoruz.
                            Siteden arkadaşlarımız sevgili Demir-Can- Ege ve Duru.

Geçen aylarda arabalarıyla kendi başına oynamaya başladı demiştim ama acele etmişim. Yine her ay yazdığım gibi çok ötesi yapışık yaşamaktayız. Öyle ki ilk doğduğu zamanlarda olduğu gibi babayla rahatça akşam yemeği yiyemez olduk. Sürekli taciz ve isteme halinde.

Yine bu ay uykuya yatma da gerileme yaşadık. Ağlayarak sürekli beni yanında istiyor. Pış yapmam için ısrar ediyor. Hiç bir şey bulamazsa milyon kere yastığını çevirmem için yanına çağırıyor. Sonuçta her ikimizde sinirleniyoruz ve uykuya dalma süresi uzuyor. Bunların yanı sıra ilk defa bu ay yüz üstü yatmanın yanında sırt üstü uyur oldu. Sandım ki bu ay artık üzerini açmadan uyumaya başladı. Ama sonraki aylarda gördüm ki aslında öyle değilmiş. Artık eskisi gibi deli yatmadığı için üzeri daha az açılır olmuş. Yoksa pike yorgan hala fora.

Bu ay dedesinin 40 mevlüdü dolayısıyla ilk defa camiye gitmiş oldu. Caminin bizim lugatımızdaki yeri amin.

Bu ay artık pusetinde uzun süre oturabiliyor. 30 aylık neredeyse 3 yaşında çocuk oldu pusette ancak oturmaya başladı komşularrr. O da pazara gittiğimizde oradan kendisine bir oyuncak alıyorum da onunla oyalanırken yani. Yoksa puset hayatımızda hep taşıması zor bir aksesuar olarak var oldu. Ya da Gökalp beyin binmek yerine sürmeyi tercih ettiği bir oyuncak.

Hayatımızda büyük bir adım daha atıldı. Gökalp artık çiğnemeye başladı. Hiç bir zaman blender çocuğu olmadı ama çiğnemeden direk yutan bir çocuktu. O nedenle küçük lokmalarla ya da ezerek yedirmeyi tercih ettim. Fakat çiğneme ile birlikte artık yemek süremiz uzadı.

                                            İlk defa bu ay dondurma yemeye başladı.

Ve Gökalp geçtiğimiz dönem oyun grubuyla başladığı Düşler Şatosu' nda ki okul hayatına bu ay yarım gün kreşe giderek tekrar geri döndü. Oyun grubuna alışma süresinde yaşadığımız sıkıntıların hiç birini yaşamadık. 1 haftalık alıştırma sürecinden sonra ilk defa benden ayrı okuldan eve servisle gelerek, servisle annesiz eve dönmede uyum sağlayarak sıkıntı yaşamayacağı sinyalini verdi.


Okula başladığı içinde ilk defa vesikalık fotoğraf çektirdik. Ve okulda ilk defa bir kız arkadaşa ilgi duymaya başladı.Gökalp her zaman hemcinsleriyle bilhassa da büyük çocuklarla oynamayı tercih etmiş; kız çocuklarına karşı hep ilgisiz ve isteksiz olmuştur. Aile içinde de ismini çok sık duyar olduğumuz "Doğa" hayatımızın yeni güldüren yüzü oldu.

Okula başlamasıyla birlikte çok daha sosyalleşen evimizin küçük öğrencisi tam bir geveze olup çıkmıştı. O kadar çok konuşuyordu ki o kadar çok yani. Soruları ve tekrarları ile adeta çıldırtıyordu. (Bu cümleyi aynı çocuğun 2 yıl sonraki annesi olarak ben bile yadırgadım bırak sorsun canım hayatı öğreniyor çocuk işte. Ama yaşarken böyle olmuyor biliyorum sevgili okur. Sakin ol sen normalsin)
Ve olanlar oluyor daha 1 ay bile olmadan okula gitmek istemede gerileme yaşamaya başlıyorduk. Bu çok doğal her çocuğun yaşadığı okula gitmeye duyulan isteksizlik dönem dönem bizde de vuku buluyordu fakat neyse ki siteden servise binen diğer arkadaşlarının varlığı sayesinde ayyuka çıkmıyordu. Zaten onlar olmasaydı sanırım okul hayatımız 1 ayda sona ererdi.

Şimdi geliyoruz ayın değerlendirmesine geçen ayda vurguladığım, hayatında değişimler ve gelişimler oldukça bağımsızlaşmanın verdiği içgüdüsel korku ile çocuk, daha çok anne babasına yapışıyor. Gökalp'in okula başlaması üstelik servisle gidip geliyor olması sabah uyanır uyanmaz okul yollarına düşmesi hem onu bağımsızlaştırıyor hem de içten içe benden ayrılıyor olma kaygısı veriyordu diye tahmin ediyorum. Tüm hırçınlıklarının ve yapışıklığının artması da işte sanırım bu yüzdendi. Bu tespitimi bir düşünüp çocuğunuzun hırçınlığının nedenlerini anlamlandırabilirsiniz.


Bunlarda İnternetten derlediğim 30. aylık gelişim notları

Çocuğunuz büyüyünce gömleğini kendisinin giyip çıkarmasından tutun da tabağına yemek koymaya kadar kendisi için de birçok şey yapmayı öğrenecektir. Çocuğunuzun kendi kendine bakmayı öğrenmesi kişisel ve sosyal gelişiminin önemli bir parçasıdır. Gevşek giyecekleri giymeyi en erken yirmi aylıkken öğrenmekle beraber bir tişört giymesi için birkaç ay daha geçmesi gerekebilir. Tam olarak kendi başına giyinmesi ise bir iki yılı alır. Artık kendi başına ayakkabılarını çıkarabilmelidir.

Bu yaşlarda almanız gereken oyuncaklar özellikle Legolar, küpler değişik boyutlarda kesilmiş tahtalar olabilir.

Genital organları ile ilgilenmeye başlar, sakın kızmayın.

30 aylık çocuk karşısında çıplak olarak durmalı mısınız? Eğer ilgisiz davranıyorsa sorun yok; ancak vücuda bakıp çok fazla sorular yöneltiyorsa artık onun karşısında daha kapalı çıkmanız gerektiğini anlamalısınız. Bir çok çocuğun 3 yaş civarında çıplaklık konusunda daha ilgili olduğu tespit edilmiştir. Ancak her çocuk farklıdır ve sizin çocuğunuzun tavırları onun gelişimini belirler, kitaplarda yazan kilometre taşları değil.


Bu yaşlarda yeni yeni gelişen kıskançlık duygusu sadece küçük kardeşe doğru olmayabilir. Büyük bir abla ya da komşunun oyuncağı da yavaş yavaş onun için kıskanılacak unsurları olabilir. Kendine güveni tatmin edildiği,yeterince uyarana maruz kaldığı ve sizden tam şefkat gördükçe, kıskançlık seviyesi düşecektir. Onunla daha çok zaman geçirmelisiniz.

iş itaat etmeye gelince ondan çok fazla bir şey beklemeyin ve onun kuralların arkasında ki nedenleri anladığından emin olun. "Yatağa gidip uyuman lazım çünkü büyümek için vücudunun uykuya ihtiyacı var." gibi. Kurallar konusunda açık net ve ısrarcı olun. Büyük ihtimalle kuralları milyon kere söyleyeceksinizdir.

30 aylık bebekler bu gelişim sürecinde aynı zamanda pek çok şeyi dağıtmak isteyecektir. Bu istediğine göz yummanız gerekmektedir. Bunun yanında kendi başına ellerini yıkamasına izin vermeli banyoyu dağıtması konusunda kesinlikle katı fikirli olmamalısınız. Oyun bittiğinde temizliğin yapılması gerektiğini ve eşyaların toplanmasının gerektiğini de belirtmeniz gerekmektedir.
 


0 29 Aylık Bebek Gelişimi


Bu ayda tıpkı geçen ayda olduğu gibi anne bağımlılığımız tam gaz devam etmekte. Durum artık öyle bir boyuta geldi ki babasıyla en sevdiği parka gitmeyi bile annemin yanında kalıcam diye reddetmeye başladı. 

Çocuk dediğin salıncakta sallanmayı sevmez mi? Yok bizde ki model 29 aya kadar hiç salıncağa kendi isteği ile binmedi. İlk defa bu ay dünya gözüyle salıncağa binmek ve hatta hızlı sallanmak isteğini de görmüş olduk


Yine bu ay Gökalp Selçuk ilk defa korkulu rüya gördü. Şimdiye kadar anlattığı hiç bir rüya olmamıştır. Ama belleğinde nasıl bir tesir ettiyse bu guçu (kuşu) günlerce anlatıp durdu. Ve bu kabustan sonra zaten güç olan yatma halimiz korkuyorum yakınmalarıyla daha dramatik bir hal aldı.

29. Ayda Gökalp son azı düşlerini de çıkarttı. Diş çıkartma dönemlerinde hiç bir zaman hastalık belirtisi yaşamadığımızdan ve genel halimiz hep agresif ve yapışık olduğundan dişi görmem de tamamen dikkat etmem sonucu oldu.


Bu ay hiç bir çocuğun tecrübe etmesini istemediğim lanet bir hastalık "El Ayak Ağız" hastalığını yaşadık. Allah'ım tüm çocukları kötüsünden korusun ilk defa bu kadar kötü bir hastalık tecrübemiz oldu. Hastalığa dair detayları El Ayak Ağız (popo) Hastalığı Ne Menem Bir Hastalıktır.buradan okuyabilirsiniz.

Allah'ım Allah'ım güzel Allah'ım ilk defa benim oğlumda bu ay arabalarıyla kendi başına oynamaya başladı.

Artık yetişkin bir insanmışçasına konuşarak (uygulanamayan) anlaşmalar yapmaya başlamıştık. "Arabanla oyna biraz sonra yatacaksın tamam mı?" gibi. Fakat cevap tamam olsa da sonuç hep hüsran olmaya devam etti.

Bu ayda yine her ay olduğu gibi hırçın agresif ve atarlıydı. Ne zaman sakindi ki bu çocuk unuttum. Hatta bu ay bir de ukala ukala cevap vermeye başladı yer cücesi.

Sorumluluk sahibi bir birey olma yolunda ki ilk adımları ise bulunduğu odayı terkederken arkasından ışığı kapatmaya başlaması oldu. Aman ne var bunda demeyin. Yapmıyordu işte geçen aya kadar artık odadan çıkarken ışığı kapatıyor benim oğlum.


Bu ay tesadüfen radyodan duyduğumuz "Kara Gözlüm" şarkısı bundan sonraki aylarda dahi dillerimizde pelesenk oldu. Hem kendi söylüyor hem de bize söyletmekten büyük keyif alıyordu. Ne de olsa erken ergen kendileri damar şarkılar bu yaşta bile sendromunlu bünyesinin ifade şekliydi sanırım.Ayrıca yine bu ay acayip atmasyon şarkılar uydurmaya başladı. Yanarım bir tanesini kameraya almamışım ona yanarım ah Dilek ahhh.

İlk defa bu ay kendiliğinden sevgi sözcükleri dökülmeye başladı balım dudaklarından. Biz ona sevdiğimizi söylemeksizin ya da seviyor musun sorusunu sormaksızın kendiliğinden sevdiğini söylüyordu benim küçük kendi sinir küpü ama yüreği şefkat dolu adamım.

Bunu da duyacak mıydım dediğim bir ilk daha. İlk defa bu ay açıkça yoruldum diyemese de yorulduğunu ifade eder cümleler kurmaya başladı. Bacaklarım ağrıdı gibi. (Az koş annecim, yürümek diye bir eylem de var)


Ve maalesef hayatımın en acı tecrübelerinden birini babamı kaybetmenin acısını tattım bu ay. Gökalp'im sadece 2,5 yaşına kadar dedesiyle olabildi. Biraz daha, keşke her ikisi için biraz daha zamanımız olabilseydi. Tabii 2 yaş ölüm acısını bilmek ve bu yok oluşu öğrenmek için çok erken farkında olmadığı için onun yanında bu konu hiç açılmadı. Biz dini vecibelerimizi yerine getirirken o çocuk masumiyeti ile oyunlar oynadı. Mekanın cennet olsun babam.

Kaderde Bunları Yazmakta Varmış


Bunlarda İnternetten derlediğim 29 Aylık gelişim notları:

Eğer çocuğunuz kekeler (bazen istediklerini size söylemek için öyle heyecanlanırlar ki kelimeyi kolay söyleyemezler) ve bu devam ederse doktoru ile görüşün. Bu zamana kadar kelimelerini tamamlamasını bekleyin ve ona yardım etmek için acele devreye girmeyin. Bu sorunun üzerinde durulmazsa genellİkle kısa sürede kendiliğinden geçecektir.

Diğer çocuklarla oynamak ister. Sosyalleşmeye başlar. Bunu anne ve babasını taklit ederek öğrenir. “Lütfen” ve “teşekkür ederim”i ancak siz kullanıyorsanız öğrenebilir. İlk oyun arkadaşı, en sevdiği insan sizsiniz. Sizin yardımınızla başkalarını tanır ve arkadaşlık eder.

Çok enerjiktir ve bu enerjik halinden dolayı da oldukça hareketlidir. Özellikle bu dönemlerde daha hareketli bir yaşam sürmesi önemlidir. Mesela dışarı çıkarken onu bebek arabasına bindirmek yerine yürümesini sağlamak onun için de fiziksel bir egzersiz olacaktır. Çocuğu tembel ve hareketsiz bir yaşama alıştırmamak gerekir.

Artık kendine göre bir arkadaş grubu vardır. Bazı arkadaşlarını diğerlerinden daha çok sevebilir. Kendine göre bir hoşuna gidenler listesi oluşturmuştur. Mesela en sevdiği yemekler, oyunlar çizgi filmler listesi gibi… Bu onun kendine göre bir kişilik yapısı ve düşünce sistemi geliştirmeye başladığını da gösterebilir.


Çocuğunuzun sorun yaşamasına ve bunu çözebilmek için uğraşma girişiminde bulunmasını destekleyin. Ayakkabısını hep siz giydirmeyin, oyuncaklarını hep siz toplamayın,oyuncak bebeğin düğmelerini kendisi kapatabilsin, pil bitince oyuncak arabanın gitmeyeceğini öğrensin. Bunlar kendisini ispatlayabilmesi ve sorumluluk duygusunun gelişmesi açısından önemlidir. Sizin hep arkasında olduğunuzu hissetsin; ama fiziken hep arkasında olmayın.

O bağımsızlığını ilan ediyor. Her şeyi onun yerine yaparak onu bağımsız değil , bağımlı yaparsınız. 18 ve 36 ay arası çocukta‘’karşı çıkma eğilimi’’ çok baskındır. Her şeye ‘’hayır’’ı çok fazla kullanıyor olması sizi bunaltmamalı. Her şeyi kabullenmesi ve size aşırı bağımlılığı, İlkokulda ödevleri sizin yapmanıza, 20 yıl sonraysa sigaraya ve ne yazık ki uyuşturucuya olan bağımlılığa dönüşebilir. Onun ‘’hayır’’ ları bu açıdan çok değerlidir. Hayırlarını ezmeye çalışmak bu yüzden tehlikelidir. Benliği geliştikçe kendine güveni de gelişecek ve kendisi için yanlış olanlara ‘’hayır’’ demeyi öğrenecektir. İleride kendisine uzatılan bir sigaraya ‘’hayır ‘’diyebilmek gibi.

Çocuklar oynarken kavga edebilirler, sorunu kendi başlarına çözmeleri için onları uzaktan izleyin. Ancak fiziksel bir güç kullanımı varsa müdahale edin.

Onun oyununu kesmeniz de evde bir kavga yaratabilir. Çocukta halen zaman kavramı gelişmemiştir.’’5 dakika sonra evden çıkmamız lazım’’ demeniz onun için pek anlam ifade etmeyecektir. Ona gerekli hazırlık zamanını bırakmadan oyunundan kopartmayın.