1 Organik Yaşama Geçtim Kimyasallara Veda Ettim

HERŞEYİN BAŞI SAĞLIK ÖNCE KENDİMİZ VE EVLATLARIMIZ SONRA ÇEVREMİZ İÇİN DUYARLI EBEVEYNLER OLMALIYIZ
Bakmayın attığım başlıktaki beylik cümleye. Şöyle hakkıyla organik yaşama geçmek ve tamamıyla kimyasal hayata son vermek ne mümkün. Organik dediğiniz ürün olayın hası doğalı. Ama temin etmek için market içindeki organik pazarları seçerseniz, örneğin daha renkli daha şekilli domateslerin karşısına konmuş, hiçbir albenisi olmayan ama sözüm ona sırf doğal diye fiyatı iki katını bulanları her zaman alabilecek güç pek mümkün olmuyor. Hayat, geleceğimiz ve çocuklarımız içinde tutumlu olmayı gerekli kılıyor. Ama mesele sağlık olunca iş değişiyor.
Çoğu kişi gibi bende, Gökalp’ten önce organik yaşamı ekstra bir yük olarak görür, sonuçlarını öğrenirsem bu işi sırtlanacağım için bu konuya hiç bulaşmazdım. Ama anne olmak bilgi Fizanda olsa gidip bakmak alıp getirmek kadar kolay ve katlanılabilir oluyor. Organik yaşama güvensiz olan pek çok anne var. Haklı olarak bu işinde ranta dönüştürüldüğünü ve bir tohumla organik olunamayacağını, toprağından suyuna esen rüzgarın getirdiklerine kadar ürünün doğasını değiştirdiğini savunup bu ticarete alet olmak istemediklerini dile getirmekteler. Güven konusunda hele bir de anne olduktan sonra sonsuz hak veriyorum. Ama bu konuda da güven duyulacak gönül rahatlığı ile bilgisine baş vurulacak kaynaklar var. www.bugday.org adresinden hem organik yaşam ve hem de kimyasalların bize ve doğaya verdiği zararlar hakkında daha detaylı bilgi edinebilir. Aynı zamanda güvenle alışveriş yapacağınız organik pazarları öğrenebilirsiniz.
Kendimden örnek vermem gerekirse Gökalp’in sabah omleti için kullandığım domatesin mevsiminin sona ermesi üzerine hormonlu olanları oğluma yediremeyecektim ama bir taraftan da gıdasını da eksiltmiş olmuştum. Bu vicdan azabıyla domates sayesinde organik hayata girmiş oldum. Daha sonra bu süreç mevsiminde meyve ve sebze tüketmeye, zaten hayatımızda hiç olmayan konserveye ebedi veda etmeye, ardından süte peynire et ve yumurta tüketimine kadar vardı. Et, tavuk ve yumurta tüketimimizi güvendiğimiz çiftlik hayvanları olan kasabımızdan karşılamaya başladık. İneklere yeterli kiloya gelmeleri ve süt üretimini arttırmak için enjekte edilen ilaçları ve hormonları öğrenince sizlerde et tüketimi konusunda biraz daha detaylı düşünün derim. Ama kuzulara bu işlemler yapılamıyormuş o nedenle tercihinizi kuzu etinden yana da kullanabilirsiniz. Migros gibi büyük marketlerde bu konuda kurtarıcı. Artık her türlü sebze, meyve, süt, yumurta ve yoğurdu organik olarak bu marketlerde bulabilirsiniz.
Bütün bunlar tamam da işin bir de günah çıkartma kısmı var. Hani demiştim ya bakmayın başlığın beylik olmasına diye. Ya fast food, gazlı içecekler, cipsler vs hiç mi yemiyoruz? Ama hayatın tadı da maalesef hep zarar verici şeylerde. En azından Gökalp şimdilik bunları tüketmiyor diye vicdan rahatlatıyorum bende.
Ve gelelim işin kimyasallar boyutuna. Aman Allah’ım o kadar vahim bir konu ki insanın bu konuyla ilgili bir şeyler okuduğunda resmen yüzü buruşuyor. Buğday dergisi öyle güzel anlatmış ki işin özünü bu cümleleri ben daha açık nasıl ifade edebilirim diye düşünmeden aynen kopyaladım.:
Artık hiçbirimiz anneannelerimiz gibi evi süpürmüyor, çamaşırı küllü sularla yıkayıp güneşte kurutmuyor, yerleri arap sabunuyla fırçalamıyoruz. Buna vaktimiz yok. Temizlik için "hoş kokulu", "beyazdan daha beyaz yapan", "iz bırakmadan pırıl pırıl yıkayan", "mikroplardan arındıran" yardımcılarımız var. Ancak evimizi, eşyalarımızı, giysilerimizi ve yediğimiz yemeğin artıklarını temizlerken (!) bedenimizi, suyu, toprağı, havayı, doğal ortamları nasıl kirlettiğimizin farkına varmıyoruz.
İtiraf edelim ki çoğumuz, ev temizlemek, ovmak ve yıkamaktansa başka bir iş yapmayı tercih ediyoruz! Acaba, vaktimiz olmadığı için mi bulaşıkları elde yıkamıyor, işi makinalara bırakıyoruz, yoksa makinalar, gerekli kimyasallar, elektrik ihtiyacı ve benzer tercihlerimiz yüzünden mi her şeyin daha doğal olanına vaktimiz yok?
Üreticiler, önemli bir çoğunluğu evlerinin "tertemiz", "dezenfekte edilmiş", "mikropsuz" olması gerektiğine inandırmak konusunda son derece başarılı olmuşlar ve bunu yapabilmek için gereken ürünleri satmayı sürdürüyorlar: Tuvalet ve fırını temizlemek için asit, banyoyu dezenfekte etmek için fenol, mobilyaları cilalamak için damıtılmış petrol ürünleri, çamaşırlarımızı beyazlatmak için klor ve yalnızca evlerimizi temiz tutmak için çeşit çeşit diğer zehirli kimyasal maddeler...
Günlük yaşamda kullandığımız ürünler 55 bin’in üzerinde kimyasal çeşidi içeriyor ve her yıl bunlara binin üzerinde yenisi ekleniyor. Birçoğu ise yeterince test edilmeden ve belirli bir mevzuata tabi olmadan piyasaya sürülüyor.
Bu ürünlerin büyük kısmı doğrudan kanalizasyona akıp sonunda da su sistemlerimize karışıyor. Sözünü ettiğimiz kimyasallar, sonunda "fazla yüklenme" olasılığı yaratarak vücudumuzda depolanıyor ve zehirli olma düzeyine ulaştığında çeşitli hastalıklara yol açıyor. (Kronik yorgunluk sendromu, alerjiler, karaciğer sorunları, lenf kanseri gibi.)
Evsel temizlik malzemeleri sadece toprağı ve su kaynaklarını değil, teneffüs ettiğimiz havayı da tehdit ediyor. Sprey boyalar, fırın temizleyiciler, dezenfektanlar, mobilya parlatıcıları ve diğer tüm sprey ürünler, birkaç gün sonra soluyacağımız havanın bir parçası oluyor.
Sadece kentlerde yaşayanların değil, kırsal kesimde yaşayanların da atık su sistemlerine neler gönderdiklerine dikkat etmeleri gerekiyor. Foseptik sistemler atık su sorununu çözmüyor; boyalar, çözücü, inceltici, ağartıcı kimyasallar, aseton, tuvalet temizleyiciler ve lavabo açıcılar ile diğerlerinde bulunan belirli kimyasal maddeler organik maddeleri parçalayan organizmaları zehirleyebiliyor. Oysa organik maddelerin parçalanması doğal döngünün işlemesi açısından zincirin olmazsa olmaz halkalarından birini oluşturuyor.
Zehirli olmayan doğal temizlik maddeleri ise foseptik sistemi, içme suyu ve sağlık konusunda büyük yararlar sağlıyor.”
Yazının kalan bölümünü daha detaylı olarak derginin http://www.bugday.org/portal/haber_detay.php?hid=115 bu sayfasından okuyabilirsiniz.
Bu konuda kafamı karıştıran bu tip yazılar ve anne bebek forumlarından edindiğim bilgilerle bende bitkisel içerikli bir deterjan arayışı içerisine girdim. Bebek çamaşırlarını yıkamanın ne kadar sorumluluk isteyen bir iş olduğu ortada. Onların incecik ve sürekli büyüyüp gelişen derilerine temas eden çamaşırlarda bulunan kimyasalların vereceği zararları düşünmek beni harekete geçirdi. Çamaşır suyu, ya da Kosla ve türevleri gibi leke çözücülerin nasıl bir kimyasal içerikle o temizliği sağladığını sorguladığımda artık bu tip leke çözücüleri hayatımdan çıkarttım. Ama ben asıl hatayı yumuşatıcı kullanarak yapıyormuşum sonradan kafama dank etti. Son durulama suyu ile alınan ve çamaşırların üzerinde kalan o hoş koku nasıl bir zehirdir akıl edemeyişime yanıyorum. Yıllar evvel ergenlik sürecinden çok sonra üniversite döneminde yüzümde çıkan sivilcelerle baş edemeyince o dönem Memorial Hastanesinde görev yapan dermatolog Hasibe Müzeyyen Özkılıç’ın tavsiyeleri kulaklarımdan nasıl uçmuş gitmişti. Bana hayatımın hiçbir evresinde hangi marka olursa olsun renkli ve kokulu ürün kullanmamamı, bu ürünlerin rengini ve kokusunu sağlamanın ancak kimyasal içeriklerle mümkün olacağını üstüne basa basa vurgulamıştı. Ben de ilk ağızdan edindiğim bu tecrübeyle geçte kalmış olsam size asla bebek deterjanı da olsa yumuşatıcı kullanmayın derim. Sonuç olarak tüm bu aymışlığın ışığında dünyanın dört bir tarafında satılan Amerikan menşeili FOREVER LİVİNG ürünleriyle tanışmış oldum. Açıkçası tamda yukarıdaki buğday dergisinden alınma yazının detaylarında belirtildiği gibi kimyasalsız her türlü temizlik için ayrı bir doğal ürün bulundurmak yerine tek bir ürünle evimdeki tüm temizliği yapabilecek olmak, bana bebeğimin zaten oldukça yorduğu dünyamda daha kolay geldi. Öyle ki 1,89 lt yani ortalama 2 litrelik bir sıvı deterjanı çamaşır, bulaşık, yer, banyo ve mutfak olmak üzere aklınıza gelen her alanda güvenle kullanabiliyorsunuz.
Firmanın gıda takviyelerinden kosmetiğe kadar çok geniş bir ürün yelpazesi var ve tüm ürünlerin esasını mucizevi bitki olarak adlandırılan ALEO VERA oluşturuyor. Ürünü bir ay boyunca denedikten sonra blogta yer vermeye karar verdim. Hakaten konsantre bir deterjan. Bebek çamaşırları zaten renkliler ve beyazlar olarak ayrıştırıldığında her biri yarım makine kadar ancak ediyor. Ve bu kadar çamaşır içinse kirlilik durumuna göre sadece 1 ya da 1,5 yemek kaşığı deterjan köpük köpük yıkama sağlıyor. Ayrıca bitkinin kendine has kokusu da oldukça hoş. Bulaşık makinasında kullanımda ise sadece 1 çay kaşığı yeterli oluyor. Olay deri ile temas etme durumuna gelince Gökalp’in şampuanını değiştirmekte de fayda görüp yine ALEO VERA içeren sıvı el yüz sabunu aldım. Sabun bebekler için kullanım da ön görülerek göz yakmayacak şekilde formül edilmiş. Biz daha evvelden Almanya’dan sevgili arkadaşım Gülden vasıtasıyla diş macunu olarak florürsüz olsun diye Elmex temin etmiştik. Macunlarımızı bitirdiğimizde firmanın yine aynı bitkinin esasına dayanan florürsüz diş macunlarını kullanmaya başlayacağız.
Ürünler Euro olarak satılıyor. İlgilenen için konsantre oluşları açısından marketlerden alacağınız diğer bir çok ürünle karşılaştırınca, tek ürünle hepsinin ayrı ayrı yaptığı işi yapacağınızı düşündüğünüzde fiyat açısından oldukça makul. Şöyle ki:
Forever Aloe Mpd (1,89lt) (Konsantre çok amaçlı deterjan) : 25.90 Euro
          Aloe Liguid Soap (473ml) (El yüz ve göz yakmayan formülü ile bebek sabunu) : 14.10 Euro
                           Forever Bright Toothgel (130gr) (Florürsüz Diş Macunu) : 7.52 Euro
Velhasıl sözün özü ben ürüne çok yakınımda olan birileri vasıtasıyla ulaştım. Sizlerde bitkisel içerikli ürünler kullanmayı düşünüp nereden ve nasıl temin edeceğinizi bilemiyorsanız arzu ettiğiniz takdirde bana facebook sayfamdan ulaşabilirsiniz. Ama evvela içinizin rahat etmesi için bir araştırma yapmanız tavsiye ederim. Ben aradım taradım bulup bulabileceğim en anti Forever muhalefetini bu konuya acayip kafa yormuş başka bir blog yazarının oluşturduğu sayfada buldum. Blog adı “Froverliving Aldatmacası.” Dikkatinizi çekerim bu bir yazı başlığı değil blog adı. Bu blogun yazarı kendini bu firmaya karşı bir nefer addetmiş yazmışta yazmış. Okudum içerik olarak eleştiriler firmanın yabancı oluşuna, Aloe Vera bitkisinin Türkiye’ de zaten sarı sabır otu olarak var olduğuna ve ürünün pazarlanma stratejilerine takılmış. Yoksa ürün işe yaramaz bitkisel falan değil demiyor. Okuyucusunu aktarlara yönlendiriyor. Asıl üzerinde durduğu gıda takviyeleri, temizlik ürünleri hakkında bir eleştiri yok. Zaten açıkçası yazdıkları haklı olmakla beraber hava da kalmış diye düşünüyorum. Çünkü bu firma zararlı bir şey yapsa hangi Yeşilaycı dünya örgütü karşısına geçmez yalanlamaz. Hangi uluslar aradı sağlık örgütü faydasız olduğunu bile bile onay verir. Saadet zinciri olduklarından bahsetmiş. İyi bir ürün iyi satılıyorsa saadet içinde olsunlar tabi kime ne zararı var. Eğer pazarlama stratejilerini eleştirecek olursak bugün Cola’nın zararlarını bilmek için kimyager olmaya gerek yok sanırım. Lakin yeni yıl reklamları nasıl anlamlı nasıl etkileyici. E bu ne yaman çelişki böyle o zaman değil mi?  
Neyse sonuçta siz bu ürünleri almak isteseniz de ben buradayım istemeseniz de. Kimse satın almadı diye çocuğu sırtıma bağlayıp kapı kapı komşuları dolaşacak halim de yok tabi. Ama en çok endişem aklınıza hemen işi ticarete döktüğümün gelmesi. Yapmayın ama hangimiz anne olarak hem bebeğinin yanı başında olmayı hem de aile bütçesine katkıda bulunabilmeyi istemiyoruz ki. Ticaret diye düşündüğünüz şey için yapmam gereken de sadece sağlıklı bir ürün hakkında bilgi vermek ve tercihi size bırakmak o kadar. Oldu bitti işte taş attım da kolum mu yoruldu. Siz de bu taşı bir de ben atmayı denesem kolum yorulacak mı acaba diye düşünürseniz ben neden olmasın derim. Ama satışı ve geliri düşünmeden önce ürüne bir şans verin. Anlattığım kadar olduğunu göreceksiniz. Ondan sonra belki çevrenizdekileri sağlıklı yaşama dahil ederken sizde kazanabilirsiniz. Denemeye değer.
Paylaş !

1 yorum:

  1. forever'ı ben de denemek istiyorum en kısa sürede.Sağlıklı yaşam adına yaptığım herşey bana inanılmaz huzur veriyor :D

    YanıtlaSil

 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...