1 Çocuğuma Grip Aşısı Yaptırmalı mıyım?

Eylül ayının gelmesiyle birlikte adeta tetikte bekler vaziyette olan grip ve soğuk algınlığı uygun bulduğu bünyelerde vuku bulmaya başladı. Ve her yıl olduğu gibi tüm annelerini aldı bir telaş. Aşı yaptırsam mı yaptırmasam mı? Tüm diğer anneler gibi bende arada kaldım. Bu konu hakkında karşıma çıkan tüm makaleleri ve forumları okumaya ve fikir sahibi olmaya çalışıyorum. Kendi doktorumuzun yaptırmak daha doğru olur söylemi kulağımda ama yine de alternatif yorumları sorguluyorum. Derken dün gece tv de bu konunun ele alındığı bir kanala ve programa rastladım.
Bloomberg Tv’de “Gülin Yıldırımkaya ile HT Gündem” adlı programda konu grip aşısıydı.
Grip aşısı için ideal zaman ne zaman?
Aşıyı kimler olmalı?
Herkeste işe yarar mı?
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Viroloji ve Temel İmmünoloji Bilim Dalı Öğr.Üy., ESWI Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Meral Akçay Ciblak,
Çocuk Gastroentrolojisi Uzm. Prof. Dr. Ender Pehlivanoğlu ve
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi ve VKV Amerikan Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğr.Üy.Prof. Dr. Önder Ergönül programın konukları arasındaydı.
Program linkini kanalın resmi sitesinde ve Gülün hn. kendi Facebook adresinde dahi bulamadım üzgünüm. Fakat edindiğim bilgileri ve vardığım sonucu sizlerle paylaşmak istedim. Tabi ki her anne, bebeğini-çocuğunu daha iyi tanıyacağı için kendi kararını kendi verecektir.
Grip aşısının sorgulanma nedenlerini ve negatif bakış açılarını başlıklar ve gerekçeleri ile şöyle sıraladılar.
  • Grip aşısına duyulan güvensizliğin nedenlerinden biri son yıllarda tıbbi bir gereklilik olmaktan öte ticari bir materyal olarak algılanması.
  • Geçmiş yıllardaki tecrübeleriyle, aşı yaptırmalarına rağmen bebeği grip olan annelerin, koruyuculuğuna dair güvensizlik yaşadığı için gereksiz bulmaları. Prof. Dr. Enver Pehlivanoğlu bünyesel farklılıklardan dolayı aşının aynı etkiyi yaratmayacağını belirterek sonuçların genellenmemesi gerektiğini vurguladı.
  • Anneler tarafından grip aşının sağlayacağı faydadan çok zarar verme ihtimalinin gözünde bulundurulması. Bu konuda Prof. Dr Önder Ergönül gribin yaşatacağı hastalık halinin, bünyeyi enfeksiyona açık bırakacağı için, aşının yaşatması mümkün olan düşük olasılıklı risklerden daha fazla risk alınacağını belirtti.
  • Güvensizliklerden biri de grip aşısının her yıl tekrar edilmesi gerektiğinden sürekli koruyuculuğunun olmayışı. Kızamık, suçiçeği gibi aşılar tek tozda yeterli olurken grip aşısının her yıl tekrar edilmesi gerekliliği aşıya olan güvensizliğe sebep oluyor YineProf. Dr Önder Ergönül aşının her yıl mutasyon ve metastas (canlının genetik yapısında meydana gelen değişim ve dönüşme halleri) halleri yaşanması nedeniyle yenilendiğini ve farklı bir aşı yapıldığını, haliyle diğer aşılar gibi tek seferde koruyuculuğunun söz konusu olmadığını belirtti.
  • Grip aşısının her yıl tekrar edilme gerekliliği bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve sonraki yıllarda aşı yaptırmama durumunda çok çabuk hastalanılmasına sebep olur endişesi de aşı yaptırmada kararsız kılan nedenler arasında.Bu konuda Prof. Dr. Enver Pehlivanoğlu grip aşısının bağışıklık sistemini zayıflatıp tembelleştirmesinin aksine bağışıklığın güçlenmesine bir tetikleme etkisinin olduğunu bu tür bir endişenin kesin olarak yersiz olduğunu belirtti.
Peki grip aşısı kimlere yapılır?
  • 6 aydan büyük herkese yapılabilir.
  • Fakat yapılması zorunlu olan risk grubu:
  • Kronik hastalar ve bu kişilerin yakınları.
  • Böbrek, şeker , aids, kanser hastaları.
  • Organ nakli yaptırmış olanlar.
  • Bağışıklık sisteminde yetersizlik olanlar.
  • Kan hastalıkları tedavisi görmüş olanlar.
  • Sağlık, hastane personelleri.
  • Okul,fabrika çok çalışanlı şirket toplulukları ve bakım evlerinde kalıp sürekli hastalığı olanlar.
Kimlere grip aşısı yapılmaz?
  • Grip aşısı tavuk yumurtasından hazırlandığı için tavuk yumurtasına alerjisi olanlara grip aşısı yapılamazmış.
Bir diğer tartışma konusu da aşının zamanlaması. Eylül ayı gelir gelmez aşı yaptırılmasına yönelik duyurular yapılmaya başlanır. Fakat bu sene Kasım ayından önce aşı yaptırılmaması şeklinde bir başka söylemde var. Bu konunun açıklamasını da Dr. Meral Akçay Ciblak şöyle yaptı: Türkiye de yapılan araştırmalarda salgın dönemlerinin genelde bahar başlangıcı yani Mart ,Nisan dönelerine denk geldiğini, aşının koruyuculuk süresinin 6 ay kadar olduğunu haliyle erken yapılan aşılanma asıl salgın döneminde etkili olamayacağı için grip aşısının Kasım ayında yapılması daha uygun olacaktır dedi. Erken dönemde aşı yaptıranların bahar başlangıcında tekrar aşı yaptırarak korunma dönemini uzatabileceği vurgulanıyor.
Hastalıklardan korunmak için yapılacaklarsa :
  • Giyim kuşama dikkat etmek, mutlaka atlet giymek.
  • Kapalı havasız ortamda kalınmadan sık sık bulunan ortamın havalandırılması.
  • Öksürürken hapşururken ağzı burunu mendille yada kolla kapatmak.
  • Hasta olan kişilerle aynı ortamda bulunmamaya özen göstermek.
  • Başta bol C vitamini ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirecek gıda takviyeleri tüketmek.
  • Uykusuz kalmamak.
  • Bol sıvı tüketmek.


Ve bende yaşadığım tecrübelerden yola çıkarak edindiğim bilgiler ışığında aşıyı Kasım ayında yaptırmaya karar verdim. Profesör statüsündeki doktorların önce kendilerine sonra yakınlarına aşı yaptırmakta bir sakınca görmemeleri, kendi doktorumuzun da aşı yaptırılması taraftarı olması, bu kararı verirken içimin daha rahat etmesini sağladı. Geçen sene Gökap’in bir iki kez soğuk algınlığı atlattığını ve öyle ateş vs olmamasına rağmen tıkanan burnu yüzünden yaşadığım sıkıntıları hatırlayınca, daha ağır bir durum söz konusu olduğunda yaşayacaklarımı düşünüp verdim bu kararı. Gökalp hala anne sütü emiyor o dönem tıkalı burunla çok zorlanmış ve huzursuz olmuştu. Ayrıca zaten uykularımız çok düzensiz ve yorucu, birde griple birlikte yaşayacağımız zorlu geceleri düşünmekte kararı alırken nedenlerim arasındaydı. Fakat şunu da belirtmeliyim ilk sene grip aşısı yaptırmadık.Doktorumuzun bu konuda bir talebi olmadı. Bizde Gökalp zaten evden çok dışarıya çıkıp sosyalleşmediği için gerek duymadık.Mümkün olduğunca alışveriş merkezi gibi kapalı alanlardan uzak durduk.Hatta salgın durumlarında kendi çapımızda bir nevi karantina haliyle ev, açık alan ve hasta olmadığına emin olan kişilerin dışındaki ortamlarda bulunmadık.Kalabalık bir ortamda çalışması ve hep dışarda olması nedeniyle ilk sene evden grip aşısı yaptıran tek kişi babamızdı.Lakin bu sene durum farklı Gökalp çok sosyal ve hep bir enerji fazlalığı durumu var.Dolayısıyla bu kış evde geçireceğimizden daha fazla olmasada geçen seneye oranla daha çok dışarıda olucaz.Ayrıca bir de baş terlemesi durumumuz var ki hastalık açısından evlere şenlik. Kış soğuğunda ne kadar dikkat etsemde terlemesinin önüne geçemeyeceğim günler olacaktır.Hastalığa davetiye çıkaracak bu durum da gözümü korkutmuyor değil.Evet evet bize bu sene aşı şart. Zor oldu ama bir kararım var artık. Umarım doğru olanı yapıyorumdur. Pişmanlıklar yaşamamak üzere herkese sağlıklı günler diliyorum.

0 12 Aylık Bebek Gelişimi -1- (Yasaklı Yiyecekler Dönemi Bitti-İnek Sütü İçmeye Başladı)


12 Aylık Bebek Gelişimi (2) ve 12 Aylık Bebek Gelişimi (3) yazılarımı da okuyabilirsiniz.

Oğluşun hayatımıza fiili olarak girişinin üzerinden göz açıp kapayıncaya kadar olmasa da koca bir sene geçti. Kah neredeyse gün sayarak kah geçmesin bitmesin bu halleri diye imkanı mümkün olmayan bir dua ile koca bir yılı geride bıraktık. Sadece 1 seneydi geride kalan ama çoğu zaman öyle zorlayıcıydı ki ne zormuş evlat sahibi olmak demekden alamadım kendimi. İlk altı ayda hem uykusuz geçen geceler hem de annesine ve onun sıcaklığına aşık kucak müptelası bebişle hamile kaldığım kilonun da altına düştüm. Ama geldi geçti işte. Ve bir daha tekrarı mümkün olmayacak o en özel bir sene sona erdi. İşte en büyük itirafım “her şey aynı olsa bile şimdiki aklımla bu ilk seneyi en baştan yaşamak isterdim.” Aynı zor doğum sonrasından başlayıp daha hastanedeyken acı ve ağrı ile ayağa kalmak zorunda oluşuma sitem etmezdim. O kadar muhtaçtı ki bana, hiçbir kucak teselli etmiyordu güvensizliğini. Ben zor bir doğum yaptım ama en zorunu o yaşadı. Kolay mıydı en güvendiği yerden bu şekilde dünyaya gelmek. Ah benim güzel meleğim yaşayacağın ilk ve son şanssızlık olsun bu zor doğum. Biteceğini bile bile o kötü doğum yüzünden lohusa sendromuna girmiştim. Ama şimdiki aklım olsa girmezdim. Uyumuyor çıldıracağım hadi gelsin 1 yaşı diye beklemezdim. Sokardım koynuma içime göğsüme nerede mutlu güvenli huzurlu olacaksa oraya. Sonuçta bir yaşınıda yarıladık ama hala uyumuyor beklemenin bir anlamı yokmuş. Geçti bitti geride kaldı işte en bebek halleri, sadece bir senede çocuk sınıfına girdi. 

Bunları hem duygularımı ifade edebilmek, hem siz okuyanlar için bir fikir oluşturmak için yazıyorum. Bir yaşına gelmiş bebek anneleri için belki çok geç ama anne olmaya hazırlanan, hamile ve daha küçük bebekleri olanlarınız sindire sindire yaşamaya çalışın. Biliyorum çok zor. Bende çok okudum zamanında çok telkin ettim kendime ama başaramadım. Umarım sizler başarabilir ve daha doya doya yaşarsınız bebeğinizi.
Ve hep beklediğim uyku şimdilik sadece öğle uykusu olsa da, sonunda bizim eve de geliyordu. Benim hala umudum varrrr… şu azı dişleri bir çıkaralım inşallah gecelerimizde daha dingin daha az kalkarak geçicek. Beklemedeyiz 17 aylık olduk hala o umutla yaşıyoruz. Ama gündüz uykusu bir mucizeydi. En fazla 20-25 dk süren uykularımız bir anda 1 hatta 1,5 saate uzadı. Ne güzel bir haber değil mi? Darısı biz gibi uykucu perisini bekleyenlerin başına.

Yeri gelmişken bebeğini ninni söyleyerek uyutan annelere bizden atmasyon bir ninni. Envai çeşit atmasyon ninni var repertuvarımızda. Gökalp dalana kadar hep aynı şeyleri söylemekten sıkılan annenin yaratıcılığı da gelişiyor haliyle. Melodisini “fış fış kayıkçı” formunda çıkararak söylerseniz sizin repertuvara da bir ninni eklenmiş olur.
UYKUCU PERİSİ NERDESİN
BİZE BİR GELİR MİSİN
UYKUCU PERİSİ GELMELİSİN
“GÖKALP’İ” GÖTÜRMELİSİN
UYKUSU VAR DALAMIYOR
BİR TÜRLÜ UYUYAMIYOR
UYKUCU PERİSİ GELSENE
“GÖKALP’İ” GÖTÜRSENE
EEEE EEEE EEEE EEEEE….
PIŞ PIŞ PIŞ PIŞŞŞŞŞ………..
12. ay yasaklı yiyeceklerin de sona erdiği dönemdi. Artık yumurtanın beyazı, bal,alerjen olabilecek çilek,mide asidini yükseltecek narinciye,takviye süt,8. Ayda vermeye başladığım cevize ilaveten fındık badem vs gibi bir çok yeni tat giriyordu hayatımıza. Devam sütü değil de bende inek sütü tercih eden annelerdenim. Nedenleri niçinlerini envayi çeşit formlardan okuyabilirsiniz. Hep doğal ve kolaycı bir yapım oldu. Açıkçası bu devam sütü bana biraz pazarlama politikalarının argümanlarından biri gibi geliyor. Muhakkak bir artısı vardır ama inek sütünün de eksisi olduğunu düşünmüyorum. Şimdiye kadar yapılan gerekli testlerinde Gökalp’te hiçbir eksik bulunmadı. Demir açısından da bir sıkıntı yok o halde inek sütüne devam.
Biz Pınar'ın çocuk sütünü içiyoruz. Çok sevdiğini söyleyemem ama zarla zorla küçük 200 ml’lik kutunun yarısı ile başladık. Hedef günde 2 kutu. Çocukların hatta herkesin günde en az yarım litre süt içmesi kemik gelişimi ve sağlamlığı için şart.17 ay itibarıyla hala günde 1 kutu içerse ohh bugün sütünü içti diyorum ama 2. Kutu da içimi kemiriyor. Süt içirmekte zorlanan anneler için önce sütü bardakta verdim. Daha sonra kutudan pipetle içmeye başladı. Şimdiler de pipetten çok keyif alıyor fakat yine de sütü bayılarak içmiyor. Ama yılmak yok er ya da geç hedef iki kutu.

2 11 Aylık Bebek Gelişimi -3- (Müzik Dans Parti ve Jetonlu Oyun Dönemi Başladı)

11 Aylık Bebek Gelişimi (1) ve 11 Aylık Bebek Gelişimi (2) yazılarımı okuyabilirsiniz.

11. ayımızda hep uzaktan baktığımız ama içine girmeye hiç cesaret edemediğimiz jetonlu oyuncaklarla dolu salonlara ya da alanlara ilk defa gider olduk.

Şuan Gökalp 17 aylık daha hala jeton atıp da çalıştırdığımız bir oyuncak olmadı. Henüz tek başına binmesinde tehlike olduğunu düşünüyorum.

Sadece kendinden büyüklerle yanında biri olması kaidesi ile araba ve benzeri oyuncaklara çalışırken binebildi o kadar. Zaten sadece üstlerine ve içlerine oturmakta mutlu ediyor kendisini. En çok sevdiği de top atmak.


Yine 11. Ayda onun pek alakadar olmadığı ama aslında hayatında belki yeni nesil içinde çok ender rastlanacak bir durum gelişti. Fiili olarak olmasa da o küpküçücük haliyle abi oldu benim küçük meleğim. Hayatımda can diyebileceğim en yakın arkadaşlarımdan Özden’in meleğine bende ortak oldum oğluşun sütüyle. Artık bir de süt anneyim uzaktan da olsa bir kız evladı olan. Doğumun yorgunluğu ve ilk günlerde sütün henüz tam olarak gelmemesi ve tabi sezeryan doğumun etkisiyle yetemiyordu henüz Özdenim meleğine. Geriye dönüp acemi bir bebeği emzirmek değişik bir duyguydu. 11 aylık bir bebekle vakum hareketlerini kıyas edebilmek ilginçti. Minicik yudumlarla çok daha çabuk yorulup çok daha çabuk doyup uykuya dalmasını izlemek çok farklıydı. Canım kızım, maviş Ela’m şansın bahtın açık olsun. Allah bütün bebeklere olduğu kadar sana da güzel yazılar yazsın. Her zaman böyle bereketli bir bebek ol. Dilerim hayatta hiçbir şeye ihtiyacın olmasın. Ama olursa da her neyse o gerekli olan sütün gibi bitiversin yanı başında.

Ve 11. Ayda hayatımıza en sevdiği aktivite olan dans giriyordu. Hem de ne coşkuyla. Önce tutunduğu yerde poposunu ve ayaklarını zıp zıp zıplattığı daha sonra sağa sola oynattığı kendini özgü bir stili vardı bizim evin Cortes'inin.

Şimdilerde kapı gıcırtısına oynayacak cinsten tam bir dans tutkunu. Müziği ve dansı çok seviyor henüz utanma mefhumu pek gelişmediği için ne zaman müzik duysa sokakta bile olsa bırakıp elimizi başlıyor dans etmeye. Araştırdım 4. Aydan başlamak üzere müzik eğitimi veren okullar var. Bu ara gündemimizde yakınımızda olan ve pek methedilen birini ziyaret etmek var. Bakalım bilir kişiler ne diyecek bizimkinde ki bu müzik ve dans aşkına.
11. Ayda hayatında yine bir ilk gerçekleşiyor ve kendine üç aşağı beş yukarı yakın olan akranlarıyla bir araya gelip ilk doğum günü partisine katılıyordu küçük party boy. Davetli olduğumuz parti İlk göz ağrılarımızdan Ela’mız Sümer’imizin 2. Yaş günüydü. Partiyi bir etkinlik çerçevesinde içinde top havuzu bulunan ve oyun salonu olarak düzenlenmiş pek çok katlı bir mekanda veriyordu sevgili Gaye ve Cem Sümerler.

Çok da eğlenceli ve akıllıca düşünülmüş bir partiydi. Anneler ve babalar için ikramların verildiği bir kat çocuklar için top havuzu ve minderlerin olduğu başka katlar ve en önemlisi anne ve babalar dışında çocuklarla ilgilenen oyun ablaları vardı. Tıpkısının aynısını Gökalp için düşünmüş ve Gayecimden fikir almıştım.1 yaş için erken ve gereksiz olduğunu 2 yaş için düşünürsem daha iyi olacağını anlatınca onu dinleyip ilk doğum günümüzü evde çekirdek aile ile yapmaya karar vermiştim. Ama 2. doğum günü için ilk alternatif projemizi böylece aklıma kaydetmiş olmuştum.

Gökalp çok eğlendi, diğer bebeklerle pek ilgili değildi yaşı gereği ama party tamda dansa yeni başladığı bu dönemde süper olmuştu onun için. Ela’cım şimdilerde 2 yaşının ortalarına geldi bile ama tekrar tekrar iyi ki doğdun güzel Ela seni ve aileni tanımaktan çok memnunuz demeden edemicem.
Bunlarda internetten 11 Aylık bebek gelişim notları:
SOSYAL
Saklanma-bulma veya top atma gibi oyunlardan çok hoşlanır.
Her zaman katılımcı olmayabilir.
Sürekli onaylanmayı bekler.
FİZİKSEL
Destekle ayakta dururken öne doğru eğilebilir.
Ayakta dururken düşmeden oturabilir.
Çömelir ve eğilir, parmak ucunda durabilir.
Kutu kapağını kaldırır.
Kitap sayfalarını birer birer olmasa da çevirebilir.
Ufak nesneleri tutup kaldırabilir.
Nesneleri bilinçli olarak yerlerine koyabilir.
Kaşığı ağzına götürebilir.
Ayakkabı ve çoraplarını çıkartabilir.
Ufak bir iskemleyi yürüteç gibi kullanabilir.
ZİHİNSEL
Ritmik sesleri ve yüz ifadelerini çok rahat taklit eder.
Söyledikleri hala anlaşılamaz ancak birkaç anlamlı ses çıkarabilir.
Bazı nesnelerin sembolü olan kelimeleri hatırlar.(uçak dendiğinde göz yüzünü işaret etmesi gibi)

0 11 Aylık Bebek Gelişimi -2- (Tırmanma- Ters İnme- Tay tay Durma ve Algıladıklarını Uygulamalar Başladı)

Tüm aylık gelişim notlarına giriş yaparken, yazıya nasıl başlayacağımı şaşırıyorum. Sonuçta Gökalp’in gelişim gösterdiği şeyler üzerinden alınmış notlarımı sizlerle paylaşıyorum; fakat dikkat ediyorum her ay hep aynı cümleler geçiyor yazılarımda. ”Bu ayki fiziksel gelişimi gözle görülür şekilde arttı.” gibi mesela. Hep kendini tekrarlayan cümleler yazdığımı düşünebileceğinizi hesaba katarak bundan rahatsız olmakla beraber, yaşanan süreçte bu şekilde olduğu için bu sefer yazmasam da olur diyemiyorum. En basit örneğiyle bir düşünsenize doğduğunda o kadar küçük o kadar narin olan elleri, tüm insan ömrünü göz önüne alınca sadece 7 ay gibi kısacık bir sürede, emekleme yoluyla ellerine oranla devasa büyüklükte olan vücudunu taşıyor.7 ayda nasıl kocaman bir fiziksel gelişimdir bu. Velhasıl Gökalp şu anda 16 aylık olduğu ve ben bu gelişim notlarını geriden yazdığım için rahatlıkla söyleyebilirim ki ilk 12 ay fiziksel gelişim hep katlana katlana ilerliyor. Sonraki aylarda da devam ediyor tabi ama bunu net olarak sadece kilo ve boy artışı olarak gözlemleyebiliyoruz. Bu dönemde artık yürüyebildiği, tutabildiği, atabildiği, hatta koşabildiği için artık daha çok zihinsel ve dilsel gelişim dikkat odağı oluyor. Önden bir içimi döktükten sonra gelelim 11. Aylık gelişim notlarının devamına.
Bu ay Gökalp gözlem yaptığına dair ilk işaretleri vermeye başladı. Öyle ki hala bugün bile eline geçirmek istediği en öncelikli şeylerden biri olan tv kumandasının televizyonu kontrol eden bir cihaz olduğunu öğrenmişti. Anlamıştı demiyorum çünkü aletin kanalları değiştirdiğine dair bir fikri var mıydı bilemiyorum ama, onu televizyona uzattığımızı görüp belleğine kaydetmişti ki eline her geçirebildiğinde o da aynı hareketi yapıyordu. Bir diğer gözlem göstergesi, onun içinde olmadığı kendi aramızdaki gülüşmelerde bize katılmak için yalandan gülücükler hatta kahkahalar atmasıydı. Artık gerçek bir taklitçiydi kendileri. Tekrarladığım basit el kol hareketlerini kendi istediği zamanlarda uydurabildiğince yapmaya çalışıyor istemezse çatlasanız oralı olmuyordu.


Yine 11. Ayda daha öncede yazdığım gibi çifter çifter gelen dişleri ard arda patlak verdi. Önce sağ üstyandan 5. dişi sonra sol üst yandan 6. dişi çıktı. Geçen aylarda diş süreci ile başlayan şiddetli diş gıcırdatmaları da 6. dişin çıkmasıyla birlikte bitti denecek kadar azaldı. Sonraki aylarda diş çıkarma dönemlerinde çok üzerinde durulmayacak şekilde gıcırdatma olduysa da şimdiler de neyse ki bu hareketten eser kalmadı.
Dil gelişimi iyice ilerlemişti farklı seslerden ilk defa sözcük benzeri şeyler söyleyebiliyordu.Mini mini gibi mesela.

İlk defa bu ay ağzından anne ve baba kelimelerini duyduğumuzu söyleyebilirim. Fakat bilinçli bir söylem olmamakla birlikte kelime olmaktan daha ziyada iki hece şeklinde telaffuz edilen sözcüklerdi bunlar. Annn-nee, ba-baaa ve türevleri gibi mesela. Ezberletmeye çalışsam da maalesef ilgilenmedi. Şimdilerde bile hala baba demiyor küçük bey.
11. ayda da fiziksel gelişimi hızla ilerlemekteydi. Öyle ki artık emeklemek ve sıralamanın yanına bir de tırmanmayı eklemişti. Daha önceki aylarda keşfettiği tırmanma hareketi bu ayda tavan yaptı ve sehba ile koltuk üzerlerinden inmez oldu. İlk defa bu kadar tehlikeli bir dönem yaşıyorduk. Arkamı dönmeme fırsat vermeden hemen bir yere çıkıyor haliyle benim işler yine kalıyordu. Ve yine ilk defa bu ay çıktığı yerlerden kendi başına ters bir şekilde inmeyi başarabiliyordu. Artık böylece bana duyduğu ihtiyaç sahası giderek azalmaya başlıyordu.
11. ay bacak hareketlerinin yoğunlaştığı gerek emekleyerek,gerek sıralayarak gerek tırmanarak hatta tay tay durup adım attığı bir ay oldu bizler için. Bu ay artık tutunduğu yerde daha az düşer oldu. Ama tabi ki yürümeye başladığında bu sefer de denge sorunları yüzünden düşmeler başladı. Yürümek çok istediği bir şey gibi dursa da cesaretini toparlayamıyor ve vazgeçiyordu denemekten. Oysa bana biraz azmetse yapabilecekmiş gibi geliyordu. Herşeyin bir vakti saati varmış çok şükür sonrasında o günler de geldi. Nihayetinde kısa süreli tay tay duruşlarımızdan sonra hayattaki ilk adımlarımızı 25 Mart 2011 de atıyorduk. Sadece 3 adım süren kendi başına yaptığı bu ilk yürüyüş, yine asla unutulmayacaklar arasına giren bizim sevinç nidalarımız oluyordu. Ondan sonra iki kişi arasında ya da bir koltuğun kenarına yaslayıp karşısına geçerek beklediğimiz gidip gelmekle geçen talimler başladı.
Teyzoşlar sağolsun onlarda el attı bu yürüyüş çabalarına.
Ve 11. Ayda doğduğu günden bu yana, gece uykuya yatırma çabalarım 1 saatlik uğraştan ilk defa 30 dk.lara düşüyordu. Sanırım fiziksel faaliyetleri arttıkça daha çok yoruluyor ve uyumak için direnemiyordu. Aman Allah’ım ne büyük bir saadet. İnsan hayatında sadece kendine kalacak fazladan bir 30 dk için bu kadar sevinebilir ancak. Bugünden o günlere baktığımda bende bazen aceleci olduğumu düşünüyorum. Ortada sadece 11 aylık bir bebek varken ne çok beklenti içindeymişim. Ama şunu da biliyorum ki hiç kolay değildi. Hem zor bir bebeğim vardı hem yalnızdım. Keşke herşey biraz daha farklı olsaydı ama ben buna da şükrediyorum.