2 Herkese Neşe Dolu Yıllar


Önce tüm bebeklere ve onların ailelerine sağlıklı, mutlu, şanslı ve varlıklı bir yıl diliyorum.


 İşte bizim evin noel babasının 1 yıl sonraki yeni hali :) Geçen yıl ile farkı için buyrun buraya bir tık :)


Tüm bebekler için 2012’ de bol süt, derin uyku ve huzur dolu bir yuva olsun.

                         Kayıpsız, unutulmaz bir sene bizlerin olsun. Herkese kucak dolusu sevgiler…

0 14 Aylık Bebek Gelişimi -1- (Boyumuz Prizlere Uzanacak Kadar Uzadı-Emekleme Bitti-Koşma Başladı)


Yazının devamı olan 14 Aylık Bebek Gelişimi 2 ve 14 Aylık Bebek Gelişimi 3 yazılarımı da okuyabilirsiniz.

14. ay yürümeye başlamanın sonsuz coşkusu ile evimizde “Rüzgar Gibi Geçti” filminin içeriğinden farklı, adıyla müsemma varyasyonlarını yaşadığımız, hatta 'geçti' sözcüğünün hafif kalmasından dolayı adını değiştirip, Rüzgar Gibi Uçtu demenin daha yaraşır olduğu hal ve hareketler içeren bir ay olarak yer aldı mazimizde. Öyle ki hakkıyla tam olarak yürüdü diyebileceğimiz 13 ayın ardından 14. ayda adeta bu hız beni kesmez tavrı ile yürüyemez ne yapacaksa koşar adım gerçekleştirir oldu bizim deli oğlan.

Vücudunun kontrolünü neredeyse tamamen sağlayabilmişti diyebileceğim şekilde dikkatlice bilgisayarın ya da ütünün uzatma kablosunun üzerinden atlayabiliyordu artık. Ve yine bedenine o kadar hakimdi ki yerden kalkmaya çalıştığında hiçbir yere tutunma ihtiyacı duymuyordu. Edindiği bu müthiş öz güvenle alış veriş merkezlerindeki yürüyen merdivenler kabusumuz olmuştu. Evimiz müstakil olmadığı ve apartmanımızdaki merdivenler kapalı bir kapının ardında tercihe bağlı kullanıldığı için ve dolayısıyla hep asansöre bindiğimizden merdivenle çok sık münasebetimiz olmuyordu. Sanırım bu nedenle yürüyen merdivenlere tırmanma azmindeydi ve kendisini dizginlemek hiç kolay değildi; çok şükür hem bizden hem başkalarından gördüklerini yapma duygusuyla ilerleyen aylarda bu sevdasından kendi isteği ile vazgeçti. Bütün bu yürüme ve koşma azmi içinde haliyle emeklemeyi de bu ayın sonlarında nihayete erdirdi. Ama duygulandım bak şimdi. Ne zaman koyduğum yerde duracak ne zaman yürüyecek derken o ilk bebeklikten çıkmanın belirtisi olan emekle halleri de geride kalıyordu.

Hayat yine her gün birbirinin aynı derken, asla tekrarı mümkün olmayan o duyguları alıp götüremese de o anları ardımızda bıraktırıyordu. Gelmiş geçmiş her annenin söylediği gibi bir kere kucaktan indikten sonra azıcık kucağınıza almanız için ne diller dökseniz de, ne pazarlıklar yapsanız da kucaktaki süre birkaç dakikayı bulmadan, maalesef evinizdeki yüksek enerji hep özgürlüğü seçmiş oluyor.
Şimdi anlatacağım mevzuda yapabileceğim en güzel tanım ışıklı ev. Evet artık boyumuz prizlere uzanmaya yetecek kıvama geldi ve bu durumda evdeki bütün lambalar yandı artık dışarıdan gelişlerinde zile kendisinin basıyor olması en büyük keyiflerinden oldu.

Bundan sonra uzun bir süre bizim ev ışıklı ev olarak kaldı. Artık,tüm odalar, koridor, tuvalet ve banyo ışıl ışıl her an kullanıma hazır ve aydınlıktı. Kendisi henüz kapatmak için yeterli boya sahip olamadığından bay cüce yaptığım işi ancak ben tamamlarım dercesine ışıkları bize de kapattırmıyordu. Başka bir şeyle ilgilendiğinde kapatsak bile tekrar açıp diğer ilgilendiği şeye geri dönüyordu.
Top en çok ilgisini çeken oyun aracı olmasına rağmen 14. aya kadar topla oynamayı bir türlü beceremedi. Topu atması ya da topa vurması gerektiği yönündeki anlatımlarımız ve göstermelerimiz maalesef sonuç vermiyordu. Zaten bizi dinlediğini de söyleyemem. Top elindeyken bizim söylediklerimize oralı olmuyordu ki anlasın. Her zamanki coşkun ve enerjik haliyle top hoop ağıza şeklinde bir enerji patlaması ile topu ısırmaya çalışıyordu. Dişleri yuvarlak zeminde tutunamayınca daha çok hırslanıyordu. İlk defa bu ay ayakla vurma aşamasına geçemesek de elle atma çabalamaları başladı. Daha önceki aylarda aniden gözden kaybolan objeleri takip edebilme ve nerede olabileceğini kestirebilme yetisi gelişmemişti.


14. Ayda artık neyin nereye gittiğini gözlemleyebildiği gibi ne taraftan gidersem alabilirim gibi akıl yürütmelerde başladı. Yine ilk defa bu ay kaçan topu almak için sehbanın diğer tarafına geçme çabaları gelişti.

1 Organik Yaşama Geçtim Kimyasallara Veda Ettim

HERŞEYİN BAŞI SAĞLIK ÖNCE KENDİMİZ VE EVLATLARIMIZ SONRA ÇEVREMİZ İÇİN DUYARLI EBEVEYNLER OLMALIYIZ
Bakmayın attığım başlıktaki beylik cümleye. Şöyle hakkıyla organik yaşama geçmek ve tamamıyla kimyasal hayata son vermek ne mümkün. Organik dediğiniz ürün olayın hası doğalı. Ama temin etmek için market içindeki organik pazarları seçerseniz, örneğin daha renkli daha şekilli domateslerin karşısına konmuş, hiçbir albenisi olmayan ama sözüm ona sırf doğal diye fiyatı iki katını bulanları her zaman alabilecek güç pek mümkün olmuyor. Hayat, geleceğimiz ve çocuklarımız içinde tutumlu olmayı gerekli kılıyor. Ama mesele sağlık olunca iş değişiyor.
Çoğu kişi gibi bende, Gökalp’ten önce organik yaşamı ekstra bir yük olarak görür, sonuçlarını öğrenirsem bu işi sırtlanacağım için bu konuya hiç bulaşmazdım. Ama anne olmak bilgi Fizanda olsa gidip bakmak alıp getirmek kadar kolay ve katlanılabilir oluyor. Organik yaşama güvensiz olan pek çok anne var. Haklı olarak bu işinde ranta dönüştürüldüğünü ve bir tohumla organik olunamayacağını, toprağından suyuna esen rüzgarın getirdiklerine kadar ürünün doğasını değiştirdiğini savunup bu ticarete alet olmak istemediklerini dile getirmekteler. Güven konusunda hele bir de anne olduktan sonra sonsuz hak veriyorum. Ama bu konuda da güven duyulacak gönül rahatlığı ile bilgisine baş vurulacak kaynaklar var. www.bugday.org adresinden hem organik yaşam ve hem de kimyasalların bize ve doğaya verdiği zararlar hakkında daha detaylı bilgi edinebilir. Aynı zamanda güvenle alışveriş yapacağınız organik pazarları öğrenebilirsiniz.
Kendimden örnek vermem gerekirse Gökalp’in sabah omleti için kullandığım domatesin mevsiminin sona ermesi üzerine hormonlu olanları oğluma yediremeyecektim ama bir taraftan da gıdasını da eksiltmiş olmuştum. Bu vicdan azabıyla domates sayesinde organik hayata girmiş oldum. Daha sonra bu süreç mevsiminde meyve ve sebze tüketmeye, zaten hayatımızda hiç olmayan konserveye ebedi veda etmeye, ardından süte peynire et ve yumurta tüketimine kadar vardı. Et, tavuk ve yumurta tüketimimizi güvendiğimiz çiftlik hayvanları olan kasabımızdan karşılamaya başladık. İneklere yeterli kiloya gelmeleri ve süt üretimini arttırmak için enjekte edilen ilaçları ve hormonları öğrenince sizlerde et tüketimi konusunda biraz daha detaylı düşünün derim. Ama kuzulara bu işlemler yapılamıyormuş o nedenle tercihinizi kuzu etinden yana da kullanabilirsiniz. Migros gibi büyük marketlerde bu konuda kurtarıcı. Artık her türlü sebze, meyve, süt, yumurta ve yoğurdu organik olarak bu marketlerde bulabilirsiniz.
Bütün bunlar tamam da işin bir de günah çıkartma kısmı var. Hani demiştim ya bakmayın başlığın beylik olmasına diye. Ya fast food, gazlı içecekler, cipsler vs hiç mi yemiyoruz? Ama hayatın tadı da maalesef hep zarar verici şeylerde. En azından Gökalp şimdilik bunları tüketmiyor diye vicdan rahatlatıyorum bende.
Ve gelelim işin kimyasallar boyutuna. Aman Allah’ım o kadar vahim bir konu ki insanın bu konuyla ilgili bir şeyler okuduğunda resmen yüzü buruşuyor. Buğday dergisi öyle güzel anlatmış ki işin özünü bu cümleleri ben daha açık nasıl ifade edebilirim diye düşünmeden aynen kopyaladım.:
Artık hiçbirimiz anneannelerimiz gibi evi süpürmüyor, çamaşırı küllü sularla yıkayıp güneşte kurutmuyor, yerleri arap sabunuyla fırçalamıyoruz. Buna vaktimiz yok. Temizlik için "hoş kokulu", "beyazdan daha beyaz yapan", "iz bırakmadan pırıl pırıl yıkayan", "mikroplardan arındıran" yardımcılarımız var. Ancak evimizi, eşyalarımızı, giysilerimizi ve yediğimiz yemeğin artıklarını temizlerken (!) bedenimizi, suyu, toprağı, havayı, doğal ortamları nasıl kirlettiğimizin farkına varmıyoruz.
İtiraf edelim ki çoğumuz, ev temizlemek, ovmak ve yıkamaktansa başka bir iş yapmayı tercih ediyoruz! Acaba, vaktimiz olmadığı için mi bulaşıkları elde yıkamıyor, işi makinalara bırakıyoruz, yoksa makinalar, gerekli kimyasallar, elektrik ihtiyacı ve benzer tercihlerimiz yüzünden mi her şeyin daha doğal olanına vaktimiz yok?
Üreticiler, önemli bir çoğunluğu evlerinin "tertemiz", "dezenfekte edilmiş", "mikropsuz" olması gerektiğine inandırmak konusunda son derece başarılı olmuşlar ve bunu yapabilmek için gereken ürünleri satmayı sürdürüyorlar: Tuvalet ve fırını temizlemek için asit, banyoyu dezenfekte etmek için fenol, mobilyaları cilalamak için damıtılmış petrol ürünleri, çamaşırlarımızı beyazlatmak için klor ve yalnızca evlerimizi temiz tutmak için çeşit çeşit diğer zehirli kimyasal maddeler...
Günlük yaşamda kullandığımız ürünler 55 bin’in üzerinde kimyasal çeşidi içeriyor ve her yıl bunlara binin üzerinde yenisi ekleniyor. Birçoğu ise yeterince test edilmeden ve belirli bir mevzuata tabi olmadan piyasaya sürülüyor.
Bu ürünlerin büyük kısmı doğrudan kanalizasyona akıp sonunda da su sistemlerimize karışıyor. Sözünü ettiğimiz kimyasallar, sonunda "fazla yüklenme" olasılığı yaratarak vücudumuzda depolanıyor ve zehirli olma düzeyine ulaştığında çeşitli hastalıklara yol açıyor. (Kronik yorgunluk sendromu, alerjiler, karaciğer sorunları, lenf kanseri gibi.)
Evsel temizlik malzemeleri sadece toprağı ve su kaynaklarını değil, teneffüs ettiğimiz havayı da tehdit ediyor. Sprey boyalar, fırın temizleyiciler, dezenfektanlar, mobilya parlatıcıları ve diğer tüm sprey ürünler, birkaç gün sonra soluyacağımız havanın bir parçası oluyor.
Sadece kentlerde yaşayanların değil, kırsal kesimde yaşayanların da atık su sistemlerine neler gönderdiklerine dikkat etmeleri gerekiyor. Foseptik sistemler atık su sorununu çözmüyor; boyalar, çözücü, inceltici, ağartıcı kimyasallar, aseton, tuvalet temizleyiciler ve lavabo açıcılar ile diğerlerinde bulunan belirli kimyasal maddeler organik maddeleri parçalayan organizmaları zehirleyebiliyor. Oysa organik maddelerin parçalanması doğal döngünün işlemesi açısından zincirin olmazsa olmaz halkalarından birini oluşturuyor.
Zehirli olmayan doğal temizlik maddeleri ise foseptik sistemi, içme suyu ve sağlık konusunda büyük yararlar sağlıyor.”
Yazının kalan bölümünü daha detaylı olarak derginin http://www.bugday.org/portal/haber_detay.php?hid=115 bu sayfasından okuyabilirsiniz.
Bu konuda kafamı karıştıran bu tip yazılar ve anne bebek forumlarından edindiğim bilgilerle bende bitkisel içerikli bir deterjan arayışı içerisine girdim. Bebek çamaşırlarını yıkamanın ne kadar sorumluluk isteyen bir iş olduğu ortada. Onların incecik ve sürekli büyüyüp gelişen derilerine temas eden çamaşırlarda bulunan kimyasalların vereceği zararları düşünmek beni harekete geçirdi. Çamaşır suyu, ya da Kosla ve türevleri gibi leke çözücülerin nasıl bir kimyasal içerikle o temizliği sağladığını sorguladığımda artık bu tip leke çözücüleri hayatımdan çıkarttım. Ama ben asıl hatayı yumuşatıcı kullanarak yapıyormuşum sonradan kafama dank etti. Son durulama suyu ile alınan ve çamaşırların üzerinde kalan o hoş koku nasıl bir zehirdir akıl edemeyişime yanıyorum. Yıllar evvel ergenlik sürecinden çok sonra üniversite döneminde yüzümde çıkan sivilcelerle baş edemeyince o dönem Memorial Hastanesinde görev yapan dermatolog Hasibe Müzeyyen Özkılıç’ın tavsiyeleri kulaklarımdan nasıl uçmuş gitmişti. Bana hayatımın hiçbir evresinde hangi marka olursa olsun renkli ve kokulu ürün kullanmamamı, bu ürünlerin rengini ve kokusunu sağlamanın ancak kimyasal içeriklerle mümkün olacağını üstüne basa basa vurgulamıştı. Ben de ilk ağızdan edindiğim bu tecrübeyle geçte kalmış olsam size asla bebek deterjanı da olsa yumuşatıcı kullanmayın derim. Sonuç olarak tüm bu aymışlığın ışığında dünyanın dört bir tarafında satılan Amerikan menşeili FOREVER LİVİNG ürünleriyle tanışmış oldum. Açıkçası tamda yukarıdaki buğday dergisinden alınma yazının detaylarında belirtildiği gibi kimyasalsız her türlü temizlik için ayrı bir doğal ürün bulundurmak yerine tek bir ürünle evimdeki tüm temizliği yapabilecek olmak, bana bebeğimin zaten oldukça yorduğu dünyamda daha kolay geldi. Öyle ki 1,89 lt yani ortalama 2 litrelik bir sıvı deterjanı çamaşır, bulaşık, yer, banyo ve mutfak olmak üzere aklınıza gelen her alanda güvenle kullanabiliyorsunuz.
Firmanın gıda takviyelerinden kosmetiğe kadar çok geniş bir ürün yelpazesi var ve tüm ürünlerin esasını mucizevi bitki olarak adlandırılan ALEO VERA oluşturuyor. Ürünü bir ay boyunca denedikten sonra blogta yer vermeye karar verdim. Hakaten konsantre bir deterjan. Bebek çamaşırları zaten renkliler ve beyazlar olarak ayrıştırıldığında her biri yarım makine kadar ancak ediyor. Ve bu kadar çamaşır içinse kirlilik durumuna göre sadece 1 ya da 1,5 yemek kaşığı deterjan köpük köpük yıkama sağlıyor. Ayrıca bitkinin kendine has kokusu da oldukça hoş. Bulaşık makinasında kullanımda ise sadece 1 çay kaşığı yeterli oluyor. Olay deri ile temas etme durumuna gelince Gökalp’in şampuanını değiştirmekte de fayda görüp yine ALEO VERA içeren sıvı el yüz sabunu aldım. Sabun bebekler için kullanım da ön görülerek göz yakmayacak şekilde formül edilmiş. Biz daha evvelden Almanya’dan sevgili arkadaşım Gülden vasıtasıyla diş macunu olarak florürsüz olsun diye Elmex temin etmiştik. Macunlarımızı bitirdiğimizde firmanın yine aynı bitkinin esasına dayanan florürsüz diş macunlarını kullanmaya başlayacağız.
Ürünler Euro olarak satılıyor. İlgilenen için konsantre oluşları açısından marketlerden alacağınız diğer bir çok ürünle karşılaştırınca, tek ürünle hepsinin ayrı ayrı yaptığı işi yapacağınızı düşündüğünüzde fiyat açısından oldukça makul. Şöyle ki:
Forever Aloe Mpd (1,89lt) (Konsantre çok amaçlı deterjan) : 25.90 Euro
          Aloe Liguid Soap (473ml) (El yüz ve göz yakmayan formülü ile bebek sabunu) : 14.10 Euro
                           Forever Bright Toothgel (130gr) (Florürsüz Diş Macunu) : 7.52 Euro
Velhasıl sözün özü ben ürüne çok yakınımda olan birileri vasıtasıyla ulaştım. Sizlerde bitkisel içerikli ürünler kullanmayı düşünüp nereden ve nasıl temin edeceğinizi bilemiyorsanız arzu ettiğiniz takdirde bana facebook sayfamdan ulaşabilirsiniz. Ama evvela içinizin rahat etmesi için bir araştırma yapmanız tavsiye ederim. Ben aradım taradım bulup bulabileceğim en anti Forever muhalefetini bu konuya acayip kafa yormuş başka bir blog yazarının oluşturduğu sayfada buldum. Blog adı “Froverliving Aldatmacası.” Dikkatinizi çekerim bu bir yazı başlığı değil blog adı. Bu blogun yazarı kendini bu firmaya karşı bir nefer addetmiş yazmışta yazmış. Okudum içerik olarak eleştiriler firmanın yabancı oluşuna, Aloe Vera bitkisinin Türkiye’ de zaten sarı sabır otu olarak var olduğuna ve ürünün pazarlanma stratejilerine takılmış. Yoksa ürün işe yaramaz bitkisel falan değil demiyor. Okuyucusunu aktarlara yönlendiriyor. Asıl üzerinde durduğu gıda takviyeleri, temizlik ürünleri hakkında bir eleştiri yok. Zaten açıkçası yazdıkları haklı olmakla beraber hava da kalmış diye düşünüyorum. Çünkü bu firma zararlı bir şey yapsa hangi Yeşilaycı dünya örgütü karşısına geçmez yalanlamaz. Hangi uluslar aradı sağlık örgütü faydasız olduğunu bile bile onay verir. Saadet zinciri olduklarından bahsetmiş. İyi bir ürün iyi satılıyorsa saadet içinde olsunlar tabi kime ne zararı var. Eğer pazarlama stratejilerini eleştirecek olursak bugün Cola’nın zararlarını bilmek için kimyager olmaya gerek yok sanırım. Lakin yeni yıl reklamları nasıl anlamlı nasıl etkileyici. E bu ne yaman çelişki böyle o zaman değil mi?  
Neyse sonuçta siz bu ürünleri almak isteseniz de ben buradayım istemeseniz de. Kimse satın almadı diye çocuğu sırtıma bağlayıp kapı kapı komşuları dolaşacak halim de yok tabi. Ama en çok endişem aklınıza hemen işi ticarete döktüğümün gelmesi. Yapmayın ama hangimiz anne olarak hem bebeğinin yanı başında olmayı hem de aile bütçesine katkıda bulunabilmeyi istemiyoruz ki. Ticaret diye düşündüğünüz şey için yapmam gereken de sadece sağlıklı bir ürün hakkında bilgi vermek ve tercihi size bırakmak o kadar. Oldu bitti işte taş attım da kolum mu yoruldu. Siz de bu taşı bir de ben atmayı denesem kolum yorulacak mı acaba diye düşünürseniz ben neden olmasın derim. Ama satışı ve geliri düşünmeden önce ürüne bir şans verin. Anlattığım kadar olduğunu göreceksiniz. Ondan sonra belki çevrenizdekileri sağlıklı yaşama dahil ederken sizde kazanabilirsiniz. Denemeye değer.

1 13 Aylık Bebek Gelişimi -3- (Heceler ve Kelimeler Oluşturuyor, Bir Kutu Sütü Bitirebiliyor)

13 Aylık Bebek Gelişimi (1) ve 13 Aylık Bebek Gelişimi (2) yazılarımı da okuyabilirsiniz.

13. ay dilsel gelişimini çok net fark edebildiğimiz bir aydı. Genel de bizim evin martısı formunda hece ve kelimeden farklı sesler çıkarırken bu ayda ilk defa konuşma diline benzer anlamsız da olsa heceler ve bebekçe kelimeler üretmeye başlıyordu. Daha önce dil gelişimiyle ilgili okuduğum yazılarda bebeklerin her türlü temasta olduğu şeyi adıyla kendisine tanıtın deniyordu. Ben de bu bilinçle bu “SU” bu “GÖZLÜK” bu “MAMA” vs şeklinde ona ne vermem gerekiyorsa ya da o neyle ilgileniyorsa onun adıyla objeleri ve nesneleri tanıtmaya başladım. Muhakkak sizlerde biliyorsunuzdur. Bebeklerin kendi ifade ediş biçimiyle nesneleri söylemeleri çok şeker ve çok sevimli ama daha sonraki zamanlarda daha anlaşılabilir şekilde konuşabilmesi ve ifade bozukluklarının önlenebilmesi için ona kelimeleri doğru telaffuz edildiği şeklinde öğretmek daha doğru olacaktır. Tekrar edilen kelimeler daha çok akılda kalır. Yalnız bunu yaparken dikkat edilmesi gereken bir husus var. Çocuğun yanlış söylediği kelimeyi düzeltirken beceremiyorsun hissiyatı oluşturmayıp, yeri geldiğinde daha çok tekrar yaparak doğru telaffuza yönlendirmek gerekir. Zaten geçtiğimiz ay istediği şeyleri parmağı ile göstermeye başlayan Gökalp efendi ilk defa bu ay suyu kendince taktığı isimle talep eder olmuştu. Pipetle su çeker gibi dudaklarını büzerek ve nefesini hızlı hızlı çekerek füü füü diyerek artık parmak mertebesini aşmış ve farklı da olsa adıyla bir nesneyi ister olmuştu. Ve hala yüzlerce kez tekrar etsem de füü su olamadı.

12. ayda başladığımız kutu sütü içimleri.1 aylık bir sürecin sonunda nihayet 1 kutu bitirimine ulaşıyordu. Fakat şu anda 19 aydayız hala 2. Kutuya geçemediğimiz gibi çoğu zaman 1 kutuyu bitiremediğimizde oluyor.
Ama bu ayın en özel anı dudaklarından “ANNE” kelimesinin çıkışıydı. 8 Haziran 2011 günü banyo da dışarı çıkmak için hazırlanırken, her zaman olduğu gibi ben neredeysem o da orada olmak zorunluluğu varmışcasına salondan “AN-NE” kelimesiyle geldiğini duydum. Ben duydum, dünya durdu. Boşlukta kulaklarımın içinde hayır kulaklarımın değil kalbimin tam ortasında bir ateş bir anda alev aldı. O ateşle soluğum kesildi. Sadece gözlerimin içimin yangınını söndürmek istercesine dolduğunu ve kesilen soluğumu yutkunarak açmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Mübalağa ettiğimi düşünenleriniz olabilir. Şöyle söyleyeyim yazdıklarım fiziksel tepkilerimdi. O iki saniyede onun ses tonunu duymak ve hiç unutmamaya çalışarak hafızaya kaydetmek arasında yaşadığım duyguları kelimelere dökmem mümkün değil. O gün bugün dilinde hiç değişmeyen hep tekrar eden bir kelime ANNE. Seni bana veren Allah’a şükürler olsun OĞUL. Ömrüm anne diyen diline feda olsun.

Bunlarda İnternetten 13. Ay gelişim notları:
FİZİKSEL GELİŞİM
Bebekler genellikle yürümeye başlamış olurlar. İstisnai olarak 9 aylıkken yürümeye başlayan bebekler olabileceği gibi bazı bebeklerde bu yürüme süresi 18 aya kadar çıkabilir.
Bu üç aylık dönemde(13-15. Aylar) çocuğunuzun el becerileri de gelişmeye başlar (Objeleri şekillerine uygun boşluklara yerleştirme, blokları üst üste dizip sonra yıkma gibi). Bebekler objeleri dokunarak tanımaya çalışırlar. Tehlike söz konusu olmadığı müddetçe, etraftaki nesneleri dokunarak tanımaya çalışmasını engel olmamak keşfetme duygusunu açığa çıkartır.
ALGISAL VE SOSYAL GELİŞİM
Bebekler 13 aylık olduklarında güçlerinin farkına varır ve bunu kullanmayı öğrenirler. Sizden ona kitap okumanızı, salıncağı sallamanızı veya elini tutup çekiştirerek onunla yürüyüşe çıkmanızı isteyebilirler. Kelimeleri kullanamasa bile taleplerini parmağı ile göstererek, iterek açıkta belli edebilirler.
13 aylık olmuş bebeklerde eskiden tepki vermediği yerlere, durumlara, objelere, seslere karşı da bir rahatsızlık, korku başlayabilir. Örneğin elektrikli süpürge, banyo zamanı, araç sirenleri, komşunun evcil hayvanı, vs.
Bu dönemde çocuğunuz sizin tüm ilginizi ona yöneltmenizi ister. Sizinle olan yakın ve doyurucu iletişimi kendisine olan güvenini de artırır. Varlığınıza hala bu denli ihtiyaç duymasına rağmen yavaş yavaş bağımsızlığını ve kendine güvenini de geliştirdiğini fark edeceksiniz.
İlginizi çekebilmek için de elinden geleni yapar; size gülümser, dokunur, iter ya da dürter, bağırır, sızlanır veya ağlar. Bu çabalarına karşı verdiğiniz tepkiler onun bundan sonraki davranışlarında belirleyici rol oynayabilir. Örneğin istediği ilgiyi ağlamak veya bağırmak yerine gülümsediği ya da olumlu bir davranışla belirttiği takdirde elde ettiğini birkaç denemeden sonra öğrenip, ağlama ve bağırma huylarından vazgeçebilir. Eğer onun çeşitli davranışlarına verdiğiniz tepkilerde istikrarlı olursanız kısa sürede o da hangi davranışlarının iyi hangilerinin kötü olduğunu öğrenebilir.
Yaşıtı olan çocuklarla oyun oynamaya pek hevesli olmadığını görebilirsiniz. Bu dönemde çocuklar sevdiği şeyleri başkalarıyla paylaşmaktan hoşlanmaz.
Artık komik şeylere gülmekle kalmaz, sizi güldüren davranışlarının da farkına varıp bu davranışları tekrarlamaya başlayabilir. Yani artık sadece eğlendirilmeyi beklemez, sizi eğlendirmeye çalışır.
Çocuğunuz artık daha anlaşılır kelime ve hareketlerle kendini ifade etmeye başlayacaktır. Onu iletişim kurmaya teşvik edin; onunla konuşurken uzun ve karmaşık cümleler yerine kısa, net, anlaşılması kolay cümleleri tercih edin. Bu dönemin sonuna doğru çocuğunuz sorulduğunda gözlerinin, burnunun ya da ağzının yerini işaret edebilir.
Bu dönemde çocuğunuz tanımadığı insanlara karşı ürkek ve endişeli davranışlar sergileyebilir, bu son derece normaldir. Onu bu konuda zorlamayın; yabancılara alışması ve kendini yeni insanların arasında daha rahat hissetmesi için ona zaman tanıyın.
Artık çocuğunuzu giydirirken onun da size yardımcı olmaya çalıştığını fark edeceksiniz (örneğin kolunu uzatabilir).
Oyun bu dönemde çocuğunuz için çok iyi bir öğrenme aracıdır. Oyunlar vasıtasıyla renkleri, şekilleri, yeni kelimeleri öğrenebilir; iletişim becerilerini geliştirirler. En çok hoşlanacakları oyunlar ise şunlardır. :
Görünüp kaybolma (saklambaç)
Al ver oyunu: Top Yuvarlama, nesneleri ya da oyuncakları yere fırlatmaktan ve sizin bunları ona geri vermenizden çok hoşlanır.
Tanıyalım oyunu :Yüzünüzdeki organları tek tek işaret edip isimlerini söyleyerek bebeğinize yüzünü tanıtmaya çalışın.
Kitap okumak: Kitapları sever, onunla birlikte resimli kitaplara bakabilir,hikayeler anlatabilirsiniz.
Dolap ya da çekmece karıştırmak : Dolaplarını karıştırmak onların en büyük eğlencesidir çocuğun merakını canlı tutmak, keşfetme yeteneğini engellememek için birine kilit taktırmayıp içine çocuğa zarar vermeyecek tahta ya da plastik birkaç mutfak araç gereci koyabilirsiniz.
Diğer çocuklarla bir arada olmak: . Diğer çocuklar onun için bir oyun arkadaşı olmaktan çok, bir oyuncak ya da bir obje durumundadır. Yine de onun diğer çocuklarla sosyalleşme aşamasına geçişini hızlandırmak için onu yaşıtlarıyla birlikte olabileceği oyun alanlarına götürmeyi deneyebilirsiniz.
Eşyalara tutunarak etrafta gezinebilir.
Yürüyebilir.
Kendi kendine oturabilir.
Emekleyerek basamak çıkabilir.
Bir yere tutunarak ayağa kalkabilir.
Saplı nesneleri iter.
Karşılıklı oturarak top yuvarlayabilir.
El çırpar, baş baş yapabilir.
İsteklerini belli etmek için ağlamanın dışında yollar kullanabilir.
Bir nesneyi bir kaba koyabilir.
İstediği bir nesneyi işaretle gösterebilir.
Anlaşılabilir tek bir sözcük kullanabilir.
Çıkardığınız sesleri taklit etmeye çalışır.
Müzik duyduğunda dans eder.
Yemeklerde masada oturmak ister.
İri legoları birleştirebilir. 2 küpü üst üste koyabilir.
Çorabını, ayakkabısını çıkarabilir.
2-8 dişi vardır.
Karşılıklı top atarak oynayabilir. Saklanan oyuncakları bulmayı sever.
Güvenliği için evi uygun hale getirin. İçebileceği temizlik malzemeleri, ilaçları kilitli yüksek dolaplarda koruyun. Hastane, ambulans, zehir merkezinin numaralarını telefona yakın bir yere kaydedin.
Mutlaka yaşına uygun araba koltuğuna geçmenin zamanı gelmiştir.

0 13 Aylık Bebek Gelişimi -2- (Bolca Yürüme,Çokça Okuma,İlk Göz Muayenesi,ve Yine Yeni Bir Diş Dönemi)


13 Aylık Bebek Gelişimi (1)  ve 13 Aylık Bebek Gelişimi (3) yazılarımı da okuyabilirsiniz.


Bir önceki yazımda belirttiğim gibi yürümekten aldığı keyif ile o gün bugündür totosu yer görmemiştir bizim evin gezgininin. Gökalp’i konu alan diyaloglar hep şöyle geçer “bu çocuk hiç yorulmuyor mu???” Yorulmuyor herhalde ki ne oturarak oynar, ne de gece bayılırcasına uyur.

Yürümeyi öyle sevmişti ki şu ilk arabam şeklinde elle itilen yürümeye yardımcı olan arabasını, yorgunluktan vücudunu taşıyamadığı zamanlarda destek olarak kullanmaya başlamıştı. Eskiden tırım tırım kullanırken artık bir F1 pilotu gibi hız yapar olmuştu. Asıl önemli olanı koridor bittiğinde ya da arabası bir yere takıldığında düzeltmek için artık bize ihtiyaç duymuyor kendisi arabayı düzelterek kullanmaya devam ediyordu. Böylece hem motor gelişiminin kuvvetlendiğine hem de el, kol, kas yönetimi ile fiziksel bir atak yaptığına şaşırarak tanık oluyorduk.

Daha ilk bebeklik dönemlerinde yüzeyleri farklı kumaşlardan tasarlanmış bir bez kitap edinmiştik. Bebekler sürekli kayıt halindedir dendiği için, ne olduğunu anlamasa da kitapla daha bebe iken tanışsın istemiştim. 11. Aydan itibaren de algıları daha çok açıldığı için ona renkli kitaplar almaya başlamıştım. O zamanda belirttiğim gibi Gökalp hiçbir şeye olmadığı gibi kitaplara da öyle okutacak hikayesini anlattıracak kadar odaklanamadı. O nedenle öyle pahalı kitaplar seçmek yerine değeri 1-2 lirayı geçmeyen renkli içinde bilhassa kuş, kedi, köpek gibi en çok sevdiği hayvanları içeren kitaplar edindim. 13. Ayda Gökalp artık kendisi kitap sayfalarını çevirebiliyor ve sorduğumuzda hayvanları gösterebiliyordu. 

Hala da prensip olarak pahalı kitap almıyorum bu konuda üst sınırım 5 lira. Kıymet bildiğinde ve yırtmaya kıyamadığında bu fikrim sabit değil tabi ki. Ucuz, renkli kitapları büyük marketlerin kırtasiye reyonlarında bulabilirsiniz. Real ,Carrefour ve Migros’u bu konuda örnek verebilirim. Fikir olsun diye yazıyorum illa ki yaşına uygun kitapta aramıyorum içinde resimleri olan ve bu resimlerle ona bir şeyler anlatabileceğim kitaplar olması yeterli benim için.

Bu arada 13. ayda ilk defa göz muayenesine de girdi. Öyle çok fonksiyonel bir muayene değil. Aklınıza gözüne mercek ve benzeri bir şeyle mi bakıyorlar diye bir düşünce gelmesin. Uzaktan bir ışık tutup takip etmesi gözleniyor o kadar. Aksi bir durum olmadıkça bir sonraki kontrol 3 yaş civarı. Bu arada çok şükür biz bir şahin gözüz.

(Ben senin o anlamaya çalışan bakışına, o duruşuna kurban olurum annemmm...)







Ve mayıs ayı itibarıyla aslında ilk defa olmamasına rağmen hayatımın en güzel, en özel ,en duygu dolu gününü yaşıyordum. Anneler günüydü. Allah’ın bana da nasip ettiği o tarifi imkansız, sonsuz aşkı tatmaktan, bu duygudan sebeplenmekten minnettar olduğum. Anneler gününe özel yazdıklarımı okumayanlarınız ve tekrar okumak isteyecekler için buraya ekliyorum.






13. ayımızda inciler de sıralanmaya devam ediyordu ağzımızda. Dünyada bizim için paha biçilemez o küçücük pirinç taneleri, adeta nadide bir mücevhere kuyumcusunun, enfes bir parça demesi gibi çok temiz çok yeni gıcır gıcır yerlerini alıyordu.


Sağ alt çenemizdeki dişlerimizin 7. si ve 8.si çıkıyor sonrasında çenemiz diş üretiminde bir üç aylık duraklama dönemine giriyordu. Bu hesaba göre demek oluyordu ki bir daha ki diş mahsulünü 16. Ay da alacaktık


0 13 Aylık Bebek Gelişimi -1- (Küvette Banyo,Parkta Bolca Oyun,Sabahları Daha Geç ve Mahmur Uyanma Dönemi)


13 Aylık Bebek Gelişimi (2) ve 13 Aylık Bebek Gelişimi (3) yazılarımı da okuyabilirsiniz.

"Aslında bu aydan itibaren aylık gelişim başlıklarını bebek değil çocuk olarak değiştirmeliyim ama onlar hala bebek en azından iki yaşına kadar ben böyle düşündüğüm için başlıklarımı bebek olarak yazmaya devam edeceğim bilginize."

Gökalp oldum bittim ne soyunmayı ne de giyinmeyi sevmeyen bir bebek oldu. Daha hala kış günü üzerini zar zor çıkarttıktan sonra tarzan misali evin içinde köşe kapmaca oynatıyor bana. İşin giyindirme aşamasını da tamamlayana kadar biraz abartsamda bir taraflarımdan su akıyor. Anladınız siz onu.
13. Ayımızda mevsimin artık neredeyse yaza tekabül eden Mayıs ayı olması ve artık portatif küvet içindeki aktivitelerin ortalığı oldukça sulandırdığı bir dönemde, bu suyu çıkmış banyo şekline bir son vermenin zamanı geldiğini düşünüp, hayatımızda radikal bir karar aldım. Gökalp’i artık evin banyosunda kendi küvetimizde yıkamaya başladık. Yeni banyo ortamına pek alışamadığından bu ay içinde ilk defa banyodan çıkmamak için ağlamalar son buldu. Sonraki aylarda burada da kudurmaya alıştı ama yine de banyodan çıkmamak için ağlamaları eskisi kadar vahim olmadı. Yeri gelmişken bazı anneler bebeklerini yaz kış muhakkak banyo yaptırarak yatırmayı tercih ediyorlar. Ben belki biraz tembellik, belki biraz gerekli görmeme, belki de üşütme kaygısıyla kış aylarında Gökalbimi hafta da iki kere yıkıyorum. Çünkü evinde bebeği olan diğer ebeveynler gibi evin ısısını, içerde yaz dışarda kış yaşanıyormuşçasına çok açmıyorum. Gökalp’in metabolizmasını biraz serin havaya hazırlıklı kılmak adına kendimce ürettiğim bir düşünce bu. Çok şükür Maşallah şimdiye kadar soğuk algınlığı ve türevlerini içeren şekilde hastalıklarımız olmadı. Şimdi bu cümleleri okuyup bizim evde Eskimo’lar gibi yaşadığımızı düşünmezsiniz umarım, o kadar da değil. Ama yaz sonundan bu yana biz de banyo yapmadığımız her akşam yatmadan önce düzenli olarak dişlerimizi fırçalayıp, elimizi yüzümü yıkayarak uyumaya hazırlık rutini yapıyoruz.



















Ve fekat hala banyo öncesi, sonrası, sair zamanlarda, giyinirken, soyunurken alt değiştirirken ağlıyor ve itiraz ediyoruz. Önlükte kullanmaktan hiçbir zaman hoşlanmadığı için üzerine döktüğü yemeklerden şefin günlük menüsü misali ortada dolanmakta kendisince hiç sorun yok tabi. Ya da altında bez bile olmadan küçük bir kedi ya da köpek yavrusu gibi oraya buraya pislemekte ne sakınca olabilir ki gibi bir tarz içinde kendileri. 

Beklenen güzel havaların gelişi ve yürümek adına ilk adımları atmaya başlamamızla birlikte parka inişlerimizi pusetsiz yapmaya başladık. Ne var bunu bir ayrıntıymış gibi yazacak demeyin. Oturduğumuz site de bebeğine kendisi bakan parmakla gösterilecek kadar az anne var. Genelde çocuklar hep bakıcılarda. Hatunlar peşlerinde yorulmamak için arabadan indirmiyor çocukları. Ve hala Gökalp’ten büyük olmasına rağmen pusetiyle parka getirilip götürülen çocuklar var. Benim pusetsiz indirmeyi tercih etme nedenlerim hem yürümesini pekiştirmek hem enerjisini boşaltarak haliyle yorulmasını sağlamak ve sonucunda gece sık uyanmalarını sonlandırmaktı. Yatmadan evvel yaptığımız banyolarla sonuç adeta mükemmeldi. Daha önce de yazdığım üzere aynı zamanda hemeopati yöntemini denediğimiz bu dönemde sık uyanmaların son bulması kafamı karıştırmıştı. (Hemeopati yöntemini içeren yazımı buradan okuyabilirsiniz). Tedavimi sonuç verdi yürümek mi iyi geldi anlayamadım. Lakin ben nedeni çözemeden sanırım yeni ortama alışan bünyesi ile bizim evin orijinal duracelli tekrar aynı kıvama geri döndü. Ama ilk defa bu dönemde çok çok çok şükür sabah 06: 30 içtima saatimiz 8:00 -8:30 arası saatlerine ilerliyor ve gözünü açar açmaz hiç uyumamış gibi zınk diye ayağa kalkan Gökalp efendi uyku mahmuru bir mırnav kedicik oluveriyordu. Maşallah daha hala şimdilerde de yatakta 10 dk kadar bir o tarafa bir bu tarafa devrilmeden kalkamıyor. 


Haliyle bu süre bana da ayılmak için çok iyi geliyor.

Artık can sıkıntısına evde ki oyunlarda, oyuncaklarda parka inmek kadar iyi gelmiyordu. Bizde en azı 1 saat olmak üzere günlük rutinlerimize parka inmeyi de ekledik. Havaların ilerleyen aylarda daha da ısınması ve geç kararması ile parka iniş saatlerimizi ileri alıp babamız gelene kadar parkta oyalanmaya başladık. Sanırım yürümenin verdiği keyif ve kolaylıkla tamamen bitmese de emekleme durumu oldukça azaldı.



Buna karşılık yürüme gayretinin ödüllerini de neredeyse koca ay içinde birkaç kez denecek kadar az düşerek topluyordu. Düşmemek, fiziksel acıdan daha çok psikolojik olarak hakikaten bir ödüldü diyebilirim. Çünkü düşmek acıdan çok canını sıkıyor, moral motivasyonunu bozuyor ve sinirlendiriyordu adamımı.

0 1 Yaşına Kadar Alınması Çokta Gerekli Olmayanlar Listesi -2-


Yazının devamı olan 1 Yaşına Kadar Alınması Çokta Gerekli Olmayanlar Listesi(1) linki açarak okuyabilirsiniz.

ELBİSELER,AYAKKABILAR,YÜRÜTEÇ,HOPPALA, BEBEK ARABALARI VE OYUNCAKLAR
İlk aylarda bebek ve anneye destek amaçlı edinilen gereçler ileride ki aylarda bebeğiniz hareketlendikçe bu hareketi destekleyici yardımcılar olarak hayatınızda yer almaya başlıyor. Maalesef her anne ve babanın yavrusunu yoksun bırakmama hissiyatı içinde edindiği, yine çokta gerekli olmayan şeyler alışveriş listesine ekleniyor. Ve bu alışverişler içinde anneler arasında en çok gereksiz bulunan şöyle sıralanıyor.
Daha ileri aylar için annelerden biri emekleme dizliğini hiç kullanamadığını belirtmiş. Bizim böyle bir gerecimiz dahi olmadı. İlk adım ayakkabılarını bebeğin ayından evvel hevesle almak hüsran olabiliyor. Kullanamadan küçüldüğünden bahsetmiş bir anne. Üstelik ilk 2 yaşa kadar mümkün mertebe ayakkabı giydirmemenin taban yapısı için daha uygun olduğu görüşünde uzmanlar. Siz de ayağa kalktığında evde kaydırmaz çoraplarla bu dönemi geçirebilirsiniz.
Kız bebekler içinse anneler, heves edilen cicili bicili elbiselerin ilk altı ay kullanışsız olduğunu belirtip bebeğin, kumaş ne kadar yumuşak olursa olsun rahatsız olduğu görüşünde birleşiyor. Üstelik çok fazla yapılan alışveriş nedeniyle, kıyafetlerin hepsini giydirebilmek adına, bir daha sırası gelene kadar, bebek sadece birkaç kez giymişken küçülmeleri de maalesef en büyük sıkıntı.
İlk 6. Aydan sonra kullanılan ev tipi salıncaklar ve hoppalalar çok kısa süreli oyalayıcı olduğundan yine benim yer kaplaması açısından tercihim olmadı. Gerçi bebekler hiçbir şeyle 10 dk fazla ilgilenmez ya da oyalanmazlar ama o süreyi daha makul ebatlı bir şeyle geçirmek benim daha çok tercihimdi. Yine yürüteçler parmak ucunda yürümeye sebep olduğundan ve satıcıların dahi üzerinde 10 dk fazla tutmayın uyarılarından dolayı tercih edilmese de olur.


Aynı şekilde ilk arabam şeklindeki iterek yürütme sağlayan gereçler de bebeğin oyun tercihine göre alınabilir. Gökalp itmeyi çok sevdiği için bu arabayla baya oyalanmıştı. Ama bu tip arabaların bebeğin elle tutuş ve adım mesafeleri çok farklı. Bazıları adım atması için yeterli genişliğe sahip değiller alacaksanız bu özelliklerine dikkat edin derim.
Gelelim en büyük masraflardan birine bebek arabalarına. Travel sitemi asla tavsiye etmiyorum. Çok büyük hantal arabalar en büyük ağırlıklar oluyor. Bebekle dışarı çıkmak ilk 2 sene bir çanta yedek içeriyor. Haliyle isteseniz de istemeseniz de dışarı çıkarken ağırlıklarınız oluyor. Bebek zaten başlı başına ağırlık. O nedenle ilk hevesle alınan o çok amaçlı koca arabalar ilk altı aydan sonra bebek ana kucağından çıkınca keşke daha hafif bir araba olsaydı pişmanlıklarına neden oluyor.

Bu sebepledir ki hamilelik duygusallığından çıkıp bir maaş değerinde paralar verip alınacak o arabaları düşünmeyin derim. İlk altı ay ana kucağı şeklinde kullanabileceğiniz makul bir araba tercih edip sonrasında baston tipi bir araba ile hayatınızı hafifletin. Şu da var tabi bazı anneler de baston tipi arabaları tam yatış özelliği olmadığından tercih etmiyor.
Ve geliyoruz bebeklerimizden çok bizlerin zaafı olan oyuncaklara. Daha altı ayına gelmeden sepet sepet oyuncak edinmek maalesef sonrasında pişman olacağınız bir alışveriş olacaktır.


Kendi tecrübemle bebekler 1 yaşlarına kadar oyuncakla çok fazla oynamıyorlar. Evet renkli sesli oyuncaklar ilgilerini çekiyor bu bir gerçek; ama edineceğiniz birkaç tane oyuncak ilk 6 ayda fazlasıyla yeterli olacaktır. Sonrasında her yeni oyuncak edindiğinizde evden bir oyuncağı saklamak kaydı ile hem 10 dk.’lık heveseler için masraf yapmamış olursunuz hem sakladığınız oyuncağı sonraki aylarda tekrar ortaya çıkartarak bebeğinizi yeni bir oyuncak almışçasına mutlu edebilirsiniz.
Yazdıklarıma baktığımda ne çok ihtiyacım olmayan şey olmuş diyorum. Neyse ki çoğunu sevgili arkadaşlarım Itır ve Nalan sayesinde edindiğim için hiç masraf yapmamış olmuştum. Sizin de etrafınızda faydalanacağınız arkadaşlarınız varsa ne ala fakat yoksa masrafa ne gerek var değil mi ama.

3 Önce Biraz Benden "HAKKIMDA" (19.08.2010)

Kimdir Bu Dilek Balcı Selçuk (10.02.12)


Blog yazmaya oğlunun doğumundan bir müddet sonra başlayabilmiş, bebeğinden önce uzun yıllar telekomünikasyon sektöründe çalışmış, umduğunu bulamayıp geleceğini göremeyince ayrılmayı tercih etmiş, İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü mevzunu fakat şimdilik tam zamanlı anne olarak çalışan, hayatını eşine ve çocuğuna adamış olan sevgi dolu bir adamın eşi, 17.04.2010 doğumlu Gökalp’in annesiyim.
Hayata karşı hep pozitif bir bakış açısına sahip, diğer insanlara karşı hoşgörülü, paylaşmayı seven aynı zamanda son derece detaycı biriyim. İnsan hayatında kaderin varlığının inkar edilemeyeceğini bildiğim gibi tesadüflerinde gayet mümkün olabileceği kanısını taşırım. Mükemmel anne mantığına inanmam ve kişisel olarak değişken olabileceğini düşündüğüm için bunun yerine mutlu anne mutlu bebek fikrinin savunucusuyum.  Allah inancı olan ve evladını bu doğrultuda yetiştirmeyi hedefleyen bir Atatürkçüyüm.
Hayatı boyunca sigara içmemiş, sigaradan nefret eden ve dünyayı bu illetten kurtarmak gerektiğini düşünenler arasındayım. Buna karşılık kendi tercihim olmasa da içki içmeyi de sevememiş, hele bir de,  yemekle nasıl alındığına da anlam verememiş, ama özel günlerde ve gereken ortamlarda bir kadehcik şarap içebilmeyi çok arzu etmiş, fakat denese de başaramamış o kişi yine benim.

Blog yazmaya anneliğin o müthiş temposuna ayak uydurmaya yeni yeni alışmışken Gökalp 4 aylık olduğunda 19.08.2010 tarihinde başladım. Bebeğimle olan hayat seyrimizi o daha benimle iken onun ağzından kaleme aldığım gebelik takip kontrollerini arkadaşlarımla paylaşmamla şekillenmeye başladı bu süreç. Yazıları çok beğenen ve devam etmem gerektiği konusunda beni yüreklendiren arkadaşlarımın desteği ile uygun zamanda blog tutmaya karar verdim.  Amacım bebeğimle yaşadıklarımızı hiç unutmamak hep canlı tutmak ve paha biçilemez bir hatıra oluşturmaktı. Bunu yaparken bizi takip eden annelere yazılarımla destek olmak bilinci sonradan gelişti. Bu blog bir anne adayının ve annenin, bazen kendi isteğiyle olsa da çoğu zaman isteği dışında, hayatında yaşadığı değişiklikleri, kendine ait deneyimleriyle, acemilikleri ile, edindiği bilgilerle yazılmaktadır. Bebeğimle birlikte yol aldığım hayatımı onun için ya da onunla yaptıklarımı onun bize yaşattıklarını önce bir hatıra oluşturmak sonra ihtiyacı olana fikir vermek ve bizi merak edenlere anlatmak için devam ediyorum yazmaya.
Bir kova burcu kadını olarak blogda yaratıcılığımdan örnekler vermekle gurur duyuyorum. Diğer annelere neyi nasıl yaptığımı anlatarak kendilerinin de yapabilecekleri konusunda  onları yüreklendirmeyi önemsiyorum. Bebeğin doğumundan bakımına her aşamasında doğal olanı destekliyor, normal doğum, organik ve kimyasalsız yaşam gibi konularda fikir vermeye çalışıyorum.
Vaktimin büyük kısmını başta bebeğim sonrasında eşim dostum ailem evim ve bloguma ayırdığım için internet camiasında bilhassa diğer blogcular arasında maalesef yokum. Zaten bu blogu da o bilinçle yazmıyorum.

Blaa blaa blaaa işte  genel hatları ile bende hepiniz gibi:
“Bebeğini önce karnında, sonra kucağında, koynunda kollarında son olarak da eli elimde taşıyan, sevgisini Allah ömür verdiği sürece kalbinde yaşatacak, ölüm başa geldiğinde de ruhunda saklayacak olan bir ANNEYİM.”

0 1 Yaşına Kadar Alınması Çokta Gerekli Olmayanlar Listesi -1-


Yazının devamı olan 1 Yaşına Kadar Alınması Çokta Gerekli Olmayanlar Listesi(2) linki açarak okuyabilirsiniz.

GİYSİLER - BEBEK BEZİ- BEBEK İÇİN YORGAN VE YASTIKLAR-LAMBA-BİBERON EMZİK-SÜT GEREÇLERİ VE DİĞER ALETLER
1 yıllık annelik tecrübemle hamileler ve bebeği 1 yaşından küçük olan annelere hayatı biraz daha kolaylaştırmak için ilk sene içinde alınması gerekenlerin yanında alınmasında fayda olmayan şeyler hakkında da bilgi vermek istedim. Ve bunu yaparken tek ağız olmamak için de Facebook’ta Gökalp ile Seyri Alem sayfası içinde oluşturduğumuz "ANNESİ VE MİNİK KALBİ" grubunda 1 yaşa kadar bebeği olan annelerin fikirlerinden ve internetten birçok forumdan derlediğim bir yazı hazırladım.

Yazıyı hazırlarken gördüm ki bu iş hiçte ihtiyaç listesini hazırlamaya benzemiyor. İhtiyaç listeleri hemen her yerde benzer içerikler barındırırken, bunu almanıza gerek yok denecek şey, başka bir anne için elzem olabiliyor. O nedenle bu yazıyı okuyan tüm annelerin önce kendilerini tanıyor olmaları gerektiğini hatırlatmak isterim. Tabi tüm bunların dışında asıl belirleyici unsur, kullanıcı olan bebeğinizin karakter yapısı olacaktır.
Öyle ki ihtiyaç listesi annenin:
  • -Duygu durumuna
  • -Ekonomik düzeyine
  • -Bakış açısına
  • -Kültür farkına
göre değişkenlik gösterebiliyor.
En belirgin örneklerden birini sterilizatörün gerekliliği konusunda ki yorumlarda gördüm. Diğer yazacaklarımı bu kadar detaylandırmayacağımı belirtip geçiyorum açıklamaya. Mesela DUYGU DURUMUNA göre anne bebeğin her şeyinin eksiksiz olmasını istiyorsa ve EKONOMİK DÜZEYİ buna uygunsa, bebeğinin her şeyinin hijyenik olması gerektiğini düşünen bir BAKIŞ AÇISINA sahipse ve böyle bir çevre ile donanmış bir KÜLTÜR içinde yaşıyorsa sterilizatörü gerekli görüyor. Buna karşılık birkaç çocuk sahibi olan ya da daha başka konulara yoğunlaşmış anneler böyle bir gereklilik görmeyip her şeyi olsun DUYGUsuna kapılmıyorlar. Keza EKONOMİK DÜZEYİ de buna elvermediği için başka şeylere ağırlık veren anneler oluyor. Ayrıca hijyen sağlamak için kaynatmanın yeterli olacağını düşünen ve aynı zamanda çok hijyenik davranmanın da bebeğe yarardan çok zarar vereceğini savunan KÜLTÜR FARKLILIKLARI da var. Bir de benim gibi alet edavat sevmeyip mutfakta mümkün mertebe geniş alan seven annelerin BAKIŞ AÇISINI da ekleyebilirim.
Ve gelelim diğer alınmasına gerek olmadığı düşünülen malzemelere. Yeni doğan bebek için yün patik ve şapkalar, eski tarz zıbınlar, pijamalar ve külotlara hiç gerek yok. Zıbınlar yerine alınacak bodyler çok daha kullanışlı. Bazı anneler kendinden eldivenli tulumları çok tavsiye etmiş ve eldiven almayı gereksiz görmüş. Kimisi de kendinden eldivenli tulumlarda parmakların çok dışarı çıktığını savunmuş.

Benim bu konuda ki yorumum ise 'aşırıya kaçmadan eldivenli tulum tercih edin kaçan küçük yaramaz parmaklar için bir bilemediniz iki eldiven edinin' şeklinde. Bir de bir kısım anne yeni doğan kıyafetleri alın bebeğim içinde çok küçük kaldı derken bir kısım 0-3 ay alın kıyafetler hemen küçüldü demiş. Benim fikrimse kız bebeği olacaklar ve ultrason sonuçlarına göre 3,5 kilo altında doğuracak annelerin yeni doğan, erkek bebeği olacak ve 3,5 kilodan fazla doğum yapması beklenen annelerinse ağırlıklı olarak 0-3 aylık alışveriş yapmaları. Yine kararsız kalınan bir diğer giysi kış için astronot tabir edilen montlar. Eğer arabanız varsa ve bebekle çok fazla dışarıda kalmanızı gerektirecek bir durumunuz yoksa kesinlikle tavsiye etmem. Bebekler giyinmek ve soyunmaktan nefret ediyorlar. Bu kadar teferruatlı bir giyecek sizin için ancak zulüm olacaktır. Ama yine bazı anneler bu montlar sayesinde üşümesinden korkmadan kış aylarında bebeklerini açık havaya çıkartabilmekten memnun olduğunu belirtmiş.
Bebek bezlerini stok yapmaya da gerek yok. Özellikle 1 numara olanlardan sadece 1 paket almak yeterli ne kadar çabuk büyüdüğüne siz bile inanamayacaksınız.
Pahalı süslü bebek beşikleri de çok gerekli değil 3 aydan sonra sığamaz oluyorlar biliyorum çok şık ama daha uzun süre kullanılabilecek park yatak tarzı bir şey düşünülebilir. Tabi durum tamamen duygusal.
Yastık, yorgan ilk sene boğulma tehlikesine karşı tavsiye edilmediği için birinci yılda alınacaklar listesinden çıkartabilirsiniz. Ayrıca bebeğiniz Gökalp gibi yüz üstü yatmayı seven bir bebekse yastığı daha sonrada almanıza gerek kalmayacaktır.

Yorgan, yastık dışında ilk destek yastığı da elzem bir ihtiyaç değil. Yastığın yapacağı desteği kendiniz yumuşak bir havlu ya da battaniyeyi silindir şekline getirerek yapabilirsiniz. Ayrıca bebeğiniz hareketli bir bebekse onu bile kullanamayabilirsiniz bizim gibi. Bunlardan başka birde annenin belinden destek sağlayan emzirme yastıkları var ki ben hiç kullanamadım çevremde de ağırlıklı olarak kullanılmadığı söyleniyor fakat bu yastıktan çok faydalandığını söyleyen annelerde yok değil.
Gece lambası bebekli evde olmazsa olmazlardan fakat odanızda ki dimmerli bir lambaysa yani lambanızın ışığını kısıp açabileceğiniz tarzda ise gece lambasından daha iyi iş görür bu durumda gece lambası almanıza hiç gerek yok.
Alt değiştirmek için örtüler almaya ya da yaptırmaya gerek yok. Zaten bebekli evde bolca çamaşır çıkıyor bunlara ilave yapmak size kolaylık değil zorluk getirir. Can Bebe' nin alt değiştirmeleri çok şirin ve kullanışlı zaten kız bebeklerden daha ziyade erkek bebekler alt açılmasına karşı duyarlı. O da ilk üç aydan sonra daha kontrollü oluyor. Hatta ve hatta bezi değiştirmeden evvel yeni bezi açıp önceden altına yerleştirseniz alt açmak için hiçbir şeye ihtiyacınız kalmaz. Kirli bebek bezi haznesi evde olmasına rağmen hiç kullanmadım. Hayatı pratik yaşamayı seven biri olarak çöp kovası tercihim oldu.
Bebek telsizi olmasına rağmen yine hiç kullanmadıklarımdan oldu. Zaten bizim evin cini hiç uyumadı ki telsize gerek olsun. Uyuduğu ender zamanlarda da bir dk daha fazla uyuması için evde sessizlik hakim olduğundan sesini çok net duyabiliyorduk. Ama birden fazla katlı büyük ve gürültülü evler için kullanışlı olabilir. Bebek telsizleri içinde kameralı olanları tercih edeceklere daha fazla radyasyon yayma durumu olduğunu tekrar hatırlatarak bu işi web cam ile çözen aileler olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca kameralı bebek telsizi kullananlar üzerindeki ışık dikkat çektiği için bebeğin algısının o yöne dağıldığını ve uyutmakta zorlandıklarını da söylemekte.
Dönence yine bizde olup da süs olarak kalanlar içinde. Canım oğlum sırtının yere gelmesine üzerinde dönen ışıklı müzikli ayıcıklar olmasına rağmen tahammül edemedi. Haliyle dönence falanda umurunda olmadı.7. aydan sonra zaten yatakta ayağa kalktığı için kullanışlı değil. Ayrıca kullanılacak yatağa uyumluluğunu da önceden öğrenin. Alıpta yatağa uymadığı için kullanamayan aileler var.
Biberon ve emzik en çok tereddüt edilecek gereçler. Bebeğin ilk üç hafta emzik kullanmaması gerektiğini savunan uzmanların aksine daha doğduğunda hastanede hemen emziği tutarsa veriyorlar. Aslında tutsa anne için büyük kurtarıcı ama fazla fazla hepsinden almaya gerek yok diye düşünüyorum bende.

Hatta baba bu konuda görevlendirilerek ihtiyaç halinde anne göğsüne uyumlu olan emziklerden bir silikon bir kauçuk alması şeklinde önceden talim yaptırılabilir. Biberon içinse tedbir amaçlı cam ve gaz engelleyici özellikli olan bir biberon hazırda tutulabilir. Ya da yine hiç masraf yapmadan ihtiyaç durumunda talimli babaya görev verilebilir.
Biberon ısıtıcılar yine su kaynatıp aynı işi yapabileceğiniz cezve ve küçük kaplar varken bence gereksiz. Sterilizatör hakkında yukarda uzun uzun yazmıştım zaten. Buhar makinası yine hem gerekli hem gereksiz olanlardan. Nem gerekiyor fakat makinalar aynı zamanda mikrop ürettiği için doktorlar tarafından tavsiye edilmiyor. Yine biz de bir müddet kullandıktan sonra tüm odaların peteklerine nem sağlayıcı aparatlar astık böylesi daha ekonomik ve hepimize faydalı oldu. Yoğurt yapma makinası benim hiç düşünmediğim ve gereksiz gördüğüm ve yer kaplaması dolayısıyla hiiiç tercih etmeyeceğim bir alet. Zaten annelik başlı başına sabır işi sabırla yoğurt mayalayan annelere sonsuz saygı duyuyorum. Ben başaramadım ve bir müddet sonra Baby mix kullanmaya başladım. Kendisi yoğurt mayalamak isteyen anneler için yoğurt mayalamayı burada anlatmıştım.
Kanguru yine biz de olan ama kullanmadığım yardımcılardan oldu. Çoğu anne de benim gibi kullanmayıp sling daha kullanışlı gibi geldi demiş. Sling te bir nevi kanguru fakat bebeğin daha büyük yaşlarına kadar kullanma imkanı verip daha ergonomik. Lakin ben onu da kullanmazdım. Çünkü Gökalp kucak müptelasıydı ve sürekli ayakta bir koldan diğer kola geçirip dolaştırırdı. O sıkıntı içinde eminim ne kanguru ne sling onu memnun etmezdi.
Banyo için termometre hiç kullanmadım ve gereksiz olduğunu düşünüyorum. Atadan kalma dirsekle sıcaklık tayini gayet iş görüyor. Hatta zamanla ona bile gerek kalmıyor elle kontrol edebiliyorsunuz. Banyo için küvet ayakları bence yine yer kaplaması açısından gereksiz. Hatta ıslak bebeğin düşme ihtimali yüzünden tehlikeli olduğunu da düşünüyorum. Ama bel ağrıları nedeniyle tercih eden annelerde var. Küvet içi file mi sünger mi derseniz ben ilk altı ay file kullandım. Çok hareketli olduğu için kulağına su kaçırırım korkusu ile. Daha sonra sünger içinde su da yatırmaya başladım kafasını yükseltmek içinde kullanmadığımız ilk destek yastığından faydalanarak. Suda oynamayı çok sevdi. Kız bebekler için mikrop almaya müsait olduğundan su içinde değil de file ile banyo yaptırılmasının daha çok tercih edildiğini duymuştum. Ve bu konuyla ilintili olarak tarak nerdeyse hiç kullanmadığım bir gereç oldu. Konak gibi bir sorunla karşılaşmadan evvel alınması gerekli değil diye düşünüyorum.

Anne için göğüs ucu kalkanı yara olması durumunda kullanılacak bir aparat olduğundan sonraya bırakılabilir. Böyle bir durumla karşılaştığınızda yakınlarınız sizin için temin edebileceklerdir. Ayrıca bu kalkanları göğsüm yara olmasın diye kullanmak sakıncalıdır. Hem bebek dil ve dudak hareketleri ile göğsü uyaramadığı için süt üretimi azalır hem bebeğe daha fazla gaz yapar. Ayrıca süt durumunuza göre göğüs ucu petlerini daha sonraya bırakmanızı tavsiye ederim. Ben neredeyse hiç kullanmamıştım. Alınacak olsa bile adet sayısı en az olanları tercih etmekte fayda var. Öyle günlerce sütünüz akmıyor. Ve haliyle süt poşeti stoğu da yapmak lüzumsuz. Buzluğa sadece birkaç poşet süt koymuş ve onları kullanmadan dökmüş biri olarak sütün tadının ve kokusunun değiştiğini gördüm. Ne kadar saklama koşulları ve süresine özen göstermiş olsam da çözdürmek için önce buzdolabı kısmına indirip sonra benmari ısıtsamda tadı değişti sütün. Zaten öyle stok yapacak kadar sütüm olmadı. Gökalp yeteri kadarını içip göğsü rahatlatıyor bir daha ki emzirme süresine kadar tekrar süt doluyordu.

1 12 Aylık Bebek Gelişimi -3- (Çokoprens Yürüyor ve İyi ki Doğdun Çokoprens)


12 Aylık Bebek Gelişimi (1) ve 12 Aylık Bebek Gelişimi (2) yazılarımıza okuyabilirsiniz.


12. ay da en çok beklediklerimizden biri daha gerçekleşiyor ve Gökalp artık yürüyordu. 11. ayda başlayan tay tay duruşlar ve karşılıklı yürüme talimleri sonuç vermiş ve 12. Ay sonunda artık dört ayaklı emekleme pozisyonu badi badi yürümeyle yer değiştirmişti. Benim gibi genel olarak yalnız bebeğini büyüten annelere yürüme talimlerini tay tay durmaya başladıktan sonra bebeklerine 1 ya da 2 adımlık mesafeler bırakarak bir koltuğa yaslamak suretiyle yapabileceklerini söyleyebilirim. Size doğru adım atabilmesini cesaretlendirmek için elinize çok ilgisini çeken bir obje alıp çağırabilirsiniz. Ama buradaki asıl dikkat edilmesi gereken husus bebeğin düşmemesi ve bir yerini acıtmamasıdır. Böyle bir tecrübeyle tekrar cesaretlenmesi güç olur. Acele etmeyin bir iki adımlık mesafeleri zamanla açabilirsiniz. Zaten her şeyin bir vakti saati var. O zaman geldiğinde siz de ne olduğunu anlamadan yürüdüğüne şahit oluyorsunuz. En azında bizim evde öyle oldu.
Gökalp 12. ayın başında ilk defa bir yere tutunmadan ayağa kalkmaya başladı. Ve o zamandan sonra daha cesur hareket etti. Artık üç dört adım atabiliyor fakat devamını getirmeden kendini yere bırakıyordu. Evet düşmüyor kendi kendine pat diye oturuyordu. Bana kalsa rahat rahat yürüyebilecek kabiliyete ulaşmıştı ama korku mu ya da yorgunluk mu bilemiyorum bırakıyordu kendini işte. 12. Ayın ilk yarısı ağırlıklı emekleme az yürüme ile geçerken 2. Yarı da daha fazla adım atar daha az emekler olmuştu. Fakat hiç unutulmayacak bir tarih daha 27 Nisan 2011 de akşam saati Gökalp birden yürümeye başladı. Gökhan’ la nefesimizi tutmuş onu izliyorduk çıt desek sanki yürümeyi bırakacakmış gibi büyük bir hayranlıkla dünyanın en güzel şeyine bakar gibiydik. Oyuncak sepetinin etrafında tur atıyor koltuğun kenarında kendini bırakıyor tekrar kalkıp aynı şeyi yapıyor derken büyülü anın bozulma pahasına çıkardım kamerayı ve kaydettim o ilk yürüme anlarını.

Canım oğlum canım benim sen ona adım atarken hayat hep sana koşarak gelsin. Güzellikler, mutluluklar, huzur getirsin. Senin bize tattırdığın mutlulukların kat be kat fazlası sen onları beklemezken bile hep seni bulsun.


23 Nisan çocuk bayramı var bir de. Gerçi o güne dair bir etkinliğe dahil olmadık ama göstermeden atlayamıycam. Daha 1 haftalık haliyle farkına bakar mısınız? Çirkin ördek yavrusu derken hiçte mübalağa etmediğim ortada değil mi?
12. ay artık onun da bizlere anlatacak şeylerinin olduğu ilk aydı. İstediği, beğendiği, ilgisini çeken, ya da hoşuna giden şeyleri işaret parmağı ile gösterirken ona bir de ses efekti ekledi. Hııı hııı diyerek neyse derdi gösterir oldu. Hala da bitmedi o hııı’lar. Daha önceki aylarda bir şey öğretebilmek için bilmem kaç kez tekrar etmem gerekirken bu ay neredeyse bir ya da iki kez gösterdiğimde yapabiliyordu. Mesela çok güzel baba diyordu.  Ama kendi istediğinde o an gönlü varsa siz söylediğinizde tekrar ediyordu yoksa asla oralı olmuyordu.

12. ayda asıl önemli mevzu doğum günümüzdü. Yeni yaşımıza hoş geldin derken 1 seneyi ardımızda bırakıyorduk. İlk Doğum günümüze dair duygularımı daha önce okumayanlarınız için tekrar buraya ekliyorum.

Geceden evi bu önemli gün için süsledik. Sabah uyandığında evin her yanında bilhassa tavanda duran balonlara şaştı kaldı yavru ördek.


                               İlk doğum gününü çok farkında olmadığı için aile içinde yaptık.




                            Pastamız 1 rakamı üzerine hayvan figürlerini içeren orman konulu idi.

Fikir olsun diye belirtiyorum pastanın üzerine Mickey ya da araba tarzı figürleri daha sonraki doğum günlerinde bilinçli olacağı için kendisinin isteyeceğini düşünüp benzer bir pasta olmasın diye tercih etmedim.

         Evimizi Eminönü’nden aldığım doğum günü süsleri ile donatıp, keyifle kutladık yeni yaşımızı.

İlk sene doğum günü konseptimiz balonlardı. Balonun kendisinin yanı sıra balon figürlü pasta tabakları, bardaklar ve peçetelerle kombin yaptım. Eminönü’ den doğum günü süslerini nerden bulabileceğinizi  buradan okuyabilirsiniz.


Bunlarda internetten 12. Ay gelişim notları :
SOSYAL
  • Uykuya karşı direnir.
  • Ruh halleri değişkenlik gösterir.
  • Anneye babaya sevdiği nesnelere şefkat gösterir.
  • Ebeveynlerinden gereğinden fazla yardım bekler.
  • Yemek yemeye ve yemek yedirilmeye direnir.
  • Espri anlayışı gelişir.
  • Anne babadan ayrılmaya karşı çok tepki gösterir.
FİZİKSEL
  • Merdiven çıkabilir.
  • Karyolaya tırmanabilir.
  • Kalkma yürüme dolaşma karışımı bir eylem içerisindedir.
  • Tutunmadan bir iki adım atar.
  • Ayaktayken oturabilir, çömelme pozisyonundayken ayağa kalkabilir.
  • Telefon araba gibi oyuncakları kullanmayı öğrenebilir.
  • Bir elini diğerine tercih eder.
  • İki nesneyi koltuk altına sokup üçüncü nesneyi elinde tutabilir.
ZİHİNSEL
  • Kendisine söylenen pek çok şeyi anlar.
  • “Anne” dışında bir iki kelime söyleyebilir.
  • Dergi ve kitaplardaki hayvanları tanır.
  • Kaybolan bir nesneyi görmese bile son bulduğu yere bakar.
  • Olayları daha uzun süre hatırlar.