0 13 Aylık Bebek Gelişimi -1- (Küvette Banyo,Parkta Bolca Oyun,Sabahları Daha Geç ve Mahmur Uyanma Dönemi)


13 Aylık Bebek Gelişimi (2) ve 13 Aylık Bebek Gelişimi (3) yazılarımı da okuyabilirsiniz.

"Aslında bu aydan itibaren aylık gelişim başlıklarını bebek değil çocuk olarak değiştirmeliyim ama onlar hala bebek en azından iki yaşına kadar ben böyle düşündüğüm için başlıklarımı bebek olarak yazmaya devam edeceğim bilginize."

Gökalp oldum bittim ne soyunmayı ne de giyinmeyi sevmeyen bir bebek oldu. Daha hala kış günü üzerini zar zor çıkarttıktan sonra tarzan misali evin içinde köşe kapmaca oynatıyor bana. İşin giyindirme aşamasını da tamamlayana kadar biraz abartsamda bir taraflarımdan su akıyor. Anladınız siz onu.
13. Ayımızda mevsimin artık neredeyse yaza tekabül eden Mayıs ayı olması ve artık portatif küvet içindeki aktivitelerin ortalığı oldukça sulandırdığı bir dönemde, bu suyu çıkmış banyo şekline bir son vermenin zamanı geldiğini düşünüp, hayatımızda radikal bir karar aldım. Gökalp’i artık evin banyosunda kendi küvetimizde yıkamaya başladık. Yeni banyo ortamına pek alışamadığından bu ay içinde ilk defa banyodan çıkmamak için ağlamalar son buldu. Sonraki aylarda burada da kudurmaya alıştı ama yine de banyodan çıkmamak için ağlamaları eskisi kadar vahim olmadı. Yeri gelmişken bazı anneler bebeklerini yaz kış muhakkak banyo yaptırarak yatırmayı tercih ediyorlar. Ben belki biraz tembellik, belki biraz gerekli görmeme, belki de üşütme kaygısıyla kış aylarında Gökalbimi hafta da iki kere yıkıyorum. Çünkü evinde bebeği olan diğer ebeveynler gibi evin ısısını, içerde yaz dışarda kış yaşanıyormuşçasına çok açmıyorum. Gökalp’in metabolizmasını biraz serin havaya hazırlıklı kılmak adına kendimce ürettiğim bir düşünce bu. Çok şükür Maşallah şimdiye kadar soğuk algınlığı ve türevlerini içeren şekilde hastalıklarımız olmadı. Şimdi bu cümleleri okuyup bizim evde Eskimo’lar gibi yaşadığımızı düşünmezsiniz umarım, o kadar da değil. Ama yaz sonundan bu yana biz de banyo yapmadığımız her akşam yatmadan önce düzenli olarak dişlerimizi fırçalayıp, elimizi yüzümü yıkayarak uyumaya hazırlık rutini yapıyoruz.



















Ve fekat hala banyo öncesi, sonrası, sair zamanlarda, giyinirken, soyunurken alt değiştirirken ağlıyor ve itiraz ediyoruz. Önlükte kullanmaktan hiçbir zaman hoşlanmadığı için üzerine döktüğü yemeklerden şefin günlük menüsü misali ortada dolanmakta kendisince hiç sorun yok tabi. Ya da altında bez bile olmadan küçük bir kedi ya da köpek yavrusu gibi oraya buraya pislemekte ne sakınca olabilir ki gibi bir tarz içinde kendileri. 

Beklenen güzel havaların gelişi ve yürümek adına ilk adımları atmaya başlamamızla birlikte parka inişlerimizi pusetsiz yapmaya başladık. Ne var bunu bir ayrıntıymış gibi yazacak demeyin. Oturduğumuz site de bebeğine kendisi bakan parmakla gösterilecek kadar az anne var. Genelde çocuklar hep bakıcılarda. Hatunlar peşlerinde yorulmamak için arabadan indirmiyor çocukları. Ve hala Gökalp’ten büyük olmasına rağmen pusetiyle parka getirilip götürülen çocuklar var. Benim pusetsiz indirmeyi tercih etme nedenlerim hem yürümesini pekiştirmek hem enerjisini boşaltarak haliyle yorulmasını sağlamak ve sonucunda gece sık uyanmalarını sonlandırmaktı. Yatmadan evvel yaptığımız banyolarla sonuç adeta mükemmeldi. Daha önce de yazdığım üzere aynı zamanda hemeopati yöntemini denediğimiz bu dönemde sık uyanmaların son bulması kafamı karıştırmıştı. (Hemeopati yöntemini içeren yazımı buradan okuyabilirsiniz). Tedavimi sonuç verdi yürümek mi iyi geldi anlayamadım. Lakin ben nedeni çözemeden sanırım yeni ortama alışan bünyesi ile bizim evin orijinal duracelli tekrar aynı kıvama geri döndü. Ama ilk defa bu dönemde çok çok çok şükür sabah 06: 30 içtima saatimiz 8:00 -8:30 arası saatlerine ilerliyor ve gözünü açar açmaz hiç uyumamış gibi zınk diye ayağa kalkan Gökalp efendi uyku mahmuru bir mırnav kedicik oluveriyordu. Maşallah daha hala şimdilerde de yatakta 10 dk kadar bir o tarafa bir bu tarafa devrilmeden kalkamıyor. 


Haliyle bu süre bana da ayılmak için çok iyi geliyor.

Artık can sıkıntısına evde ki oyunlarda, oyuncaklarda parka inmek kadar iyi gelmiyordu. Bizde en azı 1 saat olmak üzere günlük rutinlerimize parka inmeyi de ekledik. Havaların ilerleyen aylarda daha da ısınması ve geç kararması ile parka iniş saatlerimizi ileri alıp babamız gelene kadar parkta oyalanmaya başladık. Sanırım yürümenin verdiği keyif ve kolaylıkla tamamen bitmese de emekleme durumu oldukça azaldı.



Buna karşılık yürüme gayretinin ödüllerini de neredeyse koca ay içinde birkaç kez denecek kadar az düşerek topluyordu. Düşmemek, fiziksel acıdan daha çok psikolojik olarak hakikaten bir ödüldü diyebilirim. Çünkü düşmek acıdan çok canını sıkıyor, moral motivasyonunu bozuyor ve sinirlendiriyordu adamımı.
Paylaş !

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...