0 13 Aylık Bebek Gelişimi -2- (Bolca Yürüme,Çokça Okuma,İlk Göz Muayenesi,ve Yine Yeni Bir Diş Dönemi)


13 Aylık Bebek Gelişimi (1)  ve 13 Aylık Bebek Gelişimi (3) yazılarımı da okuyabilirsiniz.


Bir önceki yazımda belirttiğim gibi yürümekten aldığı keyif ile o gün bugündür totosu yer görmemiştir bizim evin gezgininin. Gökalp’i konu alan diyaloglar hep şöyle geçer “bu çocuk hiç yorulmuyor mu???” Yorulmuyor herhalde ki ne oturarak oynar, ne de gece bayılırcasına uyur.

Yürümeyi öyle sevmişti ki şu ilk arabam şeklinde elle itilen yürümeye yardımcı olan arabasını, yorgunluktan vücudunu taşıyamadığı zamanlarda destek olarak kullanmaya başlamıştı. Eskiden tırım tırım kullanırken artık bir F1 pilotu gibi hız yapar olmuştu. Asıl önemli olanı koridor bittiğinde ya da arabası bir yere takıldığında düzeltmek için artık bize ihtiyaç duymuyor kendisi arabayı düzelterek kullanmaya devam ediyordu. Böylece hem motor gelişiminin kuvvetlendiğine hem de el, kol, kas yönetimi ile fiziksel bir atak yaptığına şaşırarak tanık oluyorduk.

Daha ilk bebeklik dönemlerinde yüzeyleri farklı kumaşlardan tasarlanmış bir bez kitap edinmiştik. Bebekler sürekli kayıt halindedir dendiği için, ne olduğunu anlamasa da kitapla daha bebe iken tanışsın istemiştim. 11. Aydan itibaren de algıları daha çok açıldığı için ona renkli kitaplar almaya başlamıştım. O zamanda belirttiğim gibi Gökalp hiçbir şeye olmadığı gibi kitaplara da öyle okutacak hikayesini anlattıracak kadar odaklanamadı. O nedenle öyle pahalı kitaplar seçmek yerine değeri 1-2 lirayı geçmeyen renkli içinde bilhassa kuş, kedi, köpek gibi en çok sevdiği hayvanları içeren kitaplar edindim. 13. Ayda Gökalp artık kendisi kitap sayfalarını çevirebiliyor ve sorduğumuzda hayvanları gösterebiliyordu. 

Hala da prensip olarak pahalı kitap almıyorum bu konuda üst sınırım 5 lira. Kıymet bildiğinde ve yırtmaya kıyamadığında bu fikrim sabit değil tabi ki. Ucuz, renkli kitapları büyük marketlerin kırtasiye reyonlarında bulabilirsiniz. Real ,Carrefour ve Migros’u bu konuda örnek verebilirim. Fikir olsun diye yazıyorum illa ki yaşına uygun kitapta aramıyorum içinde resimleri olan ve bu resimlerle ona bir şeyler anlatabileceğim kitaplar olması yeterli benim için.

Bu arada 13. ayda ilk defa göz muayenesine de girdi. Öyle çok fonksiyonel bir muayene değil. Aklınıza gözüne mercek ve benzeri bir şeyle mi bakıyorlar diye bir düşünce gelmesin. Uzaktan bir ışık tutup takip etmesi gözleniyor o kadar. Aksi bir durum olmadıkça bir sonraki kontrol 3 yaş civarı. Bu arada çok şükür biz bir şahin gözüz.

(Ben senin o anlamaya çalışan bakışına, o duruşuna kurban olurum annemmm...)







Ve mayıs ayı itibarıyla aslında ilk defa olmamasına rağmen hayatımın en güzel, en özel ,en duygu dolu gününü yaşıyordum. Anneler günüydü. Allah’ın bana da nasip ettiği o tarifi imkansız, sonsuz aşkı tatmaktan, bu duygudan sebeplenmekten minnettar olduğum. Anneler gününe özel yazdıklarımı okumayanlarınız ve tekrar okumak isteyecekler için buraya ekliyorum.






13. ayımızda inciler de sıralanmaya devam ediyordu ağzımızda. Dünyada bizim için paha biçilemez o küçücük pirinç taneleri, adeta nadide bir mücevhere kuyumcusunun, enfes bir parça demesi gibi çok temiz çok yeni gıcır gıcır yerlerini alıyordu.


Sağ alt çenemizdeki dişlerimizin 7. si ve 8.si çıkıyor sonrasında çenemiz diş üretiminde bir üç aylık duraklama dönemine giriyordu. Bu hesaba göre demek oluyordu ki bir daha ki diş mahsulünü 16. Ay da alacaktık


0 13 Aylık Bebek Gelişimi -1- (Küvette Banyo,Parkta Bolca Oyun,Sabahları Daha Geç ve Mahmur Uyanma Dönemi)


13 Aylık Bebek Gelişimi (2) ve 13 Aylık Bebek Gelişimi (3) yazılarımı da okuyabilirsiniz.

"Aslında bu aydan itibaren aylık gelişim başlıklarını bebek değil çocuk olarak değiştirmeliyim ama onlar hala bebek en azından iki yaşına kadar ben böyle düşündüğüm için başlıklarımı bebek olarak yazmaya devam edeceğim bilginize."

Gökalp oldum bittim ne soyunmayı ne de giyinmeyi sevmeyen bir bebek oldu. Daha hala kış günü üzerini zar zor çıkarttıktan sonra tarzan misali evin içinde köşe kapmaca oynatıyor bana. İşin giyindirme aşamasını da tamamlayana kadar biraz abartsamda bir taraflarımdan su akıyor. Anladınız siz onu.
13. Ayımızda mevsimin artık neredeyse yaza tekabül eden Mayıs ayı olması ve artık portatif küvet içindeki aktivitelerin ortalığı oldukça sulandırdığı bir dönemde, bu suyu çıkmış banyo şekline bir son vermenin zamanı geldiğini düşünüp, hayatımızda radikal bir karar aldım. Gökalp’i artık evin banyosunda kendi küvetimizde yıkamaya başladık. Yeni banyo ortamına pek alışamadığından bu ay içinde ilk defa banyodan çıkmamak için ağlamalar son buldu. Sonraki aylarda burada da kudurmaya alıştı ama yine de banyodan çıkmamak için ağlamaları eskisi kadar vahim olmadı. Yeri gelmişken bazı anneler bebeklerini yaz kış muhakkak banyo yaptırarak yatırmayı tercih ediyorlar. Ben belki biraz tembellik, belki biraz gerekli görmeme, belki de üşütme kaygısıyla kış aylarında Gökalbimi hafta da iki kere yıkıyorum. Çünkü evinde bebeği olan diğer ebeveynler gibi evin ısısını, içerde yaz dışarda kış yaşanıyormuşçasına çok açmıyorum. Gökalp’in metabolizmasını biraz serin havaya hazırlıklı kılmak adına kendimce ürettiğim bir düşünce bu. Çok şükür Maşallah şimdiye kadar soğuk algınlığı ve türevlerini içeren şekilde hastalıklarımız olmadı. Şimdi bu cümleleri okuyup bizim evde Eskimo’lar gibi yaşadığımızı düşünmezsiniz umarım, o kadar da değil. Ama yaz sonundan bu yana biz de banyo yapmadığımız her akşam yatmadan önce düzenli olarak dişlerimizi fırçalayıp, elimizi yüzümü yıkayarak uyumaya hazırlık rutini yapıyoruz.



















Ve fekat hala banyo öncesi, sonrası, sair zamanlarda, giyinirken, soyunurken alt değiştirirken ağlıyor ve itiraz ediyoruz. Önlükte kullanmaktan hiçbir zaman hoşlanmadığı için üzerine döktüğü yemeklerden şefin günlük menüsü misali ortada dolanmakta kendisince hiç sorun yok tabi. Ya da altında bez bile olmadan küçük bir kedi ya da köpek yavrusu gibi oraya buraya pislemekte ne sakınca olabilir ki gibi bir tarz içinde kendileri. 

Beklenen güzel havaların gelişi ve yürümek adına ilk adımları atmaya başlamamızla birlikte parka inişlerimizi pusetsiz yapmaya başladık. Ne var bunu bir ayrıntıymış gibi yazacak demeyin. Oturduğumuz site de bebeğine kendisi bakan parmakla gösterilecek kadar az anne var. Genelde çocuklar hep bakıcılarda. Hatunlar peşlerinde yorulmamak için arabadan indirmiyor çocukları. Ve hala Gökalp’ten büyük olmasına rağmen pusetiyle parka getirilip götürülen çocuklar var. Benim pusetsiz indirmeyi tercih etme nedenlerim hem yürümesini pekiştirmek hem enerjisini boşaltarak haliyle yorulmasını sağlamak ve sonucunda gece sık uyanmalarını sonlandırmaktı. Yatmadan evvel yaptığımız banyolarla sonuç adeta mükemmeldi. Daha önce de yazdığım üzere aynı zamanda hemeopati yöntemini denediğimiz bu dönemde sık uyanmaların son bulması kafamı karıştırmıştı. (Hemeopati yöntemini içeren yazımı buradan okuyabilirsiniz). Tedavimi sonuç verdi yürümek mi iyi geldi anlayamadım. Lakin ben nedeni çözemeden sanırım yeni ortama alışan bünyesi ile bizim evin orijinal duracelli tekrar aynı kıvama geri döndü. Ama ilk defa bu dönemde çok çok çok şükür sabah 06: 30 içtima saatimiz 8:00 -8:30 arası saatlerine ilerliyor ve gözünü açar açmaz hiç uyumamış gibi zınk diye ayağa kalkan Gökalp efendi uyku mahmuru bir mırnav kedicik oluveriyordu. Maşallah daha hala şimdilerde de yatakta 10 dk kadar bir o tarafa bir bu tarafa devrilmeden kalkamıyor. 


Haliyle bu süre bana da ayılmak için çok iyi geliyor.

Artık can sıkıntısına evde ki oyunlarda, oyuncaklarda parka inmek kadar iyi gelmiyordu. Bizde en azı 1 saat olmak üzere günlük rutinlerimize parka inmeyi de ekledik. Havaların ilerleyen aylarda daha da ısınması ve geç kararması ile parka iniş saatlerimizi ileri alıp babamız gelene kadar parkta oyalanmaya başladık. Sanırım yürümenin verdiği keyif ve kolaylıkla tamamen bitmese de emekleme durumu oldukça azaldı.



Buna karşılık yürüme gayretinin ödüllerini de neredeyse koca ay içinde birkaç kez denecek kadar az düşerek topluyordu. Düşmemek, fiziksel acıdan daha çok psikolojik olarak hakikaten bir ödüldü diyebilirim. Çünkü düşmek acıdan çok canını sıkıyor, moral motivasyonunu bozuyor ve sinirlendiriyordu adamımı.

0 1 Yaşına Kadar Alınması Çokta Gerekli Olmayanlar Listesi -2-


Yazının devamı olan 1 Yaşına Kadar Alınması Çokta Gerekli Olmayanlar Listesi(1) linki açarak okuyabilirsiniz.

ELBİSELER,AYAKKABILAR,YÜRÜTEÇ,HOPPALA, BEBEK ARABALARI VE OYUNCAKLAR
İlk aylarda bebek ve anneye destek amaçlı edinilen gereçler ileride ki aylarda bebeğiniz hareketlendikçe bu hareketi destekleyici yardımcılar olarak hayatınızda yer almaya başlıyor. Maalesef her anne ve babanın yavrusunu yoksun bırakmama hissiyatı içinde edindiği, yine çokta gerekli olmayan şeyler alışveriş listesine ekleniyor. Ve bu alışverişler içinde anneler arasında en çok gereksiz bulunan şöyle sıralanıyor.
Daha ileri aylar için annelerden biri emekleme dizliğini hiç kullanamadığını belirtmiş. Bizim böyle bir gerecimiz dahi olmadı. İlk adım ayakkabılarını bebeğin ayından evvel hevesle almak hüsran olabiliyor. Kullanamadan küçüldüğünden bahsetmiş bir anne. Üstelik ilk 2 yaşa kadar mümkün mertebe ayakkabı giydirmemenin taban yapısı için daha uygun olduğu görüşünde uzmanlar. Siz de ayağa kalktığında evde kaydırmaz çoraplarla bu dönemi geçirebilirsiniz.
Kız bebekler içinse anneler, heves edilen cicili bicili elbiselerin ilk altı ay kullanışsız olduğunu belirtip bebeğin, kumaş ne kadar yumuşak olursa olsun rahatsız olduğu görüşünde birleşiyor. Üstelik çok fazla yapılan alışveriş nedeniyle, kıyafetlerin hepsini giydirebilmek adına, bir daha sırası gelene kadar, bebek sadece birkaç kez giymişken küçülmeleri de maalesef en büyük sıkıntı.
İlk 6. Aydan sonra kullanılan ev tipi salıncaklar ve hoppalalar çok kısa süreli oyalayıcı olduğundan yine benim yer kaplaması açısından tercihim olmadı. Gerçi bebekler hiçbir şeyle 10 dk fazla ilgilenmez ya da oyalanmazlar ama o süreyi daha makul ebatlı bir şeyle geçirmek benim daha çok tercihimdi. Yine yürüteçler parmak ucunda yürümeye sebep olduğundan ve satıcıların dahi üzerinde 10 dk fazla tutmayın uyarılarından dolayı tercih edilmese de olur.


Aynı şekilde ilk arabam şeklindeki iterek yürütme sağlayan gereçler de bebeğin oyun tercihine göre alınabilir. Gökalp itmeyi çok sevdiği için bu arabayla baya oyalanmıştı. Ama bu tip arabaların bebeğin elle tutuş ve adım mesafeleri çok farklı. Bazıları adım atması için yeterli genişliğe sahip değiller alacaksanız bu özelliklerine dikkat edin derim.
Gelelim en büyük masraflardan birine bebek arabalarına. Travel sitemi asla tavsiye etmiyorum. Çok büyük hantal arabalar en büyük ağırlıklar oluyor. Bebekle dışarı çıkmak ilk 2 sene bir çanta yedek içeriyor. Haliyle isteseniz de istemeseniz de dışarı çıkarken ağırlıklarınız oluyor. Bebek zaten başlı başına ağırlık. O nedenle ilk hevesle alınan o çok amaçlı koca arabalar ilk altı aydan sonra bebek ana kucağından çıkınca keşke daha hafif bir araba olsaydı pişmanlıklarına neden oluyor.

Bu sebepledir ki hamilelik duygusallığından çıkıp bir maaş değerinde paralar verip alınacak o arabaları düşünmeyin derim. İlk altı ay ana kucağı şeklinde kullanabileceğiniz makul bir araba tercih edip sonrasında baston tipi bir araba ile hayatınızı hafifletin. Şu da var tabi bazı anneler de baston tipi arabaları tam yatış özelliği olmadığından tercih etmiyor.
Ve geliyoruz bebeklerimizden çok bizlerin zaafı olan oyuncaklara. Daha altı ayına gelmeden sepet sepet oyuncak edinmek maalesef sonrasında pişman olacağınız bir alışveriş olacaktır.


Kendi tecrübemle bebekler 1 yaşlarına kadar oyuncakla çok fazla oynamıyorlar. Evet renkli sesli oyuncaklar ilgilerini çekiyor bu bir gerçek; ama edineceğiniz birkaç tane oyuncak ilk 6 ayda fazlasıyla yeterli olacaktır. Sonrasında her yeni oyuncak edindiğinizde evden bir oyuncağı saklamak kaydı ile hem 10 dk.’lık heveseler için masraf yapmamış olursunuz hem sakladığınız oyuncağı sonraki aylarda tekrar ortaya çıkartarak bebeğinizi yeni bir oyuncak almışçasına mutlu edebilirsiniz.
Yazdıklarıma baktığımda ne çok ihtiyacım olmayan şey olmuş diyorum. Neyse ki çoğunu sevgili arkadaşlarım Itır ve Nalan sayesinde edindiğim için hiç masraf yapmamış olmuştum. Sizin de etrafınızda faydalanacağınız arkadaşlarınız varsa ne ala fakat yoksa masrafa ne gerek var değil mi ama.

3 Önce Biraz Benden "HAKKIMDA" (19.08.2010)

Kimdir Bu Dilek Balcı Selçuk (10.02.12)


Blog yazmaya oğlunun doğumundan bir müddet sonra başlayabilmiş, bebeğinden önce uzun yıllar telekomünikasyon sektöründe çalışmış, umduğunu bulamayıp geleceğini göremeyince ayrılmayı tercih etmiş, İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü mevzunu fakat şimdilik tam zamanlı anne olarak çalışan, hayatını eşine ve çocuğuna adamış olan sevgi dolu bir adamın eşi, 17.04.2010 doğumlu Gökalp’in annesiyim.
Hayata karşı hep pozitif bir bakış açısına sahip, diğer insanlara karşı hoşgörülü, paylaşmayı seven aynı zamanda son derece detaycı biriyim. İnsan hayatında kaderin varlığının inkar edilemeyeceğini bildiğim gibi tesadüflerinde gayet mümkün olabileceği kanısını taşırım. Mükemmel anne mantığına inanmam ve kişisel olarak değişken olabileceğini düşündüğüm için bunun yerine mutlu anne mutlu bebek fikrinin savunucusuyum.  Allah inancı olan ve evladını bu doğrultuda yetiştirmeyi hedefleyen bir Atatürkçüyüm.
Hayatı boyunca sigara içmemiş, sigaradan nefret eden ve dünyayı bu illetten kurtarmak gerektiğini düşünenler arasındayım. Buna karşılık kendi tercihim olmasa da içki içmeyi de sevememiş, hele bir de,  yemekle nasıl alındığına da anlam verememiş, ama özel günlerde ve gereken ortamlarda bir kadehcik şarap içebilmeyi çok arzu etmiş, fakat denese de başaramamış o kişi yine benim.

Blog yazmaya anneliğin o müthiş temposuna ayak uydurmaya yeni yeni alışmışken Gökalp 4 aylık olduğunda 19.08.2010 tarihinde başladım. Bebeğimle olan hayat seyrimizi o daha benimle iken onun ağzından kaleme aldığım gebelik takip kontrollerini arkadaşlarımla paylaşmamla şekillenmeye başladı bu süreç. Yazıları çok beğenen ve devam etmem gerektiği konusunda beni yüreklendiren arkadaşlarımın desteği ile uygun zamanda blog tutmaya karar verdim.  Amacım bebeğimle yaşadıklarımızı hiç unutmamak hep canlı tutmak ve paha biçilemez bir hatıra oluşturmaktı. Bunu yaparken bizi takip eden annelere yazılarımla destek olmak bilinci sonradan gelişti. Bu blog bir anne adayının ve annenin, bazen kendi isteğiyle olsa da çoğu zaman isteği dışında, hayatında yaşadığı değişiklikleri, kendine ait deneyimleriyle, acemilikleri ile, edindiği bilgilerle yazılmaktadır. Bebeğimle birlikte yol aldığım hayatımı onun için ya da onunla yaptıklarımı onun bize yaşattıklarını önce bir hatıra oluşturmak sonra ihtiyacı olana fikir vermek ve bizi merak edenlere anlatmak için devam ediyorum yazmaya.
Bir kova burcu kadını olarak blogda yaratıcılığımdan örnekler vermekle gurur duyuyorum. Diğer annelere neyi nasıl yaptığımı anlatarak kendilerinin de yapabilecekleri konusunda  onları yüreklendirmeyi önemsiyorum. Bebeğin doğumundan bakımına her aşamasında doğal olanı destekliyor, normal doğum, organik ve kimyasalsız yaşam gibi konularda fikir vermeye çalışıyorum.
Vaktimin büyük kısmını başta bebeğim sonrasında eşim dostum ailem evim ve bloguma ayırdığım için internet camiasında bilhassa diğer blogcular arasında maalesef yokum. Zaten bu blogu da o bilinçle yazmıyorum.

Blaa blaa blaaa işte  genel hatları ile bende hepiniz gibi:
“Bebeğini önce karnında, sonra kucağında, koynunda kollarında son olarak da eli elimde taşıyan, sevgisini Allah ömür verdiği sürece kalbinde yaşatacak, ölüm başa geldiğinde de ruhunda saklayacak olan bir ANNEYİM.”

0 1 Yaşına Kadar Alınması Çokta Gerekli Olmayanlar Listesi -1-


Yazının devamı olan 1 Yaşına Kadar Alınması Çokta Gerekli Olmayanlar Listesi(2) linki açarak okuyabilirsiniz.

GİYSİLER - BEBEK BEZİ- BEBEK İÇİN YORGAN VE YASTIKLAR-LAMBA-BİBERON EMZİK-SÜT GEREÇLERİ VE DİĞER ALETLER
1 yıllık annelik tecrübemle hamileler ve bebeği 1 yaşından küçük olan annelere hayatı biraz daha kolaylaştırmak için ilk sene içinde alınması gerekenlerin yanında alınmasında fayda olmayan şeyler hakkında da bilgi vermek istedim. Ve bunu yaparken tek ağız olmamak için de Facebook’ta Gökalp ile Seyri Alem sayfası içinde oluşturduğumuz "ANNESİ VE MİNİK KALBİ" grubunda 1 yaşa kadar bebeği olan annelerin fikirlerinden ve internetten birçok forumdan derlediğim bir yazı hazırladım.

Yazıyı hazırlarken gördüm ki bu iş hiçte ihtiyaç listesini hazırlamaya benzemiyor. İhtiyaç listeleri hemen her yerde benzer içerikler barındırırken, bunu almanıza gerek yok denecek şey, başka bir anne için elzem olabiliyor. O nedenle bu yazıyı okuyan tüm annelerin önce kendilerini tanıyor olmaları gerektiğini hatırlatmak isterim. Tabi tüm bunların dışında asıl belirleyici unsur, kullanıcı olan bebeğinizin karakter yapısı olacaktır.
Öyle ki ihtiyaç listesi annenin:
  • -Duygu durumuna
  • -Ekonomik düzeyine
  • -Bakış açısına
  • -Kültür farkına
göre değişkenlik gösterebiliyor.
En belirgin örneklerden birini sterilizatörün gerekliliği konusunda ki yorumlarda gördüm. Diğer yazacaklarımı bu kadar detaylandırmayacağımı belirtip geçiyorum açıklamaya. Mesela DUYGU DURUMUNA göre anne bebeğin her şeyinin eksiksiz olmasını istiyorsa ve EKONOMİK DÜZEYİ buna uygunsa, bebeğinin her şeyinin hijyenik olması gerektiğini düşünen bir BAKIŞ AÇISINA sahipse ve böyle bir çevre ile donanmış bir KÜLTÜR içinde yaşıyorsa sterilizatörü gerekli görüyor. Buna karşılık birkaç çocuk sahibi olan ya da daha başka konulara yoğunlaşmış anneler böyle bir gereklilik görmeyip her şeyi olsun DUYGUsuna kapılmıyorlar. Keza EKONOMİK DÜZEYİ de buna elvermediği için başka şeylere ağırlık veren anneler oluyor. Ayrıca hijyen sağlamak için kaynatmanın yeterli olacağını düşünen ve aynı zamanda çok hijyenik davranmanın da bebeğe yarardan çok zarar vereceğini savunan KÜLTÜR FARKLILIKLARI da var. Bir de benim gibi alet edavat sevmeyip mutfakta mümkün mertebe geniş alan seven annelerin BAKIŞ AÇISINI da ekleyebilirim.
Ve gelelim diğer alınmasına gerek olmadığı düşünülen malzemelere. Yeni doğan bebek için yün patik ve şapkalar, eski tarz zıbınlar, pijamalar ve külotlara hiç gerek yok. Zıbınlar yerine alınacak bodyler çok daha kullanışlı. Bazı anneler kendinden eldivenli tulumları çok tavsiye etmiş ve eldiven almayı gereksiz görmüş. Kimisi de kendinden eldivenli tulumlarda parmakların çok dışarı çıktığını savunmuş.

Benim bu konuda ki yorumum ise 'aşırıya kaçmadan eldivenli tulum tercih edin kaçan küçük yaramaz parmaklar için bir bilemediniz iki eldiven edinin' şeklinde. Bir de bir kısım anne yeni doğan kıyafetleri alın bebeğim içinde çok küçük kaldı derken bir kısım 0-3 ay alın kıyafetler hemen küçüldü demiş. Benim fikrimse kız bebeği olacaklar ve ultrason sonuçlarına göre 3,5 kilo altında doğuracak annelerin yeni doğan, erkek bebeği olacak ve 3,5 kilodan fazla doğum yapması beklenen annelerinse ağırlıklı olarak 0-3 aylık alışveriş yapmaları. Yine kararsız kalınan bir diğer giysi kış için astronot tabir edilen montlar. Eğer arabanız varsa ve bebekle çok fazla dışarıda kalmanızı gerektirecek bir durumunuz yoksa kesinlikle tavsiye etmem. Bebekler giyinmek ve soyunmaktan nefret ediyorlar. Bu kadar teferruatlı bir giyecek sizin için ancak zulüm olacaktır. Ama yine bazı anneler bu montlar sayesinde üşümesinden korkmadan kış aylarında bebeklerini açık havaya çıkartabilmekten memnun olduğunu belirtmiş.
Bebek bezlerini stok yapmaya da gerek yok. Özellikle 1 numara olanlardan sadece 1 paket almak yeterli ne kadar çabuk büyüdüğüne siz bile inanamayacaksınız.
Pahalı süslü bebek beşikleri de çok gerekli değil 3 aydan sonra sığamaz oluyorlar biliyorum çok şık ama daha uzun süre kullanılabilecek park yatak tarzı bir şey düşünülebilir. Tabi durum tamamen duygusal.
Yastık, yorgan ilk sene boğulma tehlikesine karşı tavsiye edilmediği için birinci yılda alınacaklar listesinden çıkartabilirsiniz. Ayrıca bebeğiniz Gökalp gibi yüz üstü yatmayı seven bir bebekse yastığı daha sonrada almanıza gerek kalmayacaktır.

Yorgan, yastık dışında ilk destek yastığı da elzem bir ihtiyaç değil. Yastığın yapacağı desteği kendiniz yumuşak bir havlu ya da battaniyeyi silindir şekline getirerek yapabilirsiniz. Ayrıca bebeğiniz hareketli bir bebekse onu bile kullanamayabilirsiniz bizim gibi. Bunlardan başka birde annenin belinden destek sağlayan emzirme yastıkları var ki ben hiç kullanamadım çevremde de ağırlıklı olarak kullanılmadığı söyleniyor fakat bu yastıktan çok faydalandığını söyleyen annelerde yok değil.
Gece lambası bebekli evde olmazsa olmazlardan fakat odanızda ki dimmerli bir lambaysa yani lambanızın ışığını kısıp açabileceğiniz tarzda ise gece lambasından daha iyi iş görür bu durumda gece lambası almanıza hiç gerek yok.
Alt değiştirmek için örtüler almaya ya da yaptırmaya gerek yok. Zaten bebekli evde bolca çamaşır çıkıyor bunlara ilave yapmak size kolaylık değil zorluk getirir. Can Bebe' nin alt değiştirmeleri çok şirin ve kullanışlı zaten kız bebeklerden daha ziyade erkek bebekler alt açılmasına karşı duyarlı. O da ilk üç aydan sonra daha kontrollü oluyor. Hatta ve hatta bezi değiştirmeden evvel yeni bezi açıp önceden altına yerleştirseniz alt açmak için hiçbir şeye ihtiyacınız kalmaz. Kirli bebek bezi haznesi evde olmasına rağmen hiç kullanmadım. Hayatı pratik yaşamayı seven biri olarak çöp kovası tercihim oldu.
Bebek telsizi olmasına rağmen yine hiç kullanmadıklarımdan oldu. Zaten bizim evin cini hiç uyumadı ki telsize gerek olsun. Uyuduğu ender zamanlarda da bir dk daha fazla uyuması için evde sessizlik hakim olduğundan sesini çok net duyabiliyorduk. Ama birden fazla katlı büyük ve gürültülü evler için kullanışlı olabilir. Bebek telsizleri içinde kameralı olanları tercih edeceklere daha fazla radyasyon yayma durumu olduğunu tekrar hatırlatarak bu işi web cam ile çözen aileler olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca kameralı bebek telsizi kullananlar üzerindeki ışık dikkat çektiği için bebeğin algısının o yöne dağıldığını ve uyutmakta zorlandıklarını da söylemekte.
Dönence yine bizde olup da süs olarak kalanlar içinde. Canım oğlum sırtının yere gelmesine üzerinde dönen ışıklı müzikli ayıcıklar olmasına rağmen tahammül edemedi. Haliyle dönence falanda umurunda olmadı.7. aydan sonra zaten yatakta ayağa kalktığı için kullanışlı değil. Ayrıca kullanılacak yatağa uyumluluğunu da önceden öğrenin. Alıpta yatağa uymadığı için kullanamayan aileler var.
Biberon ve emzik en çok tereddüt edilecek gereçler. Bebeğin ilk üç hafta emzik kullanmaması gerektiğini savunan uzmanların aksine daha doğduğunda hastanede hemen emziği tutarsa veriyorlar. Aslında tutsa anne için büyük kurtarıcı ama fazla fazla hepsinden almaya gerek yok diye düşünüyorum bende.

Hatta baba bu konuda görevlendirilerek ihtiyaç halinde anne göğsüne uyumlu olan emziklerden bir silikon bir kauçuk alması şeklinde önceden talim yaptırılabilir. Biberon içinse tedbir amaçlı cam ve gaz engelleyici özellikli olan bir biberon hazırda tutulabilir. Ya da yine hiç masraf yapmadan ihtiyaç durumunda talimli babaya görev verilebilir.
Biberon ısıtıcılar yine su kaynatıp aynı işi yapabileceğiniz cezve ve küçük kaplar varken bence gereksiz. Sterilizatör hakkında yukarda uzun uzun yazmıştım zaten. Buhar makinası yine hem gerekli hem gereksiz olanlardan. Nem gerekiyor fakat makinalar aynı zamanda mikrop ürettiği için doktorlar tarafından tavsiye edilmiyor. Yine biz de bir müddet kullandıktan sonra tüm odaların peteklerine nem sağlayıcı aparatlar astık böylesi daha ekonomik ve hepimize faydalı oldu. Yoğurt yapma makinası benim hiç düşünmediğim ve gereksiz gördüğüm ve yer kaplaması dolayısıyla hiiiç tercih etmeyeceğim bir alet. Zaten annelik başlı başına sabır işi sabırla yoğurt mayalayan annelere sonsuz saygı duyuyorum. Ben başaramadım ve bir müddet sonra Baby mix kullanmaya başladım. Kendisi yoğurt mayalamak isteyen anneler için yoğurt mayalamayı burada anlatmıştım.
Kanguru yine biz de olan ama kullanmadığım yardımcılardan oldu. Çoğu anne de benim gibi kullanmayıp sling daha kullanışlı gibi geldi demiş. Sling te bir nevi kanguru fakat bebeğin daha büyük yaşlarına kadar kullanma imkanı verip daha ergonomik. Lakin ben onu da kullanmazdım. Çünkü Gökalp kucak müptelasıydı ve sürekli ayakta bir koldan diğer kola geçirip dolaştırırdı. O sıkıntı içinde eminim ne kanguru ne sling onu memnun etmezdi.
Banyo için termometre hiç kullanmadım ve gereksiz olduğunu düşünüyorum. Atadan kalma dirsekle sıcaklık tayini gayet iş görüyor. Hatta zamanla ona bile gerek kalmıyor elle kontrol edebiliyorsunuz. Banyo için küvet ayakları bence yine yer kaplaması açısından gereksiz. Hatta ıslak bebeğin düşme ihtimali yüzünden tehlikeli olduğunu da düşünüyorum. Ama bel ağrıları nedeniyle tercih eden annelerde var. Küvet içi file mi sünger mi derseniz ben ilk altı ay file kullandım. Çok hareketli olduğu için kulağına su kaçırırım korkusu ile. Daha sonra sünger içinde su da yatırmaya başladım kafasını yükseltmek içinde kullanmadığımız ilk destek yastığından faydalanarak. Suda oynamayı çok sevdi. Kız bebekler için mikrop almaya müsait olduğundan su içinde değil de file ile banyo yaptırılmasının daha çok tercih edildiğini duymuştum. Ve bu konuyla ilintili olarak tarak nerdeyse hiç kullanmadığım bir gereç oldu. Konak gibi bir sorunla karşılaşmadan evvel alınması gerekli değil diye düşünüyorum.

Anne için göğüs ucu kalkanı yara olması durumunda kullanılacak bir aparat olduğundan sonraya bırakılabilir. Böyle bir durumla karşılaştığınızda yakınlarınız sizin için temin edebileceklerdir. Ayrıca bu kalkanları göğsüm yara olmasın diye kullanmak sakıncalıdır. Hem bebek dil ve dudak hareketleri ile göğsü uyaramadığı için süt üretimi azalır hem bebeğe daha fazla gaz yapar. Ayrıca süt durumunuza göre göğüs ucu petlerini daha sonraya bırakmanızı tavsiye ederim. Ben neredeyse hiç kullanmamıştım. Alınacak olsa bile adet sayısı en az olanları tercih etmekte fayda var. Öyle günlerce sütünüz akmıyor. Ve haliyle süt poşeti stoğu da yapmak lüzumsuz. Buzluğa sadece birkaç poşet süt koymuş ve onları kullanmadan dökmüş biri olarak sütün tadının ve kokusunun değiştiğini gördüm. Ne kadar saklama koşulları ve süresine özen göstermiş olsam da çözdürmek için önce buzdolabı kısmına indirip sonra benmari ısıtsamda tadı değişti sütün. Zaten öyle stok yapacak kadar sütüm olmadı. Gökalp yeteri kadarını içip göğsü rahatlatıyor bir daha ki emzirme süresine kadar tekrar süt doluyordu.