2 Herkese Neşe Dolu Yıllar


Önce tüm bebeklere ve onların ailelerine sağlıklı, mutlu, şanslı ve varlıklı bir yıl diliyorum.


 İşte bizim evin noel babasının 1 yıl sonraki yeni hali :) Geçen yıl ile farkı için buyrun buraya bir tık :)


Tüm bebekler için 2012’ de bol süt, derin uyku ve huzur dolu bir yuva olsun.

                         Kayıpsız, unutulmaz bir sene bizlerin olsun. Herkese kucak dolusu sevgiler…

0 14 Aylık Bebek Gelişimi -1- (Boyumuz Prizlere Uzanacak Kadar Uzadı-Emekleme Bitti-Koşma Başladı)


Yazının devamı olan 14 Aylık Bebek Gelişimi 2 ve 14 Aylık Bebek Gelişimi 3 yazılarımı da okuyabilirsiniz.

14. ay yürümeye başlamanın sonsuz coşkusu ile evimizde “Rüzgar Gibi Geçti” filminin içeriğinden farklı, adıyla müsemma varyasyonlarını yaşadığımız, hatta 'geçti' sözcüğünün hafif kalmasından dolayı adını değiştirip, Rüzgar Gibi Uçtu demenin daha yaraşır olduğu hal ve hareketler içeren bir ay olarak yer aldı mazimizde. Öyle ki hakkıyla tam olarak yürüdü diyebileceğimiz 13 ayın ardından 14. ayda adeta bu hız beni kesmez tavrı ile yürüyemez ne yapacaksa koşar adım gerçekleştirir oldu bizim deli oğlan.

Vücudunun kontrolünü neredeyse tamamen sağlayabilmişti diyebileceğim şekilde dikkatlice bilgisayarın ya da ütünün uzatma kablosunun üzerinden atlayabiliyordu artık. Ve yine bedenine o kadar hakimdi ki yerden kalkmaya çalıştığında hiçbir yere tutunma ihtiyacı duymuyordu. Edindiği bu müthiş öz güvenle alış veriş merkezlerindeki yürüyen merdivenler kabusumuz olmuştu. Evimiz müstakil olmadığı ve apartmanımızdaki merdivenler kapalı bir kapının ardında tercihe bağlı kullanıldığı için ve dolayısıyla hep asansöre bindiğimizden merdivenle çok sık münasebetimiz olmuyordu. Sanırım bu nedenle yürüyen merdivenlere tırmanma azmindeydi ve kendisini dizginlemek hiç kolay değildi; çok şükür hem bizden hem başkalarından gördüklerini yapma duygusuyla ilerleyen aylarda bu sevdasından kendi isteği ile vazgeçti. Bütün bu yürüme ve koşma azmi içinde haliyle emeklemeyi de bu ayın sonlarında nihayete erdirdi. Ama duygulandım bak şimdi. Ne zaman koyduğum yerde duracak ne zaman yürüyecek derken o ilk bebeklikten çıkmanın belirtisi olan emekle halleri de geride kalıyordu.

Hayat yine her gün birbirinin aynı derken, asla tekrarı mümkün olmayan o duyguları alıp götüremese de o anları ardımızda bıraktırıyordu. Gelmiş geçmiş her annenin söylediği gibi bir kere kucaktan indikten sonra azıcık kucağınıza almanız için ne diller dökseniz de, ne pazarlıklar yapsanız da kucaktaki süre birkaç dakikayı bulmadan, maalesef evinizdeki yüksek enerji hep özgürlüğü seçmiş oluyor.
Şimdi anlatacağım mevzuda yapabileceğim en güzel tanım ışıklı ev. Evet artık boyumuz prizlere uzanmaya yetecek kıvama geldi ve bu durumda evdeki bütün lambalar yandı artık dışarıdan gelişlerinde zile kendisinin basıyor olması en büyük keyiflerinden oldu.

Bundan sonra uzun bir süre bizim ev ışıklı ev olarak kaldı. Artık,tüm odalar, koridor, tuvalet ve banyo ışıl ışıl her an kullanıma hazır ve aydınlıktı. Kendisi henüz kapatmak için yeterli boya sahip olamadığından bay cüce yaptığım işi ancak ben tamamlarım dercesine ışıkları bize de kapattırmıyordu. Başka bir şeyle ilgilendiğinde kapatsak bile tekrar açıp diğer ilgilendiği şeye geri dönüyordu.
Top en çok ilgisini çeken oyun aracı olmasına rağmen 14. aya kadar topla oynamayı bir türlü beceremedi. Topu atması ya da topa vurması gerektiği yönündeki anlatımlarımız ve göstermelerimiz maalesef sonuç vermiyordu. Zaten bizi dinlediğini de söyleyemem. Top elindeyken bizim söylediklerimize oralı olmuyordu ki anlasın. Her zamanki coşkun ve enerjik haliyle top hoop ağıza şeklinde bir enerji patlaması ile topu ısırmaya çalışıyordu. Dişleri yuvarlak zeminde tutunamayınca daha çok hırslanıyordu. İlk defa bu ay ayakla vurma aşamasına geçemesek de elle atma çabalamaları başladı. Daha önceki aylarda aniden gözden kaybolan objeleri takip edebilme ve nerede olabileceğini kestirebilme yetisi gelişmemişti.


14. Ayda artık neyin nereye gittiğini gözlemleyebildiği gibi ne taraftan gidersem alabilirim gibi akıl yürütmelerde başladı. Yine ilk defa bu ay kaçan topu almak için sehbanın diğer tarafına geçme çabaları gelişti.

1 Organik Yaşama Geçtim Kimyasallara Veda Ettim

HERŞEYİN BAŞI SAĞLIK ÖNCE KENDİMİZ VE EVLATLARIMIZ SONRA ÇEVREMİZ İÇİN DUYARLI EBEVEYNLER OLMALIYIZ
Bakmayın attığım başlıktaki beylik cümleye. Şöyle hakkıyla organik yaşama geçmek ve tamamıyla kimyasal hayata son vermek ne mümkün. Organik dediğiniz ürün olayın hası doğalı. Ama temin etmek için market içindeki organik pazarları seçerseniz, örneğin daha renkli daha şekilli domateslerin karşısına konmuş, hiçbir albenisi olmayan ama sözüm ona sırf doğal diye fiyatı iki katını bulanları her zaman alabilecek güç pek mümkün olmuyor. Hayat, geleceğimiz ve çocuklarımız içinde tutumlu olmayı gerekli kılıyor. Ama mesele sağlık olunca iş değişiyor.
Çoğu kişi gibi bende, Gökalp’ten önce organik yaşamı ekstra bir yük olarak görür, sonuçlarını öğrenirsem bu işi sırtlanacağım için bu konuya hiç bulaşmazdım. Ama anne olmak bilgi Fizanda olsa gidip bakmak alıp getirmek kadar kolay ve katlanılabilir oluyor. Organik yaşama güvensiz olan pek çok anne var. Haklı olarak bu işinde ranta dönüştürüldüğünü ve bir tohumla organik olunamayacağını, toprağından suyuna esen rüzgarın getirdiklerine kadar ürünün doğasını değiştirdiğini savunup bu ticarete alet olmak istemediklerini dile getirmekteler. Güven konusunda hele bir de anne olduktan sonra sonsuz hak veriyorum. Ama bu konuda da güven duyulacak gönül rahatlığı ile bilgisine baş vurulacak kaynaklar var. www.bugday.org adresinden hem organik yaşam ve hem de kimyasalların bize ve doğaya verdiği zararlar hakkında daha detaylı bilgi edinebilir. Aynı zamanda güvenle alışveriş yapacağınız organik pazarları öğrenebilirsiniz.
Kendimden örnek vermem gerekirse Gökalp’in sabah omleti için kullandığım domatesin mevsiminin sona ermesi üzerine hormonlu olanları oğluma yediremeyecektim ama bir taraftan da gıdasını da eksiltmiş olmuştum. Bu vicdan azabıyla domates sayesinde organik hayata girmiş oldum. Daha sonra bu süreç mevsiminde meyve ve sebze tüketmeye, zaten hayatımızda hiç olmayan konserveye ebedi veda etmeye, ardından süte peynire et ve yumurta tüketimine kadar vardı. Et, tavuk ve yumurta tüketimimizi güvendiğimiz çiftlik hayvanları olan kasabımızdan karşılamaya başladık. İneklere yeterli kiloya gelmeleri ve süt üretimini arttırmak için enjekte edilen ilaçları ve hormonları öğrenince sizlerde et tüketimi konusunda biraz daha detaylı düşünün derim. Ama kuzulara bu işlemler yapılamıyormuş o nedenle tercihinizi kuzu etinden yana da kullanabilirsiniz. Migros gibi büyük marketlerde bu konuda kurtarıcı. Artık her türlü sebze, meyve, süt, yumurta ve yoğurdu organik olarak bu marketlerde bulabilirsiniz.
Bütün bunlar tamam da işin bir de günah çıkartma kısmı var. Hani demiştim ya bakmayın başlığın beylik olmasına diye. Ya fast food, gazlı içecekler, cipsler vs hiç mi yemiyoruz? Ama hayatın tadı da maalesef hep zarar verici şeylerde. En azından Gökalp şimdilik bunları tüketmiyor diye vicdan rahatlatıyorum bende.
Ve gelelim işin kimyasallar boyutuna. Aman Allah’ım o kadar vahim bir konu ki insanın bu konuyla ilgili bir şeyler okuduğunda resmen yüzü buruşuyor. Buğday dergisi öyle güzel anlatmış ki işin özünü bu cümleleri ben daha açık nasıl ifade edebilirim diye düşünmeden aynen kopyaladım.:
Artık hiçbirimiz anneannelerimiz gibi evi süpürmüyor, çamaşırı küllü sularla yıkayıp güneşte kurutmuyor, yerleri arap sabunuyla fırçalamıyoruz. Buna vaktimiz yok. Temizlik için "hoş kokulu", "beyazdan daha beyaz yapan", "iz bırakmadan pırıl pırıl yıkayan", "mikroplardan arındıran" yardımcılarımız var. Ancak evimizi, eşyalarımızı, giysilerimizi ve yediğimiz yemeğin artıklarını temizlerken (!) bedenimizi, suyu, toprağı, havayı, doğal ortamları nasıl kirlettiğimizin farkına varmıyoruz.
İtiraf edelim ki çoğumuz, ev temizlemek, ovmak ve yıkamaktansa başka bir iş yapmayı tercih ediyoruz! Acaba, vaktimiz olmadığı için mi bulaşıkları elde yıkamıyor, işi makinalara bırakıyoruz, yoksa makinalar, gerekli kimyasallar, elektrik ihtiyacı ve benzer tercihlerimiz yüzünden mi her şeyin daha doğal olanına vaktimiz yok?
Üreticiler, önemli bir çoğunluğu evlerinin "tertemiz", "dezenfekte edilmiş", "mikropsuz" olması gerektiğine inandırmak konusunda son derece başarılı olmuşlar ve bunu yapabilmek için gereken ürünleri satmayı sürdürüyorlar: Tuvalet ve fırını temizlemek için asit, banyoyu dezenfekte etmek için fenol, mobilyaları cilalamak için damıtılmış petrol ürünleri, çamaşırlarımızı beyazlatmak için klor ve yalnızca evlerimizi temiz tutmak için çeşit çeşit diğer zehirli kimyasal maddeler...
Günlük yaşamda kullandığımız ürünler 55 bin’in üzerinde kimyasal çeşidi içeriyor ve her yıl bunlara binin üzerinde yenisi ekleniyor. Birçoğu ise yeterince test edilmeden ve belirli bir mevzuata tabi olmadan piyasaya sürülüyor.
Bu ürünlerin büyük kısmı doğrudan kanalizasyona akıp sonunda da su sistemlerimize karışıyor. Sözünü ettiğimiz kimyasallar, sonunda "fazla yüklenme" olasılığı yaratarak vücudumuzda depolanıyor ve zehirli olma düzeyine ulaştığında çeşitli hastalıklara yol açıyor. (Kronik yorgunluk sendromu, alerjiler, karaciğer sorunları, lenf kanseri gibi.)
Evsel temizlik malzemeleri sadece toprağı ve su kaynaklarını değil, teneffüs ettiğimiz havayı da tehdit ediyor. Sprey boyalar, fırın temizleyiciler, dezenfektanlar, mobilya parlatıcıları ve diğer tüm sprey ürünler, birkaç gün sonra soluyacağımız havanın bir parçası oluyor.
Sadece kentlerde yaşayanların değil, kırsal kesimde yaşayanların da atık su sistemlerine neler gönderdiklerine dikkat etmeleri gerekiyor. Foseptik sistemler atık su sorununu çözmüyor; boyalar, çözücü, inceltici, ağartıcı kimyasallar, aseton, tuvalet temizleyiciler ve lavabo açıcılar ile diğerlerinde bulunan belirli kimyasal maddeler organik maddeleri parçalayan organizmaları zehirleyebiliyor. Oysa organik maddelerin parçalanması doğal döngünün işlemesi açısından zincirin olmazsa olmaz halkalarından birini oluşturuyor.
Zehirli olmayan doğal temizlik maddeleri ise foseptik sistemi, içme suyu ve sağlık konusunda büyük yararlar sağlıyor.”
Yazının kalan bölümünü daha detaylı olarak derginin http://www.bugday.org/portal/haber_detay.php?hid=115 bu sayfasından okuyabilirsiniz.
Bu konuda kafamı karıştıran bu tip yazılar ve anne bebek forumlarından edindiğim bilgilerle bende bitkisel içerikli bir deterjan arayışı içerisine girdim. Bebek çamaşırlarını yıkamanın ne kadar sorumluluk isteyen bir iş olduğu ortada. Onların incecik ve sürekli büyüyüp gelişen derilerine temas eden çamaşırlarda bulunan kimyasalların vereceği zararları düşünmek beni harekete geçirdi. Çamaşır suyu, ya da Kosla ve türevleri gibi leke çözücülerin nasıl bir kimyasal içerikle o temizliği sağladığını sorguladığımda artık bu tip leke çözücüleri hayatımdan çıkarttım. Ama ben asıl hatayı yumuşatıcı kullanarak yapıyormuşum sonradan kafama dank etti. Son durulama suyu ile alınan ve çamaşırların üzerinde kalan o hoş koku nasıl bir zehirdir akıl edemeyişime yanıyorum. Yıllar evvel ergenlik sürecinden çok sonra üniversite döneminde yüzümde çıkan sivilcelerle baş edemeyince o dönem Memorial Hastanesinde görev yapan dermatolog Hasibe Müzeyyen Özkılıç’ın tavsiyeleri kulaklarımdan nasıl uçmuş gitmişti. Bana hayatımın hiçbir evresinde hangi marka olursa olsun renkli ve kokulu ürün kullanmamamı, bu ürünlerin rengini ve kokusunu sağlamanın ancak kimyasal içeriklerle mümkün olacağını üstüne basa basa vurgulamıştı. Ben de ilk ağızdan edindiğim bu tecrübeyle geçte kalmış olsam size asla bebek deterjanı da olsa yumuşatıcı kullanmayın derim. Sonuç olarak tüm bu aymışlığın ışığında dünyanın dört bir tarafında satılan Amerikan menşeili FOREVER LİVİNG ürünleriyle tanışmış oldum. Açıkçası tamda yukarıdaki buğday dergisinden alınma yazının detaylarında belirtildiği gibi kimyasalsız her türlü temizlik için ayrı bir doğal ürün bulundurmak yerine tek bir ürünle evimdeki tüm temizliği yapabilecek olmak, bana bebeğimin zaten oldukça yorduğu dünyamda daha kolay geldi. Öyle ki 1,89 lt yani ortalama 2 litrelik bir sıvı deterjanı çamaşır, bulaşık, yer, banyo ve mutfak olmak üzere aklınıza gelen her alanda güvenle kullanabiliyorsunuz.
Firmanın gıda takviyelerinden kosmetiğe kadar çok geniş bir ürün yelpazesi var ve tüm ürünlerin esasını mucizevi bitki olarak adlandırılan ALEO VERA oluşturuyor. Ürünü bir ay boyunca denedikten sonra blogta yer vermeye karar verdim. Hakaten konsantre bir deterjan. Bebek çamaşırları zaten renkliler ve beyazlar olarak ayrıştırıldığında her biri yarım makine kadar ancak ediyor. Ve bu kadar çamaşır içinse kirlilik durumuna göre sadece 1 ya da 1,5 yemek kaşığı deterjan köpük köpük yıkama sağlıyor. Ayrıca bitkinin kendine has kokusu da oldukça hoş. Bulaşık makinasında kullanımda ise sadece 1 çay kaşığı yeterli oluyor. Olay deri ile temas etme durumuna gelince Gökalp’in şampuanını değiştirmekte de fayda görüp yine ALEO VERA içeren sıvı el yüz sabunu aldım. Sabun bebekler için kullanım da ön görülerek göz yakmayacak şekilde formül edilmiş. Biz daha evvelden Almanya’dan sevgili arkadaşım Gülden vasıtasıyla diş macunu olarak florürsüz olsun diye Elmex temin etmiştik. Macunlarımızı bitirdiğimizde firmanın yine aynı bitkinin esasına dayanan florürsüz diş macunlarını kullanmaya başlayacağız.
Ürünler Euro olarak satılıyor. İlgilenen için konsantre oluşları açısından marketlerden alacağınız diğer bir çok ürünle karşılaştırınca, tek ürünle hepsinin ayrı ayrı yaptığı işi yapacağınızı düşündüğünüzde fiyat açısından oldukça makul. Şöyle ki:
Forever Aloe Mpd (1,89lt) (Konsantre çok amaçlı deterjan) : 25.90 Euro
          Aloe Liguid Soap (473ml) (El yüz ve göz yakmayan formülü ile bebek sabunu) : 14.10 Euro
                           Forever Bright Toothgel (130gr) (Florürsüz Diş Macunu) : 7.52 Euro
Velhasıl sözün özü ben ürüne çok yakınımda olan birileri vasıtasıyla ulaştım. Sizlerde bitkisel içerikli ürünler kullanmayı düşünüp nereden ve nasıl temin edeceğinizi bilemiyorsanız arzu ettiğiniz takdirde bana facebook sayfamdan ulaşabilirsiniz. Ama evvela içinizin rahat etmesi için bir araştırma yapmanız tavsiye ederim. Ben aradım taradım bulup bulabileceğim en anti Forever muhalefetini bu konuya acayip kafa yormuş başka bir blog yazarının oluşturduğu sayfada buldum. Blog adı “Froverliving Aldatmacası.” Dikkatinizi çekerim bu bir yazı başlığı değil blog adı. Bu blogun yazarı kendini bu firmaya karşı bir nefer addetmiş yazmışta yazmış. Okudum içerik olarak eleştiriler firmanın yabancı oluşuna, Aloe Vera bitkisinin Türkiye’ de zaten sarı sabır otu olarak var olduğuna ve ürünün pazarlanma stratejilerine takılmış. Yoksa ürün işe yaramaz bitkisel falan değil demiyor. Okuyucusunu aktarlara yönlendiriyor. Asıl üzerinde durduğu gıda takviyeleri, temizlik ürünleri hakkında bir eleştiri yok. Zaten açıkçası yazdıkları haklı olmakla beraber hava da kalmış diye düşünüyorum. Çünkü bu firma zararlı bir şey yapsa hangi Yeşilaycı dünya örgütü karşısına geçmez yalanlamaz. Hangi uluslar aradı sağlık örgütü faydasız olduğunu bile bile onay verir. Saadet zinciri olduklarından bahsetmiş. İyi bir ürün iyi satılıyorsa saadet içinde olsunlar tabi kime ne zararı var. Eğer pazarlama stratejilerini eleştirecek olursak bugün Cola’nın zararlarını bilmek için kimyager olmaya gerek yok sanırım. Lakin yeni yıl reklamları nasıl anlamlı nasıl etkileyici. E bu ne yaman çelişki böyle o zaman değil mi?  
Neyse sonuçta siz bu ürünleri almak isteseniz de ben buradayım istemeseniz de. Kimse satın almadı diye çocuğu sırtıma bağlayıp kapı kapı komşuları dolaşacak halim de yok tabi. Ama en çok endişem aklınıza hemen işi ticarete döktüğümün gelmesi. Yapmayın ama hangimiz anne olarak hem bebeğinin yanı başında olmayı hem de aile bütçesine katkıda bulunabilmeyi istemiyoruz ki. Ticaret diye düşündüğünüz şey için yapmam gereken de sadece sağlıklı bir ürün hakkında bilgi vermek ve tercihi size bırakmak o kadar. Oldu bitti işte taş attım da kolum mu yoruldu. Siz de bu taşı bir de ben atmayı denesem kolum yorulacak mı acaba diye düşünürseniz ben neden olmasın derim. Ama satışı ve geliri düşünmeden önce ürüne bir şans verin. Anlattığım kadar olduğunu göreceksiniz. Ondan sonra belki çevrenizdekileri sağlıklı yaşama dahil ederken sizde kazanabilirsiniz. Denemeye değer.

1 13 Aylık Bebek Gelişimi -3- (Heceler ve Kelimeler Oluşturuyor, Bir Kutu Sütü Bitirebiliyor)

13 Aylık Bebek Gelişimi (1) ve 13 Aylık Bebek Gelişimi (2) yazılarımı da okuyabilirsiniz.

13. ay dilsel gelişimini çok net fark edebildiğimiz bir aydı. Genel de bizim evin martısı formunda hece ve kelimeden farklı sesler çıkarırken bu ayda ilk defa konuşma diline benzer anlamsız da olsa heceler ve bebekçe kelimeler üretmeye başlıyordu. Daha önce dil gelişimiyle ilgili okuduğum yazılarda bebeklerin her türlü temasta olduğu şeyi adıyla kendisine tanıtın deniyordu. Ben de bu bilinçle bu “SU” bu “GÖZLÜK” bu “MAMA” vs şeklinde ona ne vermem gerekiyorsa ya da o neyle ilgileniyorsa onun adıyla objeleri ve nesneleri tanıtmaya başladım. Muhakkak sizlerde biliyorsunuzdur. Bebeklerin kendi ifade ediş biçimiyle nesneleri söylemeleri çok şeker ve çok sevimli ama daha sonraki zamanlarda daha anlaşılabilir şekilde konuşabilmesi ve ifade bozukluklarının önlenebilmesi için ona kelimeleri doğru telaffuz edildiği şeklinde öğretmek daha doğru olacaktır. Tekrar edilen kelimeler daha çok akılda kalır. Yalnız bunu yaparken dikkat edilmesi gereken bir husus var. Çocuğun yanlış söylediği kelimeyi düzeltirken beceremiyorsun hissiyatı oluşturmayıp, yeri geldiğinde daha çok tekrar yaparak doğru telaffuza yönlendirmek gerekir. Zaten geçtiğimiz ay istediği şeyleri parmağı ile göstermeye başlayan Gökalp efendi ilk defa bu ay suyu kendince taktığı isimle talep eder olmuştu. Pipetle su çeker gibi dudaklarını büzerek ve nefesini hızlı hızlı çekerek füü füü diyerek artık parmak mertebesini aşmış ve farklı da olsa adıyla bir nesneyi ister olmuştu. Ve hala yüzlerce kez tekrar etsem de füü su olamadı.

12. ayda başladığımız kutu sütü içimleri.1 aylık bir sürecin sonunda nihayet 1 kutu bitirimine ulaşıyordu. Fakat şu anda 19 aydayız hala 2. Kutuya geçemediğimiz gibi çoğu zaman 1 kutuyu bitiremediğimizde oluyor.
Ama bu ayın en özel anı dudaklarından “ANNE” kelimesinin çıkışıydı. 8 Haziran 2011 günü banyo da dışarı çıkmak için hazırlanırken, her zaman olduğu gibi ben neredeysem o da orada olmak zorunluluğu varmışcasına salondan “AN-NE” kelimesiyle geldiğini duydum. Ben duydum, dünya durdu. Boşlukta kulaklarımın içinde hayır kulaklarımın değil kalbimin tam ortasında bir ateş bir anda alev aldı. O ateşle soluğum kesildi. Sadece gözlerimin içimin yangınını söndürmek istercesine dolduğunu ve kesilen soluğumu yutkunarak açmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Mübalağa ettiğimi düşünenleriniz olabilir. Şöyle söyleyeyim yazdıklarım fiziksel tepkilerimdi. O iki saniyede onun ses tonunu duymak ve hiç unutmamaya çalışarak hafızaya kaydetmek arasında yaşadığım duyguları kelimelere dökmem mümkün değil. O gün bugün dilinde hiç değişmeyen hep tekrar eden bir kelime ANNE. Seni bana veren Allah’a şükürler olsun OĞUL. Ömrüm anne diyen diline feda olsun.

Bunlarda İnternetten 13. Ay gelişim notları:
FİZİKSEL GELİŞİM
Bebekler genellikle yürümeye başlamış olurlar. İstisnai olarak 9 aylıkken yürümeye başlayan bebekler olabileceği gibi bazı bebeklerde bu yürüme süresi 18 aya kadar çıkabilir.
Bu üç aylık dönemde(13-15. Aylar) çocuğunuzun el becerileri de gelişmeye başlar (Objeleri şekillerine uygun boşluklara yerleştirme, blokları üst üste dizip sonra yıkma gibi). Bebekler objeleri dokunarak tanımaya çalışırlar. Tehlike söz konusu olmadığı müddetçe, etraftaki nesneleri dokunarak tanımaya çalışmasını engel olmamak keşfetme duygusunu açığa çıkartır.
ALGISAL VE SOSYAL GELİŞİM
Bebekler 13 aylık olduklarında güçlerinin farkına varır ve bunu kullanmayı öğrenirler. Sizden ona kitap okumanızı, salıncağı sallamanızı veya elini tutup çekiştirerek onunla yürüyüşe çıkmanızı isteyebilirler. Kelimeleri kullanamasa bile taleplerini parmağı ile göstererek, iterek açıkta belli edebilirler.
13 aylık olmuş bebeklerde eskiden tepki vermediği yerlere, durumlara, objelere, seslere karşı da bir rahatsızlık, korku başlayabilir. Örneğin elektrikli süpürge, banyo zamanı, araç sirenleri, komşunun evcil hayvanı, vs.
Bu dönemde çocuğunuz sizin tüm ilginizi ona yöneltmenizi ister. Sizinle olan yakın ve doyurucu iletişimi kendisine olan güvenini de artırır. Varlığınıza hala bu denli ihtiyaç duymasına rağmen yavaş yavaş bağımsızlığını ve kendine güvenini de geliştirdiğini fark edeceksiniz.
İlginizi çekebilmek için de elinden geleni yapar; size gülümser, dokunur, iter ya da dürter, bağırır, sızlanır veya ağlar. Bu çabalarına karşı verdiğiniz tepkiler onun bundan sonraki davranışlarında belirleyici rol oynayabilir. Örneğin istediği ilgiyi ağlamak veya bağırmak yerine gülümsediği ya da olumlu bir davranışla belirttiği takdirde elde ettiğini birkaç denemeden sonra öğrenip, ağlama ve bağırma huylarından vazgeçebilir. Eğer onun çeşitli davranışlarına verdiğiniz tepkilerde istikrarlı olursanız kısa sürede o da hangi davranışlarının iyi hangilerinin kötü olduğunu öğrenebilir.
Yaşıtı olan çocuklarla oyun oynamaya pek hevesli olmadığını görebilirsiniz. Bu dönemde çocuklar sevdiği şeyleri başkalarıyla paylaşmaktan hoşlanmaz.
Artık komik şeylere gülmekle kalmaz, sizi güldüren davranışlarının da farkına varıp bu davranışları tekrarlamaya başlayabilir. Yani artık sadece eğlendirilmeyi beklemez, sizi eğlendirmeye çalışır.
Çocuğunuz artık daha anlaşılır kelime ve hareketlerle kendini ifade etmeye başlayacaktır. Onu iletişim kurmaya teşvik edin; onunla konuşurken uzun ve karmaşık cümleler yerine kısa, net, anlaşılması kolay cümleleri tercih edin. Bu dönemin sonuna doğru çocuğunuz sorulduğunda gözlerinin, burnunun ya da ağzının yerini işaret edebilir.
Bu dönemde çocuğunuz tanımadığı insanlara karşı ürkek ve endişeli davranışlar sergileyebilir, bu son derece normaldir. Onu bu konuda zorlamayın; yabancılara alışması ve kendini yeni insanların arasında daha rahat hissetmesi için ona zaman tanıyın.
Artık çocuğunuzu giydirirken onun da size yardımcı olmaya çalıştığını fark edeceksiniz (örneğin kolunu uzatabilir).
Oyun bu dönemde çocuğunuz için çok iyi bir öğrenme aracıdır. Oyunlar vasıtasıyla renkleri, şekilleri, yeni kelimeleri öğrenebilir; iletişim becerilerini geliştirirler. En çok hoşlanacakları oyunlar ise şunlardır. :
Görünüp kaybolma (saklambaç)
Al ver oyunu: Top Yuvarlama, nesneleri ya da oyuncakları yere fırlatmaktan ve sizin bunları ona geri vermenizden çok hoşlanır.
Tanıyalım oyunu :Yüzünüzdeki organları tek tek işaret edip isimlerini söyleyerek bebeğinize yüzünü tanıtmaya çalışın.
Kitap okumak: Kitapları sever, onunla birlikte resimli kitaplara bakabilir,hikayeler anlatabilirsiniz.
Dolap ya da çekmece karıştırmak : Dolaplarını karıştırmak onların en büyük eğlencesidir çocuğun merakını canlı tutmak, keşfetme yeteneğini engellememek için birine kilit taktırmayıp içine çocuğa zarar vermeyecek tahta ya da plastik birkaç mutfak araç gereci koyabilirsiniz.
Diğer çocuklarla bir arada olmak: . Diğer çocuklar onun için bir oyun arkadaşı olmaktan çok, bir oyuncak ya da bir obje durumundadır. Yine de onun diğer çocuklarla sosyalleşme aşamasına geçişini hızlandırmak için onu yaşıtlarıyla birlikte olabileceği oyun alanlarına götürmeyi deneyebilirsiniz.
Eşyalara tutunarak etrafta gezinebilir.
Yürüyebilir.
Kendi kendine oturabilir.
Emekleyerek basamak çıkabilir.
Bir yere tutunarak ayağa kalkabilir.
Saplı nesneleri iter.
Karşılıklı oturarak top yuvarlayabilir.
El çırpar, baş baş yapabilir.
İsteklerini belli etmek için ağlamanın dışında yollar kullanabilir.
Bir nesneyi bir kaba koyabilir.
İstediği bir nesneyi işaretle gösterebilir.
Anlaşılabilir tek bir sözcük kullanabilir.
Çıkardığınız sesleri taklit etmeye çalışır.
Müzik duyduğunda dans eder.
Yemeklerde masada oturmak ister.
İri legoları birleştirebilir. 2 küpü üst üste koyabilir.
Çorabını, ayakkabısını çıkarabilir.
2-8 dişi vardır.
Karşılıklı top atarak oynayabilir. Saklanan oyuncakları bulmayı sever.
Güvenliği için evi uygun hale getirin. İçebileceği temizlik malzemeleri, ilaçları kilitli yüksek dolaplarda koruyun. Hastane, ambulans, zehir merkezinin numaralarını telefona yakın bir yere kaydedin.
Mutlaka yaşına uygun araba koltuğuna geçmenin zamanı gelmiştir.