9 Bebekler İçin Kapı Süsü Nasıl Yapılır

Bebekler için bişeyler yapmak her zaman çok keyif veren ve sonucu itibarıyla beni çok mutlu eden bir uğraş oldu. O nedenle yakınlarımın bebeklerine kapı süsü, şeker sepeti ve takı yastığını yapmaktan çok keyif aldım. Daha önce gerek Gökalp'e gerekse diğer arkadaşlarımın bebeklerine yaptığım kapı süslerini sizlerle paylaşmıştım. Annesinden Çokoprense El Emeği Göz Nuru Ciciler (2), Kapı Süsü Nasıl Yapılır
Bu sefer kuzenimin kızı prenses Mısra için yaptığım cicileri hazırlanış aşamalarını anlatarak aktarmak istedim. İşte kapı süslerimi yapış şeklim:

Gerekli Malzemeler:
3,5 metre kadar tül.
Tül ile aynı renkte an kalınından bir top kurdela.
1 koli bandı
Maket bıçağı
Makas
İğne iplik
Toplu iğne
Havuz için kullanılan sosis tabir edilen sünger
Üzerini süslemeyi düşündüğünüz isteğe bağlı nazar boncuğu,uğur boceği,pul,ve figürler.

Hazırlık Aşaması:
Önce nasıl bir obje ile tasarım yapacağınıza karar verin. Yani süsünüzün bir teması olsun. Sonrası zaten sizin yaratıcılığınızla kendiliğinden gelicektir.

Yapım Aşaması:


Havuz sosisinizi, kapı süsünün yapılacağı halka kadar maket bıçağıyla kesin. Bu halka ne küçük kalmalı ne de büyük olmalı o nedenle kesim işlemi çok önemli.



Sonra kestiğiniz sosisin iki ucunu birleştirerek daire şekline getirip koli bandı ile geniş bir alanı kaplayacak kadar ve bolca bantlayın. Şimdi söyleyeceğim şey çok önemli. Bantlama yaptıktan sonra daire formu biraz bozulabilir. Düzeltmek için açıp tekrar bantlamanıza gerek yok. O kısma tül geleceği için sorun olmayacaktır.



Bir sonaki aşamada daire şekindeki sosisin üzerini kurdela ile sarın.Yalnız kurdelayı bonkör kullanmayın.Artan kurdela süsleme sırasında işinize yarayacak. Sararken üst üste bindirmek yerine ucu ucuna döndürün.Ufacık aralardan simitin görünmesi sorun olmaz. Çünkü üzerine tül geçirince o kısımlar farkedilmeyecektir.Sarma işlemi bitince toplu iğne ile kurdelayı simite sabitleyin.


Tülünüzü muntazam bir şekilde uzunlamasına katlayın.Ve baş kısmından 5 parmak kalınlığında 3 parça kesin.
Kestiğiniz 1 parça tülü kurdela sardığınız sosisin üzerine sarın.Ve toplu iğne ile tutturun.


Diğer 2 parça tül sosisin üst kısmında yer alacak.1 parça yeterli olmadığı için iki parça tül kesmemiz gerekiyor. Parçaları uzunlamasına açın en az 4 kat tül üst üste gelecek şekilde uçlarından iğne iplikle teğelleyip sonrasında büzgü olacak şekilde tülü iple sıkıştırın. Diğer parçaya da aynı şeyi yapın.


Sonra bu iki parça tülü sosisin üzerine dikin.Sosisin ön tarafına karar verin. Tam arkada kalacak şekilde değil de tepenin biraz aşağısına teğellediğiniz tülü iğne iplikle ekleyin. Sosisin etrafını komple dikmemize gerek yok. Alt tarafından tül uzatacağımız için 3 te 1 kısımlık alanı boş bırakmamız yeterli olacaktır. Bu arada sosisin iki ucunu bantladığımız tarafı aşağıda tutarsak kapı süsümüz daha muntazam görünür.


Sosin etrafına eklediğiniz en az 4 katlı tülün katlarını iki yana doğru açarsanız kapı süsümüzün baş kısmını tamamlamış oluruz. Süsü asmak için arka tarafına varsa bir ince kurdela yoksa yine tülümüzden kestiğimiz bir parça ile şerit şeklinde bir asacak yapıyoruz.


Sonra oluşturduğumuz bu baş kısmı evdeki kapılardan birine arkada asıcak yaptığımız şeritten koli bandı yardımı ile yapıştırıyoruz. Boş bıraktığımız alt tarafından elimizde kalan tülü eşit olarak önüne ve arkasına gelecek şekilde asıyoruz.


Buradan sonrası tamamen sizlerin seçtiği süslemelerle arzunuza ve zevkinize göre şekillenecektir.
Elinizde kalan kalın kurdelaları tüle iki şekilde bağlayabilirsiniz. Bağlama şekilleri için yaptığım diğer kapı süslerine de bakabilirsiniz.


Seçtiğiniz süsleri ve boncukları beğeninizde göre yerleştirebilirsiniz.

Ben sevgili Mısra'mıza tam takım bir set yapmak istedim .O nedenle melek kız objesini seçtim. Bu objeyle kapı süsüne ilaveten bir şeper sepeti.


Bir de takı yastığı yaptım. Faydalanmak isterseniz bunlarda aklınızda olsun.


Kolay gelsin...

9 Kaderde Bunları Yazmakta Varmış

BABAMA:




Bana bir masal anlat baba, içinde ailemiz olsun.Annem, kardeşlerim,normal bir ev düzenimiz olsun.

Baba bir masal anlat bana, hep birlikte oturduğumuz yemeklerde yaptığımız bazen ciddi bazen eğlenceli gayet sıradan bir aile gibi yani, konuşmalarımız,planlarımız ortak bir hayatımız olsun. Anlat be baba. Yaşayamadık,bari anlat...

Peki anlatma. Ama susma be baba. Sonsuz sessizliğe bürünme.Gitme be baba.

Bu kadar erken,daha dünya vakit varken gitme be baba...

Yaşadıklarımızdan çok yaşayamadıklarımızı götürdün beraberinde. Özlemlerimi,hayallerimi,umutlarımı,dualarımı,babamı...


Baba çınardır derler, koca gövdesini arkasınıza aldığınız güvenle yaslandığınız... Babam çınarım olamasanda tutunacak dalımdın sen benim. O dal halinle çınardan çok daha değerliydin benim için. Düşersem, tutunacak bir dalım var düşüncesinin verdiği güven duygusu, yaslanacağım çınar fikrinden daha kıymetliydi benim için. Gidişinle dallarımı kırdın be baba...

Yakışıklım,delikanlım,bıçkınım,aslı baba, kendi büyük oğlanım.Çocukluğumda korkulu rüya, gençliğimde süper baba, kadınlığımda hüznüm,keşkelerim... Babam benim.

Bekliyordum,biliyordum,kendimi hazırlıyordum ama, ama aslında hepsi de yalanmış. Bilmekle, yaşamak bambaşkaymış.Acı çok yakarmış, yakmak ne kelime kavurdu be baba...



Bekliyordum da böylesini değil. Bayram sabahı güle oynaya evimde misafir etmek için almaya geldiğimde, bir daha bulamayacak kadar kötü bir sonun başlangıcını yaşayacağımızı nasıl tahmin ederdim baba. Çilingiri,ambulansı,başka bir hastaneye nakledilişini,girdiğin komadan uyanma halinde vücudunda bırakacağı hasarı, sol tarafında beklenen felci, kaybettiğin düşünülen görme yetini aklımın ucundan geçirebilir miydim? O pıhtı atan sağlıksız kalbine,zaten sıkıntılı olan ve kendi başına beceremediğin için makina desteğiyle soluyan ciğerlerine,o ne araz kaldığı bilinemeyen beynine, ilaçlar nedeniyle tökezleyen böbreklere rağmen, gangren nedeniyle alınan sağ kolun yüzünden verilen narkozu normal insan kaldıramazken sen nasıl dayandın hala bilemiyorum aslan babam.Bunlar yetmezmiş gibi tutulduğun zatüreye mi, uzun süre yoğun bakımda kalanlara musallat olan acinetobacter mikronuna mı yanayım benim çileli babam.


Yaz günü doktorlar ayaklarının altında elektirik sobası yakarken, o buz gibi yoğun bakımda üzerinde incecik bir örtüyle 21 gün boyunca gözlerini açmadan yatarken, üşümediğine inanmayan ben nasıl inanıyım gittiğine nasıl derim benim babam bir hatıra artık diye. Hemde veda edişi hatıraların en beteri bayramlar şimdi gözyaşı be baba...

Göç zamanı geldi çattı hadi son bir veda dendiğinde seni görmek istemedim.Aklımda sana dair en kötü fotoğraf, yoğun bakımdaki derin uykun kalsın dahası olmasın istedim baba. Ama benim dışımda herkesin son veda için yanına gelmesi ve acaba gitmek, acılarını dindirmek için beni mi bekliyor düşüncesi, kahreden o manzarayı görmeme neden oldu. Hani şarkıda diyor ya: "SON BAKIŞTAKİ O GÖZLER KALDI AKLIMIZDA".Kalmak ne kelime 21 gün boyunca açmanı beklediğim gözlerin, artık anlamsızca boşluğa bakan o gözlerin içime adeta kazındı. Seni öyle görmez olsaydım baba.


Hele hıçkırışlarımla yükselen kalp atışların....... Benim sonsuz yürek ağrım artık, aklıma her düşüşünde iç çekişim oldu, sen o kendini bilemez halinle beni mi bildin be BABAM...

Acıların bitti değil mi ? O buz gibi odada, her tarafından geçen hortumlar ve ağzının içindeki rahatsız edici aletlerden sonra şimdi sıcacık toprağında huzurla uyuyosundur inşallah.Dualarım hep seninle canım babam.

Ama yokluğuna inanmak öyle zor ki. Yok musun gerçekten? Arasam sanki telefonun öbür ucundasın, gelsem, görecekmişim gibi. Gözlerimi kapıyorum sapasağlam karşımdasın.Kanlı canlı babamsın.Sesin kulaklarımda. İnanmak mümkün değil yok musun şimdi sen gerçekten. Çekik gözlü filmler yetim mi kaldı?Dilim varmıyor! Artık yetim miyim ben baba? Yapma bunu bana.


Tek tesellim babaannemin yanında olduğu düşüncesi.Anneler evlatlarını hiç bırakmazlar.Biz günde sadece birkaç dakika görebilirken o başından hiç ayrılmadı eminim. Sen onların yanına gittiğinde almıştır kollarına sarmıştır mis gibi ana kokan koynuna.Unutturmuştur acılarını,avutmuştur evlatlarından ayrı kalışını. Orada annen ve babanla birlikte yeni bir düzen kurduğunuz, çok daha mutlu olduğunuz düşüncesi avutuyor beni. Bütün bunları yazıyorum ama ben hala yokluğuna inanamıyorum be baba.


Ve sevgili oğlum Gökalpim sen dedenin ilk ve tek gözağrısı olarak kaldın. Sana olan sevgisi ve özlemi,duygularını hiçbir zaman açıkça gösterememiş olmasına alışkın olan bizlerin yüzlerinde hep tebessüm oluşturdu.İkinizin bir aradayken yaydığı pozitif enerji işte saf ve karşılıksız sevgi diye geçirtti hep içimden.Çok sık görüştüğünüzü söyleyemem ama sen dedeni hiç unutmazdın her gördüğünde sevgiyle ve coşkuyla atılırdın kollarına. O da tüm sağlıksız ve dolayısıyla çabuk yorulan bünyesine rağmen seni mutlu etmek için bitmeyen enerjine ayak uydurur seni hepimizden çok güldürüp eğlendirirdi.Ne yazık ki çok erken gitti. Bu sevgiden bu kadar küçük yaşta mahrum kalmanı istemezdim.Sana dedeni hiç unutturmayacağım ama benim anlattıklarımla değilde kendinde kalanlarla onu hatırlamanı çok isterdim.


                  Olmadı, olamadı, çok ama çok erken gittin daha yapacak çoook şey vardı be baba...

Ne yani,
Bitti mi şimdi?
Böylece mi?
Savaşmadan direnmeden mi?
Geride bıraktığın evlatların ne olur?
Onu bile hesap edecek vakti bulamadan,
...
Apansız, zamansız, hiç olmayacak bir günde ve biçimde…
Ardındakiler, sonsuz acılar içinde
Yakıştı mı bu delikanlılığına be baba?
Gitme dur desem?
Kal desem,yalvarsam, ben çok ağladım,
Zannettiğin kadar güçlü değilim desem?
Seni şimdiden çok özledim,
Dur be baba koyma bir başıma,
Böyle gidilmez, şimdi değil, bu şekilde değil desem???
Ahhh keşke ben söylerken sende sözlerimi duyabilsen
Beni bayram sabahı unutulmaz kedere mahkum etmesen…
KEŞKE GİTMESEN,GİTMESEN BE BABA,GİTME BE BABAMMMMM…

Ve benim sana son sözüm:
 HAKKIM SANA HELAL OLSUN, BEN SENDEN RAZIYDIM ALLAH'TA RAZI OLSUN.UMARIM EVLADIN OLARAK GÖNLÜNÜ HOŞ TUTABİLMİŞİMDİR.BEN ELİMDEN GELENİ YAPMAYA ÇALIŞTIM BABA...

48 El Ayak Ağız (Popo) Hastalığı Ne Menem Bir Hastalıktır?


Ön Belirtileri: Bazı çocuklarda, halsizlik, ateş, iştahsızlık, sinirle başlar.

Belirtileri: Ağız içi aft benzeri özellikle boğazda bulunan kabarcıklar, yemek esnasında çocuğun ağzının acıdığını söylemesi ya da anlatmaya çalışması, bilhassa ayak, el içi ve üzerinde olmak üzere, kol bacak, popo ve dudak çevresinde kızarıklıklar, döküntüler. 1 ya da 2 gün süren ve düşürülemeyen ateş, ağrı ve kaşıntılar.



Bulaşma Biçimi: Genellikle çocuktan çocuğa olmak üzere, solunum ve ağız yoluyla, hastalığı taşıyan bir kişi ile yakın temasla ya da enfekte suların (havuz suyu gibi) yutulması ile bulaşabilir. Detaylandırırsak, boğaz ve burun akıntıları, tükürük, kabarcık sıvısı ya da enfeksiyonlu birinin dışkısıyla temas yoluyla kişiden kişiye yayılır. Biri öksürdüğünde ya da hapşırdığında havaya yayılan sıvının buharı aracılığıyla da yayılabilir.

Tedavi Şekli: Hastalık viral bir enfeksiyon olduğu için antibiyotik tedavisi yoktur, kendi seyrini tamamladıktan sonra iyileşir. Hastalığı önleyecek bir aşı yoktur. Ağız içi yaraların ağrısını azaltmak ve iyileşme süresini hızlandırmak için çeşitli spreyler, jeller, döküntüler için kurutucu çinko içeren losyonlar kullanılabilir. Ateş düşürmek ve ağrıyı azaltmak için en az 4 saatte bir olmak üzere doktorunuzun uygun gördüğü bir parasetamol içerikli şurup verilebilir. Yine ağrı ve kaşıntılar için çocuğunuzun yaşına göre doktorunuzun ön gördüğü antihistaminik ilaçlar kullanılabilir.

Hastalıktan Korunma Şekilleri: Mümkün mertebe hasta ile temastan kaçınmak ve bazı temel temizlik kurallarına dikkat ederek hastalıktan korunmak gerekir. El temizliğine dikkat etmek, özellikle tuvalet kullanımı sonrası veya bez değiştirdikten sonra mutlaka el yıkamak. Oyuncaklarda dahil olmak üzere çocukların kullandığı tüm malzemelerin yüzey temizliğini ve dezenfeksiyonunu doğru yapmak. ( ilk olarak sabunla temizleyip daha sonra bir tatlı kaşığı çamaşır suyu ile hazırlanmış 4 bardak su ile temizlemek) Hastalarla yakın temastan (öpüşme, sarılma gibi…) ve ortak tabak bardak kullanımından kaçınmak gerekir.


Hastalık Kaç Gün Sürer: Hastalık belirtileri genellikle 7 ila 10 günde kendiliğinden geçer. Bu süre içinde bulaşıcılığın yüksek olması nedeniyle hastanın izole edilmesinde fayda vardır.

Hastalığın Görüldüğü Dönem: Yaz ve Sonbahardır.


Gelelim bizim bu hastalıkla karşılaştığımızda yaşadığımız sancılı sürece. Bu hastalığın tüm belirtileri tipik olmakla beraber başlangıç şekilleri, döküntü biçimleri, ağrı ve kaşıntı durumları çocuktan çocuğa göre farklılaşabiliyor. Mesela bizde önce bacakta fark ettiğim küçük kırmızı kızarıklıklarla başladı. Daha önceleri de gıda alerjisi olduğu ve dikkat ettiğimde birkaç günde geçtiği için başta takip etmek üzere çok ciddiye almadım. Zaten Gökalp’te de çok bariz bir sıkıntı yoktu. Ama araştırınca fark ettim ki yukarıda yazdığım ön belirtiler biz de vardı aslında. Kızarıklıklar çıktıktan 2 gün sonra Gökalp sebepsiz bir biçimde gece ateşlendi. Ve ateş düşürücü şuruba rağmen ateşi düşmedi. Sürekli karnım acıyor, ağzım acıyor dediği için doktora götürme ihtiyacı duydum. Kendi doktorumuz yıllık izinde olduğu için hastanede ki uygun bir doktora muayene olduk. Karnında herhangi bir sertlik olmadığını o nedenle kaka testine gerek duymadığını fakat boğazlarının çok fazla kızardığını maalesef Faranjit geçirdiğini söyledi! Ve antibiyotik tedavisine başlandı. Ertesi günün akşamında Gökalp’te ki döküntülerin arttığını fark ettik ve endişelenerek sabahı beklemeden aynı hastanenin acilinde ki çocuk doktoruna gösterdik. Doktor, bu döküntülerin Suçiçeği olduğunu ve herhangi bir tedavisinin olmadığını söyleyerek bize antihistaminik bir şurup ve çinko içeren bir losyon yazıp gönderdi. O gece ve ertesi gece Gökalp kaşınmaktan ve ağrıdan nerdeyse hiç uyumadı. Kaşıntısını kesmek için neler mi yapmadım. Çinko içeren losyon, kaşıntı jeli stilex, kaşınmaya iyi geldiği söylenen lavanta yağı sürdüm ama hiç biri fayda etmedi. Sadece bir müddet de olsa ılık duşun altına girmek iyi geliyordu. 2 günün sonunda yani hastalığın ilk belirtileri olan kırmızı döküntüler çıktıktan 7 gün sonra, eş dost, arkadaş ve akrabaların ısrarlı uyarıları ve ikazları, el ayak ağız hastalığının suçiçeğine çok benzetildiği yönünde olunca, kontrol amaçlı doktora gidip bu hastalığın suçiçeği değil de el ayak ağız hastalığı olup olamayacağını sorduk. Ve kendi gayretimizle aslında suçiçeği olmadığımızı öğrendik. Artık kendilerine güvenim kalmadığından kesin teşhis için kan alınmasına karar verildi. Ve öğrendik ki kan sonuçları bir sonraki hafta belli olacak. O zamana kadar hastalık falan kalmayacaktı. Zaten son bir hafta oldukça sıkıntı çekmiş olan oğluma bir de kan aldırarak acı vermek istemediğim için kan tahlilinden vazgeçip hastalığın el, ayak ağız sendromu olduğuna kanaat ettik.



Şimdi bu hastalık sürecinde kendi yaşadıklarımız, diğer annelerin tecrübeleri, doktorumuzun verdiği bilgiler ve internetten araştırdıklarımla aklınıza gelecek tüm soruların cevabını yazmaya çalışacağım.

Öncelikli olarak bizde olduğu gibi bebeğinize/çocuğunuza faranjit teşhisi konursa doktorun atlama ihtimaline karşı aklınıza bu hastalık gelsin ve muhakkak el ve ayak muayenesi isteyin.

Bu hastalığın suçiçeği ile karıştırılmasına sebep olan döküntüler çıkış yerleri itibarıyla farklılık göstermekte. Doktorumuzdan öğrendiğim kadarıyla suçiçeği ağırlıklı olarak saçlı deri yani baş kısmında ve gövde de döküntüler şeklinde çıkıyor. Oysa el ayak ağız hastalığında gövde de neredeyse yok denecek kadar az döküntü oluyor. Ayrıca bu da bir kaideymiş suçiçeği elde ve ayakta çıkmazmış. El, ayak ve ağız sendromun görüldüğü yerler oldukça tipik el, el içi, kol, ayak, ayak altı, bacak ağız içi, dudak çevresi ve popo. Ne hikmetse hastalığa çıkış yerlerine göre bir isim verilmiş ama sanırım popo müstehcen geldiği için eklenmemiş.Kızarıklıklar önceleri isilik gibiyken bir iki gün sonra uçlanıyor. İçlerinde su oluşuyor. Ağız içi yaraları için jeller ve ağız spreylerine alternatif olarak doğal yollarla tedavisi için organik karadut sızması ya da karadut şurubu tavsiye eden anneler var. Sızma olan ilk etapta yakıcı olabiliyor fakat sonrasında rahatlatıyormuş. Kullananlar ayrıca iştah arttırmakta da fayda gördüklerini belirtmişler.

Ağız içi yaraları ve hastalık dolayısıyla iştahı kapanan çocuğa yemek baskısı yapılmamalı. Katı gıda sunmaktan, asitli içecekler verilmekten kaçınılmalıdır. Bilhassa anne sütü ve suya ağırlık verilerek, meyve, sıvı gıdalar, yoğurt gibi serin yiyecekler tercih edilebilir.



Kaşıntı olması nedeniyle pek çok anne benim gibi yiyecek perhizi olup olmadığını merak ediyor. Bu hastalıkta yiyecek perhizi yok. Fakat belirttiğim gibi ağrı ve iştahsızlık nedeniyle sıvı beslenme öneriliyor.

Yine merak edilen bir diğer konu suçiçeğinde olduğu gibi iz yapma riskinin olup olmadığı? Kendi edindiğim ve diğer annelerden öğrendiğim tecrübeyle yaralar iz bırakmıyor.10. gün gibi oldukça daralıp minicikleşiyorlar.

Ağrı sürecinde en az dört saatte bir doktorunuzun uygun gördüğü parasetamol içeren şurup kullanabilirsiniz. Fakat asla Aspirin kullanmamalısınız! En çok ve en büyük yapılan hatanın yüksek ateşi düşürmek için çocuğa aspirin verilmesi olduğu söyleniyor.Çünkü aspirin içinde barındırdığı etkenler nedeniyle bilhassa ciğerlerde ve beyinde iltihaba neden olduğu için tahribat yapıp hatta ölüme bile sebebiyet verebiliyormuş. 
Çocuktan çocuğa hastalığı geçirme şekli değişebiliyor. Hastalığı ağır atlatan, vücudundaki döküntüler daha fazla ve büyük olan çocuklar bilhassa yaz aylarında enfeksiyon riski nedeniyle mümkün mertebe terletilmemeye dikkat edilmeli ve yaraları çok canlı iken ilk günlerde yine enfeksiyon riski nedeniyle yıkanmaması uygun görülüyor. Sonuçta vücuttan süzülen kirli suyun yarayı enfekte etme riski olmaktaymış. Fakat bu boyutlarda olmayan hastaların yıkanmaları hem ateşi düşürmesi, hem hijyen sağlaması hem de hastayı rahatlatması açısından faydalıdır deniyor.


Bu hastalık genellikle 10 yaş altındaki çocuklarda görülüyor. Ancak daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde de rastlanabiliyor. 10 yaş üstü kişiler hastalığı küçüklere göre daha hafif atlatırmış. Hastalıkla ilgili en spesifik durumsa maalesef çok enderde olsa tekrarlanma ihtimalinin olması. Tedaviye yardımcı tedbirlere gelince, kendi yaptıklarımdan örnek verirsem; bulunduğumuz ortamları ve odasını sürekli havalandırdım. Yatak çarşafını ve yastık kılıfını yaralar pasifleşinceye kadar her akşam sonrasında da hafta da 2 kere değiştirdim. Pijamaları ve günlük kıyafetlerini çoraplarına kadar her gün değiştirdim. Tuvaletleri çamaşır suyuyla her gün dezenfekte ettim. Tırnakları kaşıma durumunda mikrop kaptırma ihtimali olduğu için kesildi. Ayrıca ayaklarında döküntüler olduğu ve yere bastığı için terletmeyen çorapları vardı.

Bir anne olarak yaşadığımız ilk berbat hastalıktı diyebilirim. Asla soğuk algınlığı ile mukayese edilemeyecek zorlukta bir sıkıntıydı. Geldi geçti. Tüm bebeklere şifa annelerine sabır ve kolaylıklar diliyorum.

2 Tatile Giderken Alınması Gerekenler

Yaz mevsimine girdiğimiz Haziran ayı ile birlikte herkes gibi bazı bebekli ve çocuklu aileler de tatil programı yaptılar. Bazıları diyorum çünkü bizim gibi birçok ailenin çocukla tatile çıkma ihtimalini dahi düşünemediğini biliyorum. Bizden bu sene de pas belki seneye cesaret edebiliriz diyerek tatile çıkacak ailelerin annelerine bavul hazırlarken koyması gerekenleri detaylı bir liste halinde hem anne- baba hem çocuk için ekliyorum. Belirttiğim gibi A dan Z ye her şeyi içeren bu liste sizlere fazlasıyla kapsamlı gelebilir. En azından unutacağınız bir şey kalmayacağı gibi istediğiniz gibi eleme yaparak bavullarınızı hazırlayabilirsiniz.

Bebek İçin Alınması Gerekenler:  Giysi(body-uzun kollu kısa kollu,atlet, kilot,pijama,tişört,pantolon,şort,elbise,etek,gömlek,hırka, sweatshirt,ince battaniye, mama önlüğü,ince tülbent vs)
Aşı kartı
Mayo
Deniz bezi (bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Güneş kremi (bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir. Yalnız özel bir marka tercihiniz ya ada parabensiz bir krem düşünceniz varsa riske atmayın derim)
Nemlendirici (açıklama için bakınız Güneş kremi)
Şampuan & sabun (açıklama için bakınız Güneş kremi)
Lif
Kulak pamuğu (bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Bez (bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Alt açma bezi ((bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Islak mendil (bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Şapka- bandana
Kova-kolluk-simit (bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Banyo ve deniz havlusu
Sandalet
Ayakkabı
Çorap
Kendi yastığı ve çarşafı
Varsa uyku arkadaşı
Sandalye yükseltici
Emzirme önlüğü
Bisküvisi – maması (bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Emzik-Emzik tutacağı-Emzik saklama kabı
Biberon-suluk
Mama tabağı- kaşık
Saç fırçası-toka
Tırnak makası
Burun aspiratörü
Derece
Ateş ölçer
Pamuk
Yara bandı
Acil durumda verilecek ilaçlar(ateş düşürücü şurup,fitil,diş jeli,pişik kremi,ishal durdurucu, alerji ilacı,soğuk algınlığı ilacı,böcek ısırma ilacı,varsa kullanılan vitaminler,serum fizyolojik,lasonil vb)
Sinek kovucu (lavanta yağının doğal olarak sinek kovar olduğu deneyen anneler tarafından tavsiye edilmekte.Bebeklerinize güvenle sürebileceğiniz doğal bir çözüm.)
Oyuncak
Kitap
Kameralı bebek telsizi (tabi varsa, bebeğiniz sık uyanmıyorsa ve uyandığında yanına gidene kadar fazla sorun yaşamayacaksanız, akşamları lobi ya da barda bişeyler dinleyip sohbet ederken içkilerinizi yudumlayabilirsiniz.)
Bebek çantası
Bebek arabası


Çocuklar İçin Alınması Gerekenler:Yukarıdaki listeye ek olarak
Güneş Gözlüğü
Defter
Boyama kitapları
Kalem
DVD player
Ipad
Klozet adaptörü & portatif adaptör& çiş kabı
Diş Macunu
Diş fırçası


Büyükler İçin Alınması Gerekenler:Kimlik & pasaport & evlilik cüzdanı
Giysi (kot, tişört,gömlek,elbise,şort,kemer,etek,pijama,gecelik,çorap,atlet,iç çamaşırı)
Kol çantası
Ayakkabı & sandalet
Bikini& mayo& pareo
Şapka & bandana
Plaj terliği (bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Deniz ayakkabısı (bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Deniz gözlüğü (bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Plaj çantası
Yelpaze
Güneş gözlüğü & kılıfı
Güneş kremi (bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Nemlendirici (bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Banyo& deniz havlusu
Şampuan &sabun &duş jeli (bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Lif
Saç kremi& saç köpüğü &jöle & saç spreyi (bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Tarak
El kremi
Makyaj malzemesi
Oje & aseton
Parfüm
Deodorant & rolon (bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Diş macunu(bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Diş fırçası(bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Ped & günlük ped (bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Traş malzemesi
Ayna
Cımbız
Törpü
Tırnak makası
Takı & toka
Kulak pamuğu (bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Kağıt mendil(bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Islak mendil(bavulda yer tutmaması için gidilecek yerden alınabilir)
Fotoğraf makinası & şarj aleti
Kamera & şarj aleti
Cep telefonu & şarj aleti
Not defteri
Kalem
Kitap
Acil durum ve günlük alınması gereken ilaçlar( doğum kontrol hapı, vitamin,anti depresan,kas gevşetici,ağrı kesici,böcek sokmasına karşı ilaç)

0 Babalar Günü İçin Hediye Önerileri

Babalar gününe sayılı günler kala babalarımıza ne alsak diye düşünenleriniz için alternatif önerilerden hazırladığım bir liste yaptım. Öncelikli olarak ihtiyaç doğrultusunda hediye alacaklar biliyorum ki bu konu da çok rahat. Benim gibi değişik bir şey yapma peşinde olanlara önerilerim daha cazip gelecektir diye düşünüyorum.

İhtiyaç dahilinde alınıcak hediyeler genel olarak giyim(gömlek, tişört, hatta takım elbise ve hatta yaz sezonunda olduğumuz için şort mayo bile olabilir) ayakkabı, terlik, en en baba babalar günü hediyeleri de sanırım teknolojik ve dijital olanlardır.( bilgisayar, laptop, ipad, cep telefonu, fotoğraf makinası, kamera) Bir de 10 tane bile olsa bir tane daha olmasına itiraz etmeyeceklerini düşündüğüm, erkeklerin en önemli aksesuarı olan saati, alınacak en mutlu edecek hediyelerden biri olarak atlamak istemem.

Gelgelelim benim hazırladığım alternatif hediye önerilerine:
Babalar gününden evvel Cuma günü iş yerine sevimli çiçekler haline getirilmiş meyve sepetlerinden gönderebilirsiniz. Bu beklenmedik hediye hem mutlu edecek hem de arkadaşları arasında onore olacaktır.

Biz ilk babalar gününde böyle bir şey yapmış ve siparişimizi http://www.frutation.com.tr/ den vermiştik. Memnunda kalmıştım.

İlk önerim ve şu anda yapacağım önerim bilhassa birden çok çocuğu olan anneler için daha ekonomik olacağından cazip gelebilir. Sevimli şeker kurabiyeleri yaptırabilir ve babalar gününden evvel yine Cuma günü iş yerine gönderebilirsiniz. Biz geçen sene böyle yaptık.

Arkadaşları arasında hem çok onore oldu hem de çok sevindi. Siparişimizi http://www.sekerkurabiyeci.com/ dan vermiştik. Memnunda kalmıştım.

Babası ve çocuğunun bugünde bir örnek giyinmesi güzel bir hatıra olabilir. Benim gibi düşünen annelere bu tip hazırlığı olan mağazalardan birkaç örnek vermek için aşağıdaki listeyi hazırladım.

Üzülerek söylüyorum ki giyim konusunda hazırlanan bir örnek kıyafetler anne-kız ve baba-oğul olarak tasarlanmış. Bu sezon baktığım mağazaların hiç birinde baba ve kız konseptine dair bir şeye rastlayamadım. Babalar günü için kızlarına bu güne özel bir şeyler giydirmeyi düşünen anneler bir tek ZARA MAĞAZALARINDA fotoğraftaki gibi bir tişört bulabildim.

İlgisini çeken anneler bir göz atsın derim.

Babaların taraftarı olduğu takımın bir örnek formaları alınabileceği gibi formalar üzerine tercih ettiğiniz bir yazı, isim ya da fotoğraf baskısı yaptırılabilir.

ADİDAS SPOR MAĞAZASINDA benzer bir eşofman takımı var. Mavi fon yanları klasik 3 beyaz çizgi. Hafta sonları bir örnek giyinebilirler.

BENETTON MAĞAZASINDA polo yaka tişörtler indirimde. Fakat indirim dolayısıyla beden sıkıntısı var. Düşünüyorsanız son dakikalara bırakmayın derim.

GAP MAĞAZALARINDAN aynısı olmasa da aynı marka baskılı benzer tişörtler alınabilir.

Yine yaz aylarında çok ihtiyaç duyulan benzer şapkalardan alınabilir. Aklıma gelen yine hem büyük hem küçük çalışan GAP MAĞAZALARI oldu.

NEW BALANS spor ayakkabıları yine aynı tipte büyük ve küçük model çalışmış. Bilhassa gri renkli olanlar hem erkek hem de kız çocuklar için tercih edilebilir.

TİMBERLAND AYAKKABILAR da küçük ve büyük boy çalışmış. Bilhassa yaz günlerinde sandalet tarzı ayakkabı düşünenler tercih edebilir.

KOTON MAĞAZALARI erkek çocuk ve babaya uyacak harika tişörtler tasarlamış. Bu tip bir şey düşünüyorsanız kaçırmayın derim.

TİSH-O sitesi babalar gününe özel tişörtler tasarlamış. http://www.tish-o.com.tr/babalar-gunu-hediyeleri/Erkek-Basic-Tisort_1.asp

Yine aynı sitede içecek kupalarına seçtiğiniz fotoğrafların baskısı yapılarak ısı farkıyla ortaya çıkacak şekilde tasarlanmış. Oldukça değişik bir fikir olmuş. http://www.tish-o.com.tr/sihirli-kupa-tasarla_782_4.asp

Ayrıca özel bir fotoğraf baskı ya da yazılı tişört yaptırmak isteyenler http://www.fottom.com/ dan faydalanabilirler.

Babalar tarafından coşkuyla karşılanacak bir diğer hediye de taraftarı olduğu takımın kombinesini almaktır, diye düşünüyorum. Tabi sizler babanın her haftasonu maça gitmesine göz yumabilecekseniz:)

0 18 Aylık Bebek Gelişimi -2- (Yapabilecekleri,Duygu Durumu,Tuvalet Eğitimi)


Yazının devamı olan 18 Aylık Bebek Gelişimi (1) notlarımı linki açarak okuyabilirsiniz.

Bunlarda İnternetten 18. Ay Gelişim Notları: 
  • Bardaktan rahatlıkla su içebilir.
  • Diş fırçasını kullanabilir.
  • Bebeğini besler.
  • Gösterilen bir nesneye yönelebilir
(29 Ekim 2011 Cumhuriyet Bayramı Videolarıdır)
  • Kaşık veya çatal kullanabilir ama bir kazaya da sebebiyet verebilir.
  • Vücuttaki bölgeler sorulduğunda gösterebilir.
  • Televizyon kumandasını ele geçirir.
  • Resimlerdeki nesneleri tanır.
  • Üstüne giydiği elbiseleri çıkarabilir.
  • Kum oynamaktan zevk alır.
  • Dışarda yürürken her şey ilgisini çeker ve dokunmak ister.
  • Kitap sayfalarını rahatlıkla çevirir.
  • Yardım ederseniz merdiven çıkabilir.
  • Topu atabilir.
  • Koşmaya başlayabilir.
  • Karalama yapabilir.
  • İtip çekebileceği, vurup ses çıkarabileceği oyuncaklar sağlamaya çalışın.
  • Birbirinin içine geçen veya üst üste koyup kule yapacağı oyuncaklar sağlayın
  • 4-10 kelime kullanır. ( Çok daha fazlasını anlar )
  • 2 kelimelik cümle kurabilir.
  • Basit direktiflere uyabilir.
  • Ona kitap okuyun, birlikte resimlere bakın.
  • Yeni öğrendiği kelimeleri sıkça tekrarlayın.
  • Hayvanat bahçesine götürüp hayvanların seslerini dinletin.
  • Erişkin davranışlarını taklit eder.
  • Yabancıların yanında çekingen davranır.
  • Başka çocukların yanında oynar ( birlikte değil).
  • Sürekli ona koyduğunuz sınırları test eder.
  • Giderek sizden bağımsız olmaya başlar.
  • Ona sevginizi hissetirin, sık sık sarılın, öpün.
  • Başka çocuklarla biraraya geleceği ortamlar hazırlayın.
  • Değişik yerleri keşfetmesine fırsat tanıyın
  • Uygun olmayan birşey yapmakta ısrarcıysa, onu ortamdan uzaklaştırıp dikkatini başka bir şeye çekin.
  • Kurallar koyun ve bu konuda kararlı olun. Eğer; bir davranışa bazen izin vermez, bazen hoşgörüyle karşılarsanız veya anne baba benzer tutumda olmazsa çocuğun da kafası karışacaktır.
  • İstenmeyen bir davranışın yerine ne yapabileceğini gösterin.
  • Çocuğunuz, artık bağımsız olmak, kendi kararlarını vermek istemektedir. Ancak sorun çözmeyi bilmemekte, hayal kırıklığı veya kısıtlamalarla başedememektedir. Yapmak istediğine engel olduğunuzda ağlayıp bağırarak, kafasını vurarak, kendini yerlere atarak, nefesini tutup katılarak bir öfke nöbeti geçirebilir. Ne kadar can sıkıcı olsa da, bu büyümenin normal bir aşamasıdır. Çocuk özellikle aç, yorgun veya hasta olduğunda öfke nöbetine daha yatkındır.
  • Sakin olun, ona kızmayın.
  • Sevgiyle fakat kararlı yaklaşın.
  • Ondan beklentinizi dile getirin, uyması gereken kurallar hakkında tutarlı olun.
  • Eğer, çocuk güvendeyse, yaptığını görmezden gelin, ilgilenmeyin. Eğer kendine veya başkasına zarar verecek durumdaysa, onu başka bir odaya götürün, sakinleşmesini bekleyin.
  • Çoğu uzman 18. ayın tuvalet eğitimine başlamak için erken bir zaman olduğunu belirtmektedir; ancak kimi görüşler de bu eğitim için uygun zamanın geldiği doğrultusundadır. Tabii ki kendisi için en uygun zamanı belirleyecek olan çocuğunuzdur, bu sebeple çocuğunuzda tuvalet eğitimine başlayabileceğinizi gösteren sinyalleri takip edin.
  • Eğer çocuğunuzun eğitime hazır olduğunu düşünüyorsanız, uygulayacağınız bazı yöntemlerle bu eğitimi kolaylaştırabilirsiniz. Bu dönemde çocuklar taklit yoluyla öğrenirler, bu yüzden çocuğunuzun sizin banyoda nasıl davrandığınızı izleyerek taklit etmeye çalışması muhtemeldir. Bu, ona tuvalet eğitimi vermek için iyi bir fırsat olabilir. Ona, tuvalete ya da lazımlığa nasıl oturması gerektiğini gösterebilirsiniz. Eğitim sırasında sevdiği oyuncak hayvanlarını kullanmak da faydalı olabilir. Ancak acele etmenize gerek olmadığını unutmayın; çocuğunuzun tuvalet alışkanlığını kazanması için bir yıl daha geçmesi gerekebilir.
  • Bu aylarda çocuğunuz çeşitli durumlara karşı olumsuz tepkiler geliştirebilir. Örneğin kızdığında ya da hayalkırıklığına uğradığında size veya yakından tanıdığı birisine vurarak tepkisini gösterir. Direktiflerinize bilinçli bir şekilde uymama eğilimi de gösterebilir. Örneğin dokunmamasını belirttiğiniz bir eşya ya da objeye sizin gözlerinizin içine bakarak özellikle dokunur. Onun söylediğiniz şeyi anladığı ve mesajı aldığından emin olduğunuz sürece, bu tip küçük inatlaşmalarına sert karşılıklar vermeyin; konuyu büyütmek yerine bir süre için görmezden gelin. Çocuğunuz bu yaşta bile doğru davranışlarının etrafındaki yetişkinlerce pozitif tavırlarla (kucaklama, öpme, gülümseme gibi) ödüllendirildiğini, yanlış davranışlarının ise olumsuz karşılandığını ya da görmezden gelindiğini farketmeye başlayacaktır.
  • Artık yürüyüp konuşabildiği için çocuğunuz, etrafındaki insanlarla özellikle de kendi yaşıtlarıyla daha yakından ilgilenmeye ve iletişim kurmaya başlayabilir. Ancak hala yaşıtlarına birlikte oynanabilecek bir oyun arkadaşından çok, keşfedilecek yeni bir oyuncak gözüyle bakmaları normaldir. Eğer çocuğunuz diğer çocuklara karşı zarar verici ve sert davranışlarda bulunuyorsa endişelenmeyin ve uygun bir dille ona bu yaptığının yanlış olduğunu anlatın.

0 18 Aylık Bebek Gelişimi -1-(Kapıları açıyoruz.Taklit yapıyor, Dişlerimizi fırçalıyoruz.)

Yazının devamı olan 18 Aylık Bebek Gelişimi (2) notlarımı linki açarak okuyabilirsiniz.

Daha önce Çok Üzgünüm Oğlum başlıklı yazımda detaylarıyla bahsettiğim üzere, bundan sonraki 5 aylık süreyi yitirdiğim notlar nedeniyle, aklımda kalanlar, videolar, fotoğraflardan çıkarttıklarım ve internetten o aya ait gelişim notları ile derlemeye çalışıp kaleme alacağım.
18. ay bizim evde 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla törenlerle kutlandı. Gökalp hayatında ilk kez bir bayram kutlamasına dahil olmuş oldu. Yine bu ayda Gökalp’in hayatına giren bayrak sevgisi Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla da tavan yapmış oluyordu.


Bayramın coşkulu halinden çok keyif aldı. Kalabalıktan ve ilgiden hiç bunalmadı. Sadece fener alayı yürüyüşü sırasında motorcuların çıkarttığı sesten çok ürktü ki, biz büyüklerin bile içini gıcıklatan kötü bir ses olduğu kesinken, benim yavru cumhuriyet neferim naapsındı. Gökalp’e bayrak sevgisini araba yolculukları sırasında edindirdim. Arabada seyir halindeyken etrafla fazla ilgilenmediği için, elindeki oyuncakla oyalanma limiti çabuk doluyor ve yolun epey bir kısmını mızırtıları ile çekilmez kılıyordu. Her ne kadar araba koltuğunda oturuyor olsa da boyu etrafı izlemeye yeterli olmadığı içinde benim tarafımdan bulunmuş annelik dahiyaneliği içiren süper bir fikirdi bu bayraklar. Yoldaki bayrakları saymaya başlayarak, bayrağı kim önce görecek yarışması yaparak ve her gördüğümüz bayrağı coşku ile birbirimize göstererek gideceğimiz yere sıkıntısız ulaşma süremizi uzatmış oluyorduk. Bizim gibi araba yolculuğunda sıkıntı yaşayan diğer annelere de bayrak oyunumuzu tavsiye ederim. Şimdilerde (25.ay) arabayla yolculuklarımızda bayrak oyunumuz eski coşkusunu yitirmiş olsa da ona bir de trafik lambalarını ekledik. Hem ışık çalışıyoruz hem de oyalanmış oluyoruz.
18 Ayda Cumhuriyet Bayramından başka bir de Kurban Bayramı geldi geçti hayatımızdan.


Bu sene çok arzu etsek de geçmiş seneden edindiğimiz acı tecrübe ile Çankırı’ya gitmeyi göze alamadık. Bakalım belki seneye diyoruz. Umarım artık seneye de uyku sorunumuz bitmiş olur diye son derece pozitif bir ruh haliyle evrene bir mesaj göndermek istiyorum.
18. ay fiziksel ve motor gelişimi olarak yeni bir atılım ayı oluyor ve Gökalp Selçuk artık evdeki kapıları açmaya başlıyordu. Neyse ki dış kapıyı henüz keşfetmedi. Bu arada kapı arkalarındaki tüm anahtarlar olası bir kitleme durumunu karşı itina ile tek tek çıkartıldı. Bir başka gelişim gösterdiği alan konuşma çabalamalarıydı. Her söyleneni artık anladığı hepimizce malumken şimdi birde söylenenleri tekrar etmeye başlamıştı. İki heceli hemen her sesi çıkartabiliyordu. Tabi ki telaffuz şekli bebekçeydi. Dede,teyze, nene, bebe… vs. Ama en güzeli de artık kendi adını söyleyebiliyordu.


Bir de söylenmesi zor bir isim denmişti oğlumun adına. Alın size 18 aylık bebekten Gökalp nasıl söylenir ispatı:)
18. ay papağan misali söylenenleri tekrar etmesinin yanında bir de taklit yeteneğinin gün yüzüne çıktığı ay oldu bizim 18’likde. Kendisine ilginç gelen hal ve hareketleri yapmaya gayret ediyordu. El hareketleri, yüz mimikleri, değişik çıkarttığımız sesler (hapşurma vs) gibi. Sanırım bu anlamda kendisi tarafından, telefonla konuşmalarımız da takibe alınmış olacak ki, artık telefon çaldığında başka odadaysak alo deyip elini kulağına götürerek telefonun çaldığını haber vermeye başladı. Yine bu taklit etme çabalarıyla ilintilendirdiğim çay bardağının sıcaklığını bizce cıss ona göre tıss olarak tanımlayarak sıcak kavramını fark etmiş olmasıydı. Artık çay bardağına dokunmuyor sıcaklığını test etmek için elinin tersiyle tıss diye kontrol etmeye çalışıyordu.
Dişler sürülmeye başlandıktan ve ek gıdaya geçtikten sonra bilhassa 12 ay civarı diş fırçalama alışkanlığı edindirilmesi vurgulansa da, ben bazı şeylerin zamanını kendi bebeğine göre ayarlama taraftarı bir anne olarak, 18 ayda diş fırçalama çalışmalarına başlamayı daha uygun buldum. Çünkü bebeğim o aylarda henüz ne o bilinçteydi ne de ağzına sokulacak yabancı bir maddeye hazırdı. Diş fırçalamak ile ilgili  detaylı olarak Bebeklerin Diş Temizliği yazımı okuyabilirsiniz.


18 ayda bir parmak fırça ve florürsüz Elmex diş macunu ile dişlerimizi her akşam yatmadan önce fırçalamaya başladık. Hala günde bir sefer akşam yatmadan evvel fırçalamamız devam ediyor. Artık alışkanlık kazandığımıza göre her öğünden sonra dişlerimizi fırçalamamız icap ediyor. Umuyoruz annemiz bu yazıdan sonra tembelliğini atmış olup bu işinde üstesinden gelecektir.
Daha miniminnacık bebekken altını hemen her açtığımda çiş yapan oğlan çocuğu anası olarak tuvalet eğitimine, altını açtığımda çiş yapmadığı günlerde başladım diyebilirim.12 ay civarında her bez değiştirdiğimde, yeni bezini hemen kirletmesin diye çişi varsa kirli bezine yapsın düşüncesiyle çişşş sesleri eşliğinde çişini yaptırırdım.16. ayda klozete oturtmaya başladım. Fakat içine düşeceğim korkusunu yaşamaya başlamasıyla ısrar etmeden sonlandırdım. Ardından 18 ay itibarıyla da altını her değiştirdiğimde tuvalete oturtmaya ve kalan çişini eski bezine değil de klozete yaptırmaya başladım. Böylece direk tuvalet eğitimini başlatmadan önce, klozete alıştırma yapmış, o dönemde oluşabilecek korkuyu engellemiş oldum. Düşünceme göre zihninde klozet zaten onun daha önce oturduğu ve zarar görmediği bir şey olacaktı. Ve her çiş yapışında estirdiğimiz bayram havası olayı daha da şenlendiriyordu. Umduğum kadar kolay  ve şıp diye olmasa da beklediğim tarihte tuvalet eğitimimiz başarıyla tamamlamış olduk. 24. Ayda Gökalp bezi bıraktı. Dilerseniz  Tuvalet Eğitimini Nasıl Verdim yazımı okuyabilirsiniz.
18 ay Gökalp'e ait son notumu “aman annesi duymasın


Gökalp sitemizden Ezgi’mizi öperek ilk defa bir kızı öpmüş oluyordu; şeklinde tamamlıyorum. Yoksa bu ilk sayılmaz mı:)

1 İnadına İyi ki Var Şu Anneler Günü...

İlk "Anneler Günü" yazımı: Anneler Günüm Çok Kutlu Oldu linki tıklayarak okuyabilirsiniz.

Her özel günde olduğu gibi yine anneler gününde de yükselmeye başladı muhalif sesler. Anneler günü fikri de bir tüketim toplum dayatmasıdır şeklinde. Neymiş efendim anne her gün anneymiş. Hayatımızda bu kadar öneme sahip olan bu insanlara bir günlük değer vermek çok ahmakçaymış. Bana ilginç gelen bu muhalifler arasında ve hatta başında annelerinde olması. Şaşırıyorum bu kadar karşı olunmasına ve bu kadar ateşli tartışılmasına. Anneye değerini sadece bir günde vermenin doğru olmadığını bilmek kendilerine has bir duygu mudur sanıyorlardır nedir? Biz anneler günü savunucuları seviyoruz sene de bir gün, tüm dünya annelerinin aynı mutluluğu yaşıyor olması duygusunu. Dünyanın hiç bilmediğimiz bir yerlerinde hiç tanımadığımız bir annenin, bugün çocukları ve eşi tarafından mutlu edileceğinin düşüncesi, keyfi hoşumuza gidiyor. Çünkü biliyoruz ki her anne bizler kadar şanslı olamayabiliyor. Bazı anneler sadece böyle günlerde mutlu edilebiliyor. Hiç kimse bu gerçeği yadsımasın ve inkar etmeye kalkmasın. Sizlerin vurguladığı tüketimin aleti olmak o ailenin kendi olanakları ile sınırlıdır sonuçta. Ailesinin alım gücü pırlantaya uygunsa hediyesi pırlantadır annenin. Çiçekse verilebilecek en mümkün hediye çiçektir annenin hediyesi. Ama bir anneyi mutlu eden asla hediyesi değildir aslında. O hediyeye yüklenen anlamdır. Emektir, harcanan zamandır, hediyeden mühimi o hediye için sarf edilen bunca şey sürecinde annenin düşünülmüş olmasıdır. Bunu da ancak anneler hisseder. Dünyanın en büyük hediyesi, hazinesi evlattır zaten. Dolayısıyla zenginliğin kendisidir annelik. Başka bir hediyeyi ne yapsındır ki anne.

Ben evladımla her gün yeni bir şey öğrenerek, kendi sınırlarımın ve gücümün onun sayesinde farkına vararak, koşulsuz sevgiyi, sonsuz sabrı ve asla bitmeyecek olan fedakarlığımı onun varlığıyla bir arada tutarak şükrediyorum her gün Allah’a. Biliyorum ki bütün annelerde benim gibi minnettar evlatlarının varlığına. Hangi anne, bu kadar duygu yoğunluğu içindeyken, sadece bir günde bu duygularla mukayese edilemez bir hediyeyle anneliği yaşayabilir. Ve bu duyguların ruhunda yaşattığı hazzı maddi değeri olan bir hediyeyle eş tutar. Evlatlarımızla bize her gün anneler günü zaten. Biz bunu biliyoruz. Bırakın da bizim dışımızda ki evlatlarımız ve eşlerimizde bu günde bu duygularımıza ortak olsunlar.


Ne mutlu bana ki ben madalyonun iki tarafında da olabildim. Hem bir anneyim, hem de bir evlat. Her sene annemin asla bir şey istemiyorum, siz gelin yeter sözlerini şimdi daha iyi anlıyorum. Anne olunca anladığım yüzlerce şeyden biri daha işte. Anne olmadan önce ağzı öyle söylüyor ama o da anne olarak ufacıkta olsa bir şey ister diye düşünürdüm. Şimdi biliyorum ki hakikaten istemiyor. Varlığım, sağlığım, huzurum, mutluluğum onun paha biçilmez hediyesi zaten.

Annelik böyle bir şey işte, hiçbir zaman istemeden, verendir anne, yerine hiçbir şeyin konulamacağı tek şeydir, çocuğu doyunca kendi karnı doyan, onun acısıyla gözleri dolan, gülümsetmek için bin bir maymunluk yapan, hastalandığında sabahı sabah eden, onun ateşiyle içi titreyen, uyumuyor diye söylenip niye bu kadar uyudu diye endişe eden, bir öpmeye başladı mı durdurulmadan duramayan, salondan gelen ayak sesleriyle mutlu olandır anne. Saymakla yazmakla biter mi bu duygular. Peki ya böyle güzel düşünülmüş bir günü maddiyat için uydurulmuş gibi göstermek, annelerin bu mutluluğu yaşamasına mani olmak değil midir? Onu bunu bilmem güzel ve özel bir gün bugün. Ben tüm güzel gönüllü anneleri bütün içtenliğimle kutluyorum. Önce kaybettiğim canım babaannemin, anneannemin, ardından başımın tacı annemin, sevgili kayın validemin, ceza evlerinde evlatlarına hasret kader mahkumu annelerin, gurbette olup da evlatları için yanan annelerin, hastanelerde sadece evladı için iyileşme çabası içindeki annelerin ve en nihayetinde dilim varmasa evladını kaybetmiş ve evlat sahibi olabilmek için içi yanıp tutuşan tüm annelerin ve anne adaylarının ANNELER GÜNÜNÜ KUTLUYORUM. Ve bu özel günde bütün kalbimle dua ediyorum; hiçbir bebek-çocuk annesiz kalmasın. Rabbim hiçbir anneyi evladıyla sınamasın…

0 Doğum Günü Partisine Hazırlık Fikirleri


DOĞUM GÜNÜ PARTİSİNE HAZIRLIK FİKİRLERİ (1)
Parti evinden önce annenin hazırlıklarıyla başlamak istiyorum. Benim gibi açık renk giysiler terhih eden anneler, peynir gibi beyaz kalmak istemiyorsanız SOLAIT bronzlaştırıcıyı tavsiye ederim.Watsons mağalarından edindiğim bu ürünü partiden birkaç gün önce deneyip test ettim. Gayet başarılı. Fakat suyla temasında çıkabiliyor ve lekeli bir görünüm oluşuyor. O nedenle aynı gün sürmekte fayda var. Kuruduktan sonra o anda ne kadar bronzlaştırıyorsa o rengi alıyorsunuz. O nedenle koyulaşmak için birkaç saat bekleminizde gerekmiyor. Böylece ne renge dönücem diye beklemeden istediğiniz koyuluğa ulaşana kadar sürebilirsiniz. Ben doğal bir renk olması için LIGHT SHIMMER olan çeşidini seçtim. Dilerseniz daha koyulaştıran seçenekleri de var. Sürerken elleriniz adeta kömür karası olup günlerce çıkmayabiliyor. O nedenle ameliyat eldiveni denen ince dokulu eldivenlerle eşit miktarda yedirerek sürerseniz ton farklılaşmasını engellemiş ve ellerinizin boyanmasına da mani olmuş olursunuz.


Tüm gerekli alanlara sürdükten sonra eldivenleri birer birer çıkartıp ellerinizin üzerlerine de sürmeyi unutmayın Kolay gelsin. Doğum günü annesi partiye hazırlık için bir adım atmış oldu :))
Not: Doğum gününde çok fazla terlemedim ve boyama ihtimaline karşılık koltuk altlarıma bronzlaştırıcıyı sürmedim. Ve hiç bir sorun yaşamadan günü bitirdim. Fakat sonraki günler de gündüz dışarı çıkarken sürdüğüm bir gün çok fazla terledim ve çamaşırımın boyandığını gördüm. Sonuç olarak ürünü çok fazla terlemediğiniz zamanlarda kullanmakta fayda var. Ayrıca çamaşırlarım yıkandığında iz yapmaksızın hemen çıktı. Benim açımdam kullanmaya devam :)

DOĞUM GÜNÜ PARTİSİNE HAZIRLIK FİKİRLERİ (2)


Apartman içinde kapı girişiniz müsaitse içerde partinin olduğuna dair duvarlara ve kapınıza balonlardan süsleme yapabilirsiniz. Bu şekilde misafirlerinizin daha içeriye girmeden yüzlerinde gülümseme oluşturabilirsiniz.

DOĞUM GÜNÜ PARTİSİNE HAZIRLIK FİKİRLERİ (3)


Doğum günü pastasının temasına çok önceden, çocuğun yaşına , algısına ve sevdiği şeylere göre karar vermek doğru olur diye düşünüyorum. Mesela erkek bebekler için 1. yaşında araba teması seçerseniz 2. ya da 3. yaşında daha çok arabalara ilgisi olan ve bu şekilde pasta isteyen çocuğunuzu kıramayacağınız için kendinizi tekrar etmiş olursunuz. Ayrıca 2 ve sonraki yaşlarda ki çocuklar sevdikleri figürlere zarar verilmesinden hoşlanmayacağı ve parti sırasında kesildi diye arıza çıkarabileceği için seçtiğiniz figürün pasta üzerine fotoğrafını yaptırmak yerine figürleri tutabileceği şekilde ayrıca yaptırmanızı tavsiye ederim.

DOĞUM GÜNÜ PARTİSİNE HAZIRLIK FİKİRLERİ (4)


Tavana hayalet ip denilen ipler yardımı ile yapıştıracağınız balonlar havada duruyormuş görüntüsü ile alternatif bir süsleme olabilir. Balonları tavana UHU’nun hamur yapıştırıcısı ile tutturdum.


Sakıza benzer bir yapısı var. Yapıştığı yerden olaylıklada iz yapmadan çıkartılabiliyor. Sandalyelerinizi de tüllerle giydirmeyi denerseniz artık süslemeye dair şunu da yapsaydım diye düşünecek bir şeyinizin kalmayacağı fikrindeyim.


Bu tip bir süsleme de daha fazlasının sevimli olmaktan öte abartılı ve yorucu olacağı kanaatindeyim.

DOĞUM GÜNÜ PARTİSİNE HAZIRLIK FİKİRLERİ (5)
Nurturia anneleri içindeki süper babaanne Pınar ablamızın blogu bebekler için muhteşem şeyler içeriyor. Konumuz doğum günü partisi olduğuna göre işte size Pınar babaanneden GÖKKUŞAĞI KONSEPTİ yapmanız gereken sadece bilgisayarınız aracılığı ile verilen dosyayı basmak ve sonrada kesip yapıştırmak. Hepimiz büyük şehirlerde yaşama şansına sahip olamıyoruz, ya da bebekle çok fazla dışarı çıkamıyoruz. Bir kağıt parası kadar maliyete istediğiniz kadar basıp rengarenk süsleme yapabilirsiniz. Blogtan gök kuşağı konseptinden başka, duvar afişi ve doğum günü şapkalarını da yapabileceğiniz linkleri ekliyorum. Bu son madde ile doğum günü partisi fikirleri paylaşımlarımı bitiriyorum. Umarım faydalı olabilmişimdir.

http://keyfekedersaatlerim.blogspot.com/2012/04/gokkusagi-parti-seti.html
http://keyfekedersaatlerim.blogspot.com/2012/04/krkyama-patchwork-afis.html
http://keyfekedersaatlerim.blogspot.com/2012/04/afis-banner-alfabesi-1.html
http://keyfekedersaatlerim.blogspot.com/2012/04/dogumgunu-sapkalar.html

4 İyi ki Doğdun Gökalp...

Dünyanın en özel,  en güzel günü,  bugün benim oğlumun doğum günü. Şükürler olsun seni bana veren Allah’a. Şükürler olsun seni bana yazan kadere. Varlığınla yaşamım anlam kazandı. Seninle hayatım renklendi, şenlendi, güzelleşti. Bu geçen iki senede,  mutlulukların en yücesini,  sana sahip olmakla yaşadım. En büyük gururum sana kanımla canımla, can vermiş olmak oldu. Hayattaki en büyük faydam,  bedenimden gelen sütle seni beslemekti. İki yaşınla beraber bu çok özel paylaşımımız da bitti. Sütüm de hakkımda sana helal olsun yavrum. Zevklerin en şahanesini koynumda kokunla, sıcacık yumuşacık tenine temas ederek uyumakla tattım. Karşılıksız sevginin dibine kadar olanını sende gördüm, sen de yaşıyorum.

Evet, bir sene daha geçti; ama yepyeni bir seneye başlamamıza,  yeni güzellikler yaşamamıza vesile olacak şekilde tamamlandı. Seninle geçen yıllar asla bitmiş geride kalmış değil benim için. Hepsi üst üste biriken, hayatımın en güzel romanı gibi.
Anladım ki, her geçen yılla birlikte sana olan sevgim daha da artacak…
Anladım ki,  bebeklik dönemi sevginin sadece küçücük başlangıcıymış…
Anladım ki, bebeklik ne kadar özlense de, asıl evlat sevgisi karşılıklı paylaştıkça artanmış…
Anladım ki, evlat anneden aslında hiç ayrılmıyormuş. Aksine annenin yüreği artık bedeni dışında evladında atıyormuş…
Anladım ki,  acıyı hissetmek için acıyı yaşaman gerekmiyormuş. Evladının canı yansa annesi de acıdan ağlayabiliyormuş…
Anladım ki, hayat bir çocuğun sevgisiyle bambaşka yaşanıp bambaşka algılanabiliyormuş…
Hayatıma yeni bir pencere oldun oğlum. Dünyaya, var olan her şeye senin boyundan, senin gözünden,  senin tasavvur edebildiklerinle bakar oldum. Ben senin kılavuzunum ama, sen benim öğretmenim oldun.  Sabrı öğrettin bana bu iki yılda. Sınırlarımın ne kadar esnek olduğunu fark ettirdin. Ne kadar güçlüymüşüm meğer sen olmasan bilemeyecektim. Ne kadar dayanıklıymışım oysa asla tahmin edemezdim. Sevgi dolu bir insan olduğumu düşünürdüm. Deve de kulakmış meğer düşündüğüm, içimde ne bitmez tükenmez bir sevgi varmış, sayende farkına vardım.  Hep sevgi kelebeği miydik? Tabi ki hayır. Hala öğrenecek çok şeyim var senden.  Henüz çok yolun başındayız. Unutma ki ben de senin gibi daha 2 yim. Evet senden yaşça çok büyüğüm ama, ben de şunun şurasında sadece 2 senelik anneyim. Benim de yığınla eksiklerim ve öğrenecek çok şeyim var. Zaman zaman kontrol edemediğim ani yükselmelerimi törpülemeyi öğretmeli o masum duruşun. Meraklı küçük bir oğlan çocuğunun yaramazlık bile denemeyecek afacanlıklarına tahammül edebilmeliyim. Neyse ki  acemi bir anne olarak, tüm bu eksikliklerimin farkında olmakla yetinebiliyorum. Öğrenicem annecim, sana daha iyi bir anne olmayı, sana iyi bir kılavuz olmayı, sana daha iyi örnek olmayı seninle öğrenicem.

Bu sene kendi doğum günümü ilk defa yüreğimden taşarak coşarak kutladım. Nedeni yine sendin. Ben iyi ki doğmuşumda,  iyi ki seni doğurmuşum canım oğlum. Yanında en çok mutlu olduğum insan, en çok birlikte olduğum arkadaşım ve en iyi vakit geçirdiğim can yoldaşım, annenin oğlu, annenin aşkı, evlatların şahı, evlatların padişahı, ömrün en güzel şeyi… Her sene hiç bıkmadan usanmadan yazıcam bu satırları. İyi ki doğdun annecim, iyi ki seni doğurmuşum. İyi ki sen oluşsun. İyi ki benim olmuşsun. Dilerim Allah’ımdan ömründe kendin gibi, yaşattığın duygular gibi güzel olsun. Hep beraber kutlayacağımız nice nice mutlu yıllarımız olsun...

10 Çok Üzgünüm Oğlum ...

Annecim bu satırlar annen tarafından sadece sana yazılmış bir özür dileme yazını içeriyor. Sana dair oluşturduğum bu hayat hikayemiz çok üzülerek yazıyorum ki, annenin ihmali nedeniyle,17. Aydan sonraki 5 ay için kesintiye uğrayacak. Gün içinde yaşadıklarımızı, o ay yeni yaptığın şeyleri hemen not edebilmem için telefonumu kullanıyordum. İphone marka Allah’ın cezası bu telefon eminim senin zamanında, bizlerin eski telefonlara dediği gibi takoz olacaktır. Ama benim maalesef kabusum oldu. 


Tam da seni öğle uykusuna yatırmış 17. Ay notlarımı bloga geçirirken. Tek bir dokunuşla sildim 5 aylık anılarımızı. Sadece bir dokunuş yok etti her şeyi. O kadar üzüldüm ki…. Uzun zamandır kalbimde o hızla çarpma hissini yaşamamıştım. Soluğum tekledi. Bastım bastım başka tuşlara bastım yok geri getiremedim. Seni uyandırmamak için hemen babana yazdım olanca panik halimle “Gökhan mahvoldum yardım et” hemen araştırdı 5 dk içinde “Yok Dilek geri getirilemiyormuş” cevabı ile zaten hazırda bekleyen gözyaşlarım hıçkırıklarıma karıştı. Olamaz olamaz tek söyleyebildiğim bu. İçimden ne küfüler, ne sitemler ne kavgalar kendimle. Gitti onca yazı onca anı bit tek tuşla gitti. Yetinmedin hemen netten lanet telefonun destek hattını bulup aradım. Telefona bakan abiye “ Sesim için kusura bakmayın şu anda çok büyük bir duygu yoğunluğu yaşıyorum lütfen yardım edin” cümleleri ile durumu anlattım. “Bilgisayar gibi yok mu bunların bir hafıza kartı noolur yardım edin” dedim. Abi söyleyeceklerinden mahcup “maalesef çok üzgünüm sildiklerinizi geri getirmemiz mümkün değil” yanıtını verdi. Çıldırıcam ya silmedim ki ben notlarımı. Sonradan düşündüm hatta babana bile söyledim. Dava açsak kazanırız aslında, da nerde bizde o uğraşacak güç. Bu telefonda notlar diye bir bölüm var. Ekran üzerine iki kez tıkladığında aynı Word dosyalarında olduğu gibi “kes,seç,kopyala,tümünü seç,yapıştır” gibi seçenekler beliriyor ekranda. Aslında benim onlarla işim yok. Ekranı aşağı çekmek isterken iki kez bastım diye bu seçenekler belirdi sanırım. Üzerlerine değil de başka yerde tıklarsan ekrandan kayboluyorlar. Ben ekranı aşağı kaydırmak isterken yapıştır seçeneğine tıklamış oldum. Ve tüm beş ay gitti onun yerine sadece daha önce kopyaladığım bir link yapıştı. 1. Dava sebebi madem telefonda bu eklentileri kullanıyorsun bir GERİ tuşun niye yok be adam! 2. Dava sebebi ok yapıştır dedik. Tamam yapıştır ne yapıştıracaksan benim notlarımı neden silip üzerine yapıştırıyorsun. Nereye tıklandıysa onun devamına yapıştırsana!

Offffff öyle ya da böyle sonuç olarak yeni yeni konuşmaya başladığın, bize kalmasını istediğim onca anımızı kaybettim. Günlerce aklıma geldikçe ağladım. Nasıl böyle bir ihmal yaparım, nasıl başka bir yere kopyalamam, nasıl bu kadar dikkatsiz davranırım, onca anı, onca yazı, onca emek…  Ne desem boş geri getiremiyorum.
Sözün özü kesintiye uğrayan hatıralarımız için özür dilerim oğlum. Ama her şerde bir hayır arayan annen, bunda da vardır bir hayır diye düşündü yine. Ya daha çok ay olsaydı o notlarda, bu kadarla kurtardığım için yine de şükrediyorum. Bundan sonraki 5 ayı internetteki gelişim notları üzerinden çıkarttıklarım, çektiğim video ve fotoğraflardan oluşturduklarımla yazıcam. Ama 23. ay itibarıyla yine sen süsleyeceksin satır satır bu blogu. SENİ ÇOK SEVİYORUM, ÇOK ÜZGÜNÜM ANNECİM…

0 17 Aylık Bebek Gelişimi -2- (Kendi Kendine Oynama-Tv İzleme- Söylenileni Yapma)

Yazının devamı olan 17 Aylık Bebek Gelişimi (1) notlarımı linki açarak okuyabilirsiniz.

17. ay artık yaz mevsimini geride bıraktığımız havaların soğumaya başladığı ve parka çıkışlarımızı engelleyecek kadar serinlediği bir dönemdi. Her şeyin farkında olmaya başladığı ilk dönemlerden bu yana her gün havuz ve park etkinliği içinde olan evin küçük beyi havanın soğuk olduğunu algılayamasa da, dışarı çıkılmamasından son derece mutsuzdu.


Sokağın tadını ve keyfini bilen her çocuk gibi evde sıkıyor sürekli kapıya gidip bay bay hareketi yaparak çıkmak istediğini anlatmaya çalışıyordu. Oyuncaklara da ilgisiz olan bir çocuk olduğu için ev içinde oyalayıcı vakit geçirmek bizim için sorun olmaya başladı. Gerçi notlarımın arasına ilk defa bu ay kendi kendine oyun oynamaya başladığını yazmışım ama bu süre 10 dk geçmeyen bir zaman dilimi olsa da Gökalp için bir dönüm noktası oluyordu. En sevdiği oyuncakları bir erkek bebek olarak hiçte ilginç olmayan arabaları idi ki hala da öyledir. Bu ayda ilk defa yeni alınmış bir arabayla mutlu olma ve onunla oynamayı tercih etme gibi değişimler gözlemyebildik. Yaşı gereği uzun süre konsantre olamadığı içinde birlikte oynama çabalarım sonuçsuz kalıyordu. Velhasıl böylece korumak için büyük mücadele verdiğim Tv izleme alışkanlığı bu ay itibarıyla bizim hayatımıza yavaş yavaş girmeye başladı. Fakat tv bizim evde şu son birkaç aya kadar (22-23. Aylar) görüntüden daha ziyade ses işlevi gördü. Genelde açık olmasına rağmen karşısına geçip seyretme gibi bir durumumuz olmadı. Tabi ki hoşuna giden çizgi filmler oluyordu. Son zamanlar da hemen tüm çocuklar gibi Pepe hayranıyız bizde. Şimdilerde orjinali diyebileceğim Pocoyo ilgimiz daha da fazla gibi. Çizgi filmlerden daha ziyade Baby Tv de yayınlanan şarkılara takılıyor benim dans ve müzik aşığı oğlum.


Geçen ay yana yakıla napıcam nasıl sonlandırıcam diye panikler yaşadığım ve çözümler bulup zaman zaman uygulayamadığım tırnak yeme alışkanlığımız 1 ay sonrasında kendiliğinden sona erdi. Ama kronik bir halde olmasa da parmaklarını ağzına sokma hali hala (23. Ay) bitmedi. Deforme olan sol el orta tırnağımızsa hala vahim halde. Oradaki hassaslık sürekli baskılaması yüzünden bir türlü düzelmediği için yumurta tavuk kısır döngüsü misali devam etmekte.

Bu ay da sevgili oğluşum artık iyice herşeyi anlayan bir çocuk oldu. Öyle ki neredeyse onun hakkında konuşurken, duymasını istemediğimiz şeyleri şifreler olduk. Artık tam bir getir götürcü kendisi. Hem bir işe yaramaktan keyif alıyor. Hem de kendi çapında evimizde artık tüm yaptıklarından sonra bir de küçük bir yardımcı büyüyordu.

17.ay itibarıyla hala uykusuz bir anne olarak yaşamımı çocuğu ve evi idame etmeye gayret gösteriyorum. Hala uyku bizim eve uğramış değil. Gece sık uyanmalarımız devam ediyor. Ama bunun yanında serinleyen havalarla beraber pike örtmeme müsaade etmesi açısından ufacık bir ilerlemeden de söz edebilirim. Tam olarak üstümüzü örtmeme sorunumuz bitmiş değil ama ilk zamanlardaki gibi örtü üzerine değer değmez tepinmiyor. Deli dönerek uyumasının da azalması etkili bunda. Hala abuk sabuk yatmaları var ama ilk dönemlerde ki kadar sık ve hızlı dönüp yer değiştirmiyor.

Bu ay 3 diş birden çıkarttı. Uykusuzluklarımızda muhtemelen bu yüzdendir. Sağ üst ve attaki ve aynı zamanda sol attaki köpek dişlerimiz uç verdi. Yerim ben o incileri annem..

Konuşmaya çabalamalarımız da devam ediyor. Anne ve baba tamam. Dede, tisse(teyze) ve bıti( bitti) tekrar edebildiği kelimeler arasındalar.



Bunlarda internetten 17 Aylık Gelişim Notları:

10 aylıkken büyülendiği oyuncak  artık onun için sıkıcı olabilir ya da 3 yaşındaki bir çocuğun neşeyle oynadığı oyuncak onun için ‘’ilgi dışı’’ olabilir. Bunlar , bebeğinizin bir beyin gelişim süreci içinde olduğunun çok net göstergeleridir.Bu günlerde onun için en neşeli oyuncak düğmeleri olan oyuncaklardır.Örneğin ses çıkaran oyuncak cep telefonu gibi mekanik oyuncaklar onun çok hoşuna gider.Müzik ve ses de onun için ahenktir.Müzikten gelen ahenk Kendi Dünyası içinde onu mutlu etmektedir.Onun hayal dünyası çok geniştir, biz de onun dünyasındaki ahengi anlamak için çaba göstermeliyiz.Bırakın oyunu o yönetsin siz de başrol oyuncusu olun onun müzik dolu bilim kurgu filminde.

17 aylık bebeğiniz aynayı başka amaçla kullanacaktır. Artık aynaya bakıyor olmak onun için daha anlamlı sonuçlar doğurabilir.Kendisinin sizin bir parçanız ve uzantısı olmadığını kavramaya başlar(Sizin için üzgünüz !) .Aynada bir kendisine,bir size bakar ve uzuvlarını uzun uzun inceler.Hatta bu yaşlarda işaret parmağıyla bir şeyleri göstermek onun çok hoşuna gidecektir.Ona kolunun,kafasının,ayaklarının ve minik burnunun yerini gösterin.Sizi taklit etmek her zamanki gibi onun hoşuna gidecektir.

Kitapçılarda bu yaş grupları için özel olarak hazırlanmış kitaplardan almayı deneyebilirsiniz. Bu kitapların kalın yaprakları ,bebeğinizin sayfaları çevirme işini kolaylıkla becermesini sağlayacaktır. Güçlü parmak kasları olması sayfa çevirme işini kolaylıkla yapmasını sağlar; ama incecik sayfalara karşı nazik olacak kadar kibar değildir. ilerideki kitap okuma alışkanlığı içinde büyük bir yatırım yapmış olursunuz.

Kendi kendine yemek yemesi için fırsatlar verin. Yapamadıklarıyla değil, yaptıklarıyla ilgili konuşun.Sadece onunla değil,çevrenizle konuşurken de!! Unutmayın dediklerinizi artık anlıyor o.

Tırmanmak bu dönemde çocuklara son derece heyecan verici bir macera olarak görünür. 17 aylık çocuğunuz sizinle birlikte merdiven çıkarken muhtemelen kucağınızda olmak yerine elinizi tutarak merdivenleri kendi başına çıkmak isteyecektir. Ayrıca evdeki sandalye ve koltuklara tırmanma denemeleri yapacaktır. Evinizde bebeğinizin güvenliği için gerekli önlemleri aldığınız ve onu dikkatle gözetim altında tuttuğunuz müddetçe bu tür tırmanma denemelerini engellemeyin, bunlar bebeğiniz için iyi birer egzersiz olabilir.

Bu dönemde çocuğunuz etrafındaki yeni objelere büyük bir keşfetme merakı içinde yaklaşır. Etrafında bulduğu eşyalara dokunur, onları kavrayıp yakından inceler, ağzına götürüp tadına bakmaya çalışır ya da yere fırlatıp tekrar eline alır. El ve parmaklarını kullanmada gittikçe beceri kazandığını farkedersiniz. Ona kitap okuduğunuzda sizinle birlikte sayfaları çevirmeye başlayacaktır. Eline bir boya kalemi verdiğinizde bununla boyama yapacağının bilincinde olabilir ancak eline geçirdiği herşeyi ya da heryeri boyamaya çalışacağından dikkatli olmanızda fayda vardır.

Çocuğunuz artık sizi ve etrafında sürekli gördüğü diğer yetişkinleri taklit etmeye çalışacak ve tekbaşına ya da yardım almadan yapamayacağı şeyleri yapmak isteyecektir. Böyle durumlarda (tabi güvenli olduğu sürece) ona denemesi için fırsat verin, ancak heran için yakınında yardımına hazır olmayı da ihmal etmeyin. Onun bu hevesini, ona çeşitli işler yaptırarak destekleyebilirsiniz. Örneğin ondan oyuncaklarını oyuncak kutusuna doldurmasını ya da kitapları raflara yerleştirirken size yardımcı olmasını isteyin.

Rahatlıkla koşar.
Bardaktan su içebilir.
Merdiven çıkabilir.
Üst kısmına giydiği yelek, hırka gibi giyecekleri çıkarabilir.
Küplerden kule yapabilir.
Elektrikli aletlere ilgi duyabilir.
Resimdeki nesneleri parmağı ile işaret ederek tanıdığını gösterebilir.
Kelimeleri birleştirebilir.
Topu havaya atabilir.
Kendini ifade edebilir.
Çevresindeki sesleri taklit ederek olayları anlatmaya çalışır.
Yüksek eşyalara tırmanmaktan hoşlanır.

0 17 Aylık Bebek Gelişimi -1-( Topla Oynama- Merdiven Çıkma- Yine Hırçınlık Yapma)

Yazının devamı olan 17 Aylık Bebek Gelişimi (2) notlarımı linki açarak okuyabilirsiniz.

17. ay Gökalp’in yine fiziksel olarak atak yaptığı bir aydı. Sanırım biyolojik olarak zaman uygun olsa bile, mevsimin yaz olması bu durumu pozitif olarak tetikledi. Yoksa kışın daha kapalı ve sınırlı alanlarda bu kadar çabuk ilerleme gösteremeyebilirdi. Sizlerde bebeklerinizin fiziksel gelişim hızlarını mukayese ederken bu faktörü göz önünde bulundurmayı unutmayın. Zaten hepimiz biliyoruz ki belirli standartlar dışında çocukları mukayese etmek kafa karıştırmaktan başka işe yaramaz. Bu anlamda gelişim notlarımı karşılaştırmak maksadıyla değil de bebeklerinizin aynı aylarda neler yapabileceğine dair keyifle okuduğunuz, fikir aldığınız yazılar olduğunu umuyorum.
 

Fiziksel olarak gelişim gösterdiği en bariz nokta bacaklarının iyice kuvvetlenmesi ve vücut kontrolünü iyiden iyiye ele almasıydı. Zaten yürümek ve koşmak çok seri olarak gerçekleştirdiği fiziksel gelişim aşamalarıydı. Bu ayda artık kaçarcasına koşma hızına yetişemediğim de oluyordu. Bir diğer gelişme gösterdiği alan top kontrolünü sağlayabilmekti.  Önceleri topu sadece elinde tutmaya çalışıp, atmayı dahi beceremezken ve de aslında atmak istemeyip sadece tutmak isterken; bu ay artık topla ayakla, futbol şeklinde oynayabiliyordu. Tabi tek yaptığı duran topa vurmaktı ama ilk defa bu ay gerilerek topa vurmayı öğrendi. (Şimdilerden -23 aylık-  bir örnek vermek ve notlarımın arasında kalmasını istediğim bir yorumu iletmek istiyorum. Kreşteki psikoloğu topa bu hızla vuran çocuğun sendelemesi ve hatta bazen düşmesi söz konusudur; Gökalp bu anlamda oldukça kuvvetli şeklinde bir yorum yapma gereği bile duymuştu. Bunları yazmışken bir de tarihe not düşsem mi diyorum: bu evde futbolcu yetişiyor diye. Aslına bakarsanız hiç istemem. Okuyacaksa sorun yokta öyle top peşinde koşmasına gönlüm razı değil. Annen önce okul demekte ve bu konuda ısrarcı olmakta bu böyle biline Gökalp Selçuk!)


Daha önce de yazmıştım merdiven bizim yaşam alanımızda Gökalp’in çok yakınlarında olmayan bir kullanım sahası. Yaz aylarıyla beraber parka çıkışlarımızla birlikte hayatımıza giren merdiven alanları, kendisine bir de "merdiven çıkmayı öğrendi", ön adı ekliyor ve Gökalp ilk defa bu ay merdiven çıkmaya başlıyordu.
Bu aya kadar eve dönüşlerimizde bir sorun olmazken ilk defa bu ay parktan dönüşlerimiz kabus olmaya başladı. Delirircesine ağlamalarına şahit olan tüm site sakinlerinin çığlıklarını duyduğunda Gökalp yine eve gidiyor diye düşündüğünü sanıyorum.



17. ayda Gökalp bir de çok aksi ve hırçın bir dönem yaşadı. Hiç olmadığı kadar ağlak, hiçbir şeyle mutlu edilemeyen bu hal, beni erken iki yaş sendromu mu yaşıyoruz diye düşünmeye itti. Öyle ki yine ilk defa parktaki çocukların elinde olan oyuncaklar için bile ağlamaya başladı. Fakat geçmişten bu güne kadar (23 ay) tecrübelerim gösterdi ki dönem dönem çocuklarda bu tip haller vasıl olmakta. Bu dönemlerde ya onunla ilgilenmeyip oda değiştirmek, ya da arkanızdan gelip ağlamaya ve hırçınlığa devam etmesi durumunda, sarılıp kucağınıza alıp başka şeylere ilgisini çekmeye çalışmak, çocuğu rahatlatıp o psikolojiden uzaklaşmasını sağlıyor. Ve bu tip sancılı dönemler ay içerisinde en fazla 2 hafta kadar sürdükten sonra kendiliğinden geçiyor. Böyle zor dönemlerde, zaten zor olan çocuk bakmak, iyice içinden çıkılmaz bir hal alsa da, kendinize geçici bir süreç olduğunu hatırlatıp moral bulmaya çalışın. İtiraf etmeliyim ki benimde çığrımdan çıktığım zamanlar fazlasıyla oluyor. Siz bu satırları okurken biz 23. Ay içindeyiz o nedenle birkaç aylık tecrübeyle dahi olsa her sıkıntılı ay içinde yazdığım gibi geçecek ve emin olun geçiyor.

0 16 Aylık Bebek Gelişimi -3- (İlk Tatil-İlk Kendi Başına Yeme Denemeleri-Konuşma ve Taklit Dönemi)

Yazının devamı olan 16 Aylık Bebek Gelişimi (1) ve 16 Aylık Bebek Gelişimi (2) notlarımı linkleri açarak okuyabilirsiniz.

16. ayda Gökalp hayatının ilk tatiline çıkıyordu. Geçen sene aşırı sıcak nedeniyle gidişimiz ve dönüşümüzün sadece 24 saat sürdüğü yolcumuzu saymazsak, bu ilk tatilimizde yine Altınoluk'ta anneannemizin yanında aldık soluğu. İlk kez yaşanan onca şeyi barındırması açısından, ikimiz hatta anneannemizi de dahil edersek, her üçümüz için unutulmaz bir tatil oldu.

 
Sorunsuz tamamladığımız uçak yolculuğuyla 1 saat içerisinde Edremit semalarına varıp kavuşmuştuk anneannemize. Ve bir bir yaşanmak suretiyle sıralanmaya başladı hayatımızda ki yeni ilklerimiz. Bu tatille birlikte, ilk kez evden ve babamızdan bu kadar uzun süre ve uzakta kalıyorduk.

 
Ve tatilin anlamı, ilk defa denize giriyorduk. Tabi öncelerde denizin soğuk suyu pek hoşumuza gitmedi. Ama dediş ve abileri sayesinde oynamanın keyfine varınca, çekince oluşturan denizin soğuk suyu etkisini kaybetti.

Gidilen yer yazlık olunca akşam dışarı çıkmak farz oluyor. Çocuklu bir kadın olarak, tabi ki düzenim bozulmasın diye hiçbir yeri görmesem de olur fikrine razıydım ama, bir kere geç yatmasında sorun olmayacağını bilerek, rutinimizi bir geceliğine bozdum.

 
Ve böylece Gökalp ilk defa gece dışarı çıkmış oldu. Daha önceleri dışarıdayken havanın kararmasını, içinde olduğumuz bir süreçte gerçekleştiği için yadırgamadıysa da, karanlık hava da dışarı çıkmak ilk başta alışkın olmadığı için ürküttü küçük kurbağamı. Ama içine girdiği insan kalabalığı, renkler, müzik sesleri ve bizlerin yanında oluşumuzla uzun sürmedi çekingen tavrı.1 hafta süren tatilimiz bitmek bilmeyen uyku sorunu ve her şeyden çok çabuk sıkılması nedeniyle ilk dört günden sonra, ilk günlerdeki cazibesini yitirip rutine dönüştü. Tüm günü aktivite ile geçirip bayılırcasına uyumasına rağmen orada da deliksiz uyumadı. Gece sık uyanan bir çocuk olması nedeniyle de benim için tatil, dinlenceden daha çok yorulma ve psikolojik olarak yıpranma halini almaya başladı. Yazlık yerde insanlar tavlaydı, okeydi, gece gezmesiydi, çocukların geç saatlere kadar dışarda oynamasıydı derken hep bir hareket hep bir ses halinde. E benim velet izole bir yaşam sürüyor evinde. Kendisinin radar ayarındaki hassas kulakları nedeniyle, ayağımdan çıkan eklem sesi bile uyandırmaya yetmekteyken, bunca gürültü ortamı ona da bana da psikolojik anlamda fazla gelmişti. Nitekim anladım ki çocukla tatil süresi, her şeyin tadında kalması açısından 3 gece 4 gündür.


Tatil dönüşü evdeki durağan hava tabi yetmez oldu küçük seferime. Babasıyla de ilk defa lunaparka götürdük sıkılgan gezgini. Rengarenk ışıkları görebilsin diye bilhassa akşam saati gitmeyi tercih ettik. İyi de etmişiz. Bostancı da ki büyük lunaparkın rengarenk ışıkları ve her yerden yükselen müzik sesleri ile adeta büyülendi küçük dansçım. Ve ilk defa atlıkarıncaya bindi.


Makarna her çocuk gibi en sevdiği yiyecekler arasına girdi. Ve ilk defa 16. Ayda kendi başına makarna yedi.

Konuşma çabalarımız bu ayda devam etti. Anne-baba-mama-mini,mini dede kelimelerine goo (gol),tiss (teyze),hov hov (havhav köpek), bıti (bitti) kelimeleri eklendi. Ayrıca “Gökalp nerde?” dediğimizde. “Buda” diyerek cevap vermeye başladı.

Bunların dışında alkış, seni seni,ceee, bay bay, tüh be, kulaklarını kapama gibi hareketlerle küçük bir oyuncu büyüyordu evimizde. Bunu okuduğunda kızacağını tahmin ediyorum annecim ama seninle ilgili her şeyi yazdığım için bununda tarihe not olarak düşülmesini istiyorum. İlk defa 16. Ayda burun delikleri keşfedildi ve yapma dememe rağmen karıştırmaca başladı.:)


Bunlarda internetten 16. Ay gelişim notları:

Çocuğunuz nasıl değişiyor?
Çocuğunuzun dünyayı algılaması hızla gelişiyor. Örneğin artık mum boyanın yenilecek birşey olmadığını biliyor. Artık onları kavrayıp sizin için harika resimler çizebiliyor. Basit oyunları anlayıp, oynayabiliyor, ce-eeee yapmayı seviyor veya vücudun bölümleri söylendiğinde yerlerini gösterebiliyor.

Ancak halen ayakta iken hareketlerine çok hakim değil. Onun için merdivenlerin derinliğini kestiremeyebilir veya size sarılmak için koşarken sendeleyebilir … düşmeden ona hemen sarılın. !

Ebeveynlerden İpuçları : Kütüphane – kitapçı eğlencesi “Çocuğunuzu meşgul tutmak zordur. Size bir kitapçıya veya kütüphaneye gitmenizi tavsiye ederim. Kitaplar, kasetler, DVD’ler, özel materyaller, kırtasiye ürünleri arasında çok güzel vakit geçiriyorlar ve onlara bakmak bedava.”

Fiziksel Gelişim : Büyük Tutkular

Çocuğunuz son birkaç aydır etrafını keşfetmekle meşgul – objeleri kavramak, incelemek, onları ağzına almak, yere vurmak gibi. Diğer taraftan onun kendi fiziksel yeterliliklerini sınamayı sevdiğini de fark etmiş olmalısınız. Yürüyebildiğini biliyor yani mutlaka ağır bir şeyler örneğin kutular taşımak isteyecektir ve çoğunlukla beceremeyecektir. Artık kanepenin üstüne çok rahat tırmanabiliyor, yani artık sandalyeyi mutfak tezgahının yanına itip, daha yukarılara ulaşıp, oraları incelemek istemesi doğal olacaktır. Eğer halen yapmadı iseniz, bu gibi girişimlere yönelik evinizi güvenli hale dönüştürün. Mutfaktaki tehlikeli araçları ulaşılabilir mesafeden kaldırın hatta mümkün ise kilit altına alın, sıcak tencerelere dikkat edin. Evdeki temizlik araç, gereç ve ürünlerini, ilaçları sakın açık alanda bırakmayın.

Diğer Gelişmeler : İstiflemek ve çizmek

16 aylık bebeğiniz artık el ve parmaklarını daha rahat kullanıyor. Artık iki, üç küpü üstüste koyabiliyor ve sonra hemen deviriyor. Siz kitap okurken, o da sayfaları çevirmekte ısrar ediyor ve hatta artık topluca sayfaları baştan sona almak yerine, birer, ikişer çevirebiliyor. Eğer eline renkli boyama kalemi veriseniz artık onunla ne yapacağını çok iyi biliyor ve muhtemelen önüne gelen heryeri çizmeye çalışıyor; kitaplar, duvarlar, mobilyalar , kısacası artık onun boyama aktivitelerini çok yakından takip etmelisiniz. Ayrıca dönemine uygun hazırlanmış levhalardaki yuvarlak, kare, vs. gibi şekilleri doğru yerlerine yerleştirebiliyor.

Bu parmak boyası için ideal bir zaman

Konuşma ve Anlama Gelişimi : İnce Beceriler

Son haftalarda, aylarda çocuğunuzun kendi özgürlüğünü test ettiğini gördünüz, ama uzmanlar der ki, eğer bir çocuk kendinin konuşabildiğini anlarsa artık bir birey olduğunu da kavrar. 16 aylık çocuğunuz şu an en fazla altı, yedi tane kelimeyi net söyleyebiliyor, belki daha da fazla. Ama halen sözsüz iletişime daha fazla başvuruyor, eliyle gösteriyor, diğer jest veya miniklerini kullanıyor.

Çocuğunuz şu anda konuşabildiğinden çok daha fazlasını anlayabiliyor. (Çocuklar için anlaşılabilmek adına asıl zor olan konuşmak değil, dudakları, dili ve nefesi arasındaki koordinasyonu kurmaktır) Örneğin birgün ev içinde eşinize kaybolmuş anahtarlarınızın nerede olduğunu sorduğunuzda, size anahtarlarınızın yerini 16 aylık çocuğunuz gösterebilir. Veya ondan ayakkabılarını getirmesini istediğinizde içeri odaya gidip, dolabını açıp, bir dakika sonra ellerinde ayakkabıları ile yanınıza dönebilir, o gerçekten sizin ne dediğinizi anlar.

Neler Yapabilirsiniz? Onun iletişim becerilerini geliştirirken, sizin de onunla yavaşça ve anlaşılır şekilde konuşun. Çocuğunuz daha küçükken kullandığınız şarkımsı konuşma şeklini artık bıraktınız, ama artık onun dikkatini çekmek için basit kelimeler ve deyimler kullanabiliyorsunuz. Sizin kelimeleri doğru şekilde kullanmanız onun kelimeler üzerinde kafa karışıklığı yaşamamasını sağlar. Ayrıca çocuğunuzu dikkatle dinlemeniz de çok önemlidir.


Diğer Gelişmeler : Beş duyuyu geliştirmek, daha fazla okumak

Çocuğunuz için hergün ayrı bir macera. Onun dokunma, koklama, test etme, ve eline ne geçerse tadına bakma durumlarına siz de şahit oluyorsunuz. Bu şekilde herşeyi araştırarak çocuklar etraflarındakileri niteliklerine göre ayrıştırmayı öğrenir. Örneğin açık alanda çocuğunuzun bir solucanın peşine düştüğünü izlemek çok keyiflidir.

Bu öğrenme tecrübelerini, çocuğunuzla konuşarak çok daha öğretici hale getirebilirsin. Etrafta duyduğunuz sesleri isimlendirin : “Kuşun sesini duydun mu?” ” Rüzgarla hışırdayan ağaçların sesini duyuyor musun?, “Gelen otomobilin sesini duyuyor musun? ” veya ondan daha spesifik birşey isteyebilirsiniz : ” Hadi bana renkli çiçekler bulmakda yardımcı ol”. Gözlemlemek, dinlemek, araştırmak çocuğunuzun önemli duyularının gelişmesine yardımcı olacaktır.

16 aylık çocuğunuz artık aynı yerde birkaç dakikadan fazla oturmak istemiyor, artık ona hikayeler okumanıza daha çok ilgi gösteriyor. Sakın kitap okurken, size resimleri gösterdiğinde, sizi dinlemiyor diye hayal kırıklığına uğramayın. Çocuğunuzun bir diğer sevdiği şey de baktığı kitapta bildiği resimleri gördüğünde onların isimlerini stekrar tekrar söylemektir ( örneğin tok, kuş, kedi, vs. ) . Eğer ona “kuş nerede?” diye sorarsanız, size heyecanla gösterecektir. Ayrıca sizinle birlikte sayfaları çevirmeye bayılır.

Sosyal ve Duygusal Gelişim : Diğer Çocuklarla İletişim

Bu erken yaşında bile çocuğunuz olumlu davranışları nedeniyle ödüllendirildiğini öğrenir; sarılmalar, öpücükler, alkışlar. Etrafındaki insanların doğru bulmadığı şeyler yaptığında ise olumsuz tepki gördüğünü, cezalandırıldığını anlar. ( hatta farklı insanların aynı şeye farklı tepkiler verdiğini bile anlar)

Çocuğunuzda gözlemleyeceğiniz sosyal etkileşimler şu anda temel seviyede : el sallamak, gülmek, cee-e oynamak, basit talimatları takip etmek. Ama bütün bu gelişimler çocuğunuzun kendi tarzında olacaktır. 16 aylık bebeğiniz siz ona ne verirseniz, onu alır ve size de yansıtır. Siz eğer onu öper, sarılırsanız, o da size aynı şeyleri yapacaktır.

Diğer Gelişmeler : Bireysel farkındalığı geliştirmek

Bir yeni doğan kendisi ile annesi ve hatta etraftaki objeleri bile ayırdedemez. Etrafındaki dünyayı tatmak, dokunmak, gülmek, ve duymak zaman içinde onun ayrı bir varlık olduğunu anlamasını sağlar. Çocuğunuz 16 aylık olduğunda artık bir birey olduğunu bilir, ama sizi bir uzantısıymışsınız gibi kullanır. Örneğin erişemediği bir oyuncak gördüğünde, sizi o yöne iter ve oyuncağı alarak ona vermenizi ister.Veya merdivenlerden çıkarken rahat değilse, elinizi kavrar ve sizden yardım ister.

Bu dönemde çocuğunuz güçlü ve dünyanın merkezinde olduğunu bilir. Sizin onun gelişimleri nedeniyle duyduğunuz heyecanınızı, takdirinizi, ilginizi daha fazlasını sağlayabilmek için kullanır . Yaptığı herşeyde başarılı olmak ister. Kendinden çok daha büyük veya ağır objeleri taşımaya kalktığında aman etrafta olun. Ona yardım etmekten çok, onun çabasını takdir edin. Eğer başarısız olursa bırakın kendi hayal kırıklığı ile yüzleşsin, yakında bir daha dener ve başarılı olur.

Ona kendi kendine birşeyler yapma imkanı verebilirsiniz. Örneğin küçük çocuklar için yemek yapma setlerinden alabilir, onun yaptığı yemekleri karşılıklı keyifle tadabilirsiniz.