9 Hangi Süt Daha Faydalıdır - Ya da Hangi Sütün Besin Değeri Daha Fazladır.

Bir ay kadar önce Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’ in sütte antibiyotik kalıntıları olduğunun doğruluğunu kabul eder nitelikteki açıklamasından sonra, zaten bu konuda netleşemeyen benim gibi bazı annelerin kafası iyice karıştı. Bakan her ne kadar sözlerini ertesi gün yanlış anlaşıldığını belirterek düzeltse de beyinlerimiz  bir kere daha sulandırılmış süt misali bulanmıştı. Gökalp çok şükür nerdeyse 2 yaşına kadar anne sütü alabilen şanslı çocuklardan olsa da 1 yaşından sonra alması gereken takviye süt nedeniyle benim de gündemime 1 sene evvel girdi bu süt konusu. Devam sütü mü (formül süt), inek sütü mü keçi sütü mü derken bir de bunların kendi içlerinde ki çeşitlere ayrılmış halleri çıktı karşıma. Çiğ süt mü - organik süt mü - günlük süt mü- ya da çocuk sütü mü?  Aradım taradım araştırdım tamam ya ben bu işi çözdüm çocuk sütü iyidir deyip tam yol almışken; sayın bakan bir tek cümleyle bombayı bıraktı yine tilkilerin dolaştığı kafamın orta yerine.

İlk dönem zaten karışık olan kafayla, ne kendime ne başkasına fayda sağlayamayacak durumdayken geride durmayı tercih ettim. Bekledim. Diğer uzmanların açıklamalarını, blog yazar diğer annelerin araştırmalarını ve yapılan yorumları takip ettim. Ve gördüm ki kim ne derse desin ilk anda kafalar karışsa da herkes bildiğinden şaşmıyor. En başında yaptığı araştırma kendisinin hangi sütü tercih etmesini sağlamışsa, o doğrultuda devam ediyor. Hiç kimse diğerinin yaptığı: “çiğ sütte bakteri var gel pastörizeyi seç” ya da “pastörize süt işlenmiş süt besin değerini kaybetmiş gel çiğ süte geç” türünden yorumlara haklısın demeyip, karşı tarafı kendi bildiğine ikna etmeye çalışıyor. Ve muhakkak okumuşsunuzdur;  ya da okuyacaksanız göreceksiniz ki hepsi de kendi savunduğu fikirde haklı görünüyor. Ben uzmanlardan başkasına kulak asmam derseniz onlar da farklı farklı yorumlar yapmış. Hangisi doğru söylüyor şaşırıyorsunuz. Annelerdir referansım, tecrübe benim için daha önemlidir derseniz onlarında tercihleri farklı farklı. Ben de her zaman yaptığım gibi önce her şeyi bir güzel okudum. Bu işin akla yatkın olanı hangisi ona göre karar verdim. Ama bunu yaparken sadece okuduklarımla kalmadım. Bu işin içinden birilerinden destek aldım. Büyük bir gıda firmasında çalışan eşimin iş arkadaşlarından şirketin gıda mühendisi Faruk Yılmaz ile röportaj niteliğinde bir konuşma yaptık. Aklımda ki tüm soruları sordum ve bu konuyu gündeme düşecek başka bir bombaya kadar kapattım. Faruk bu konuda bir otorite değil ama konuya bizden daha hakim ve içimizden biri olması açısından söyledikleri çok samimi geldi bana. Ne bir firmaya ya da sektöre yakın durmaya çalışan uzman, ne de yanlış olanı sırf kendisi öyle yaptığı için savunan sabit fikirli bir süt kullanıcısı olmadığı için onun yönlendirmeleri oldukça gerçekçiydi. Zaten sorularımın genel çerçevesini bir annenin merakıyla, bu donanıma sahip bir baba olsan, sen hangisini tercih ederdin oluşturuyordu.



En başından başlayacak olursak bakanın sözlerine şöyle açıklık getirdi. Hayvanlar hastalandığında insanlar gibi antibiyotik tedavisi görürler. Bazı üreticiler bu durumdaki sütlerini de firmalara vermeye çalışırlar. Büyük firmalar süt alımı sırasında hızlı yöntem kitleri ile antibiyotik testi yapar ve bu sütü almazlar. Bu nedenle hepimizin bildiği büyük firmalara ait sütlerde antibiyotik olması ihtimali söz konusu değildir.

Süt konusuna derinlemesine girmeden önce son dönemde bir de ortalarda dolanmaya başlayan inek sütü inekler içindir söylemi hakkında ne düşündüğünü sorduğumda bu söylemi doğru bulmadığını ifade etti. Süt sadece kalsiyum bakımından değil aynı zamanda vücuda alınması gereken bazı aminoasitler (protein yapıtaşları) ve yağ asitleri yönünden de insan sağlığı açısından elzem bir besindir. Bu sözün aksine yoğurdun kansere dahi iyi gelen bir besin olduğu ortadadır. Süt ve süt ürünlerinin yerini alabilecek yeterli seviyede bir başka gıda yoktur; görüşünde.

Hangi tip sütü tercih edelim dediğimde ise devam sütü (formül süt) işine hiç bulaşmadı. Bu konunun tamamen endüstriyel bir mevzu olduğunu, bu işin aslını doktorların bilebileceğini, içindeki maddeleri incelemek gerektiğini o denenle bir şey söyleyemeyeceğini belirtip, anne sütüne en yakın olanın keçi sütü olduğu doğrudur diyerek devam sütüne bay bay dedirtti. Fakat keçi sütü içinde en çabuk ulaşılabilecek olan Kay marka süt yerine “Bolana” adlı bir marka önerdi. Web adresini buraya ekliyorum http://www.bolana.com.tr/. Sayfa içerisinden satış noktalarına ulaşabilirsiniz. Mesela çok ilginç bir bilgiye ulaştım. Aralık ile Mart ayları arasında keçi sütü bulunmazmış. Bu dönem gebelik sürecine denk geldiği için süt verimi olmazmış. Haliyle keçi sütü satamıyorlarmış. Öğrendiklerim ne kadar doğal bir marka diye düşündürdü bana.

Çiğ sütpaket süt mü konusunda ise ısrarla üreticinin dikkatli olma ihtimalini vurgulamama rağmen tereddütsüz paket sütleri önerdi. Çiğ sütte insan sağlığına zararlı birçok bakterinin var olduğunu ve bu nedenle pastörize edilmesinin zorunlu olduğunu söyledi. Hayvanın memesinden sıkılan doğal süt gerekli önemler alınarak sütteki toplam bakteri sayısı azaltılabilirmiş. Fakat bu sistem Türkiye de Avrupa’ da ki kadar gelişmediği için bakteri sayısı düşük çiğ süt üretmek şu anın Türkiye’sinde mümkün değilmiş. Avrupa da direk hayvanın memesinden alınıp paketleme yapılan tesisler varmış. Evdeki kaynatma şekli hem bakterinin ölmesi için faydasız, hem besin değerini yitirmesine neden olduğu içinde, sütün kalitesini etkilemekten öteye geçmezmiş. Fabrika şartlarında çiğ süt pastörize edilirken 15 sn gibi çok kısa sürede yeterli kaynatma sıcaklığına çıkartıldığı için ürünün besin değeri daha iyi korunurmuş.

Kutu sütlerin de kendi içinde UHT ve pastörize günlük süt olarak ayrıldığını bunların ne demek olduğunu sorduğumda aldığım yanıtlar şunlardı. UHT yüksek sıcaklıkta işlem demektir. Hızlı bir şekilde gerekli kaynatma sıcaklığının da üzerine çıkartılıp 3-5 sn tutulduktan sonra hızlı bir şekilde soğutulmasıyla elde edilen süttür. Ve teorik olarak hiçbir bakteri yoktur denilebilir. Yüksek sıcaklıkta yapılan bu sterilizasyon ve özel kutulama sayesinde hava ile temas olmadığı için bakteri gelişimi olmuyor ve sütün raf ömrü uzuyor. Yoksa sanıldığının aksine son kullanma tarihi birkaç ayı içeren süt ve yoğurt gibi uzun sürede tüketilebilecek gıdaların raf ömürleri, katkı malzemesi nedeniyle uzamıyor.(Yani daha da açıkçası uzun ömürlü süt ve süt ürünlerinde KATKI MALZEMESİ YOK. Yapılan işlem ve özel kutulama ile ürünün ömrü uzuyor.)

Pastörize günlük sütse UHT sütten farklı olarak çiğ sütün yeterli sıcaklıkta (74-77 °C) 15 sn kadar ısıtılması ve hızlı bir şekilde soğutulması ile elde edilen bu sayede içindeki besin değerini UHT süte kıyasla çok daha az kaybeden süttür. UHT süt ile pastörize günlük süt arasındaki fark ısıl işlem sıcaklıklarının farklı olmasından kaynaklanan besin değeri oranlarıdır. Pastörize günlük sütlerin kutulama tarihi ile son kullanım tarihi kutu açılmasa 5-10 gündür.


Organik süt, hayvandan doğal şartlarda besletilerek elde edilen süttür. Faruk, 1,5 kilometrelik alanda üretimi etkileyecek diğer faktörler olmaması gerektiğine dikkat çekerek, çok fazla organik tarıma inanmadığını belirtiyor. (Bu fikri ile benim organik gıda alışverişlerimi de sorgulamama neden oldu)Organik süt ve günlük süt, çiğ sütün sterilize veya pastörize edilmiş halidir. Fakat günlük süt pastörizasyon sıcaklığı daha düşük olduğu için besin değeri yine organik süte göre daha fazladır; diyor.

Bu durumda en çok öne çıkan pastörize günlük süt mü çocuk sütü mü diye sorduğumda. Çocuk sütünü inceleyen Faruk çocuk sütünün içinde bulunan ekstra vitamin, çinko, mineraller vs tarzındaki eklemelerin zaten diğer gıdalar ve meyveler aracılığı ile vücuda alındığını, kutulama sırasında raf ömrünü uzatmak için sıcaklığın daha yüksek tutulmasından dolayı(UHT) yine pastörize günlük sütü daha uygun buldu. Bu durumda benimde tercihim olan çocuk sütü yerini günlük pastörize sütle değiştirmiş oldu. Tadı dolayısıyla sıkıntı çekeceğini düşünen anneler 1 yaş üzerindeki bebeklere balla tatlandırarak verebilirler. 1 yaş altındakiler içinse şeker koymak yerine fayda sağlayamayacağını bilsek bile pekmez tercih etmek daha iyi gibi. Sonraki öğünlerde süt ürünlerinden ayrı 1 kaşık daha pekmez yedirilerek bu durum telafi edilebilir.

Yani sonuç olarak bir sıralama gerekirse tercihen öncelik verilecek sütler:
Pastörize keçi sütü-  pastörize günlük süt- organik süt-  çocuk sütü olarak sıralanabilir. Bir gıda mühendisi bilgilerine dayanarak çiğ süt bu sıralamaya bile giremiyor.

Tüm bu öğrendiklerimden sonra devlet tarafından denetlenen bir firmanın ürününü mü almak, diğer tarafta birilerinin tavsiyesiyle duyduğunuz, ama denetlemesi bu kadar detaya tabi tutulmayan çiftliklerin, güvenilirliğinden emin olamayacağım sütlerini mi almak sorgulamasını yapmama neden oldu. Ve kararımın bir kere daha doğru olduğuna kanaat getirtti.

Ek bir bilgi olarak açılan sütlerin hepsi buzdolabında dahi muhafaza edilse bile 2 gün içerisinde tüketilmesi gerekiyor.

0 15 Aylık Bebek Gelişimi -3- (Yaz-Güneş-Havuz Üçlüsü ve Babalar Günü)

Yazının devamı olan 15 Aylık Bebek Gelişimi (1) ve 15 Aylık Bebek Gelişimi (2) yazılarımı da okuyabilirsiniz.

15. ay Gökalp’in bebek yüzlü ve saçlarının akranlarına göre kesilmemiş oluşu nedeniyle sanırım, nerdeyse karşılaştığımız yabancı insanların yarısı tarafından kız muamelesi görmesi ,ve benim olaya, o erkek diyerek el koymamla sonuçlanan, enteresan bir sürecin başladığı bir ay oldu. Ve hala (21. Ay) vakaların sayısı azalmış olsa da kız benzetmeleri devam ediyor. Babamız duruma oldukça bozuluyor ama ben sıkıntı yapmıyorum. Baby face benim oğlum naapalım dimi ama ya :)
Artık site de onca çocuk içinde el sallaması ve insanlara olan yakınlığı ile bir fenomene dönüşüyor yanından geçenin dokunmadan edemediği bir çocuk haline geliyordu. Ve adını bilmeseler de nerdeyse rastladığı herkeste el sallayan bebek olarak bir yer etmiş oluyordu.
 
 
 Yaz mevsiminin hayatımıza kattığı en büyük renk olan havuz saatlerimiz başta benim için endişe verici olsa da, kendisi ne kadar keyifli olursa olsun, aynı ortamda uzun saatler kalamadığı için, endişelerim yersizleşiyordu. Ne kadar ısınmış olursa olsun sonuçta soğuk suda uzun saatler kalmasını istemiyordum. Gökalp gazlı bir bebeklik dönemi geçirmiş ve bu nedenle kendisi de bende oldukça fazla çekmiştik. (Gaz sancıları ile nasıl baş ettiğimizi buraya ekliyorum.) Aynı şeyleri yaşamaya gerek yoktu. Dediğim gibi o da yürümeyi dolaşmayı daha çok tercih ettiği için, 20 dk aşmayan havuz içi oyunlarımızdan sora, 1 saat kadar havuz alanında gezmesine dans etmesine benim pil ancak yetiyordu. Çoğu zaman ikna edebilsem de bazen feryat figan ancak eve çıkabiliyorduk. Şimdi yazacaklarımı örnek teşkil etmiş olmak için detaylandırıyorum. Güneşin en dik geldiği 12:00-15:00 saatleri arasında dışarı çıkmamaya özen gösterip 15:00’den sonra havuza inmeyi tercih ediyorduk. Gerçi uzmanlar bu saati 16:00 17:00’lere uzattı ama o saatte güneş sudaki biri için etkisini fazlasıyla yitirdiğinden ben o saatleri bekleyemiyordum. Bu saat aralığı ile hem zararlı güneş ışınlarından korunuyor hem havuzun ısınmasına fırsat vermiş oluyorduk. Bebeklerinizi muhakkak güneşe çıkmadan koruyucularla kremlemeyi ihmal etmeyin anneler. Markası ne olursa olsun güven duymayıp güneş kremlerinin içinde paraben olup olmadığını kontrol edin. Pareben ürünlerin raf ömrünü uzatıcı bir madde olup kansere yol açtığı uzmanlar tarafından belirtilmektedir. Sürekli gelişmekte ve büyümekte olan bebeklerimizin tap taze vücutlarına bu maddeye içeren ürünleri sürmekten kaçınmanızı tavsiye ederim. Aslında tüm kozmetik türü ürünler ve ilaçlarda var olan bu maddeden bebeklerine uzun yıllar annelik yapmak isteyen bizlerde kaçınmalıyız. Maalesef hiç bir şey bizlerin çocukluğunda olduğu gibi zararsız değil artık. Daha çok sayıda insana hizmet vermek daha uzun ömürlü ürünler oluşturabilmek gibi sayılacak birçok etken nedeniyle hepimiz tehlike altındayız. Hiç bir şey bizim zamanımızda ki kadar doğal olmadığı için dikkat etmek biz annelerin en büyük sorumluluğu bence.


15. ayda Gökalp motor gelişimi açısından sıcak ve soğuk ayrımını fark etmesiyle bir atak yapmış oluyordu. Kahvaltıda içtiğimiz çaya olan ilgisi, meraklıya elinin tersi ile sıcaklığını kontrol etme becerisi edindirmişti. Aynı zamanda dedişin aldığı “Ali babanın çiftliği” şarkısını söyleyen arabasından, kuzuların sesine “maa maa” diyerek eşlik ederken ilk ses benzerliği kurma ve konuşa çabaları da bizi çok mutlu etmişti. Bu ayda süt içimi yavaşladı. Geçtiğimiz ay 200 ml bir kutu sütü içebiliyorken bu ay yarısını bile içmediği zamanlar oldu. Bu yazdığım şu bakımdan önemli daha sonraki aylarda yine benzer şeyler yaşadık. Çocuklar aydan aya bazen iştah, uyum, uyku, hırçınlık gibi değişimleri dönemsel olarak yaşanabiliyor. Zaten zor olan çocuk bakımı sürecinde bu tip şeyleri kendi tecrübemle kafanıza takmamanızı tavsiye ederim. Neyse o dönem yolunda gitmeyen alışkanlık haline getirmesine fırsat vermeden biraz süreci akışına bırakıp takip etmenizi öneririm. Siz de göreceksiniz aynı ay içerisinde bozuldu sandığınız şey tekrar yoluna girecektir.


Gökalp 15. Aylıkken 2. Kez babalar günü gelip çatıyordu. Geçtiğimiz sene http://www.frutation.com.tr/’ den iş yerine gönderdiğimiz meyve sepeti babamızın çok hoşuna gitmişti. Kendimizi tekrar etmemek için bu sene http://www.sekerkurabiyeci.com/’ dan babalar günü konulu kurabiyeler yaptırıp gönderdik. Çok şık ve çok anlamlı oldu. Okuyanlara babaları çok mutlu ettiğini belirterek fikir vermek isterim. Sonrasında Cafe cadde ‘de güzel bir kahvaltı ısmarlayarak geçen sene aldığımız Longines saat kadar kıymetli olmasa da Desa mağazasından cüzdan ve kemerle hediyelendirdik babamızı.

(NOT : Yazı içinde marka geçirmem ve özellikle vurgulamam Google aramaları sırasında bloga yer bulmak içindir. Lütfen görgüsüzlük olarak anlaşılmasın.)

Bunlarda İnternetten 15.Ay gelişim notları :
  • Bu yaşta, öfke nöbetleri de görülür. Nöbet sırasında yapılacak en doğru şey, bebeğin güvenliğini sağladıktan sonra nöbeti görmezden gelmektir. Ona bakmayın, onunla konuşmayın ve sakinleşmesini bekleyin. Eğer, sergilediği şovun izleyicisi olmazsa devam etmesinin anlamı olmayacaktır.
  • Bu yaşta, sizden ayrılmada yoğun bir endişe yaşayabilir. Ona kısa süre için ayrıldığınızı, döneceğinizi söyleyin, ona görünmeden kaçmaya çalışmayın. Mümkün olduğunca, uzun süreli ayrılıklardan kaçının. 
  • Eşyaları amacına uygun kullanmaya başlar, örneğin tarakla saçını taramaya çalışır.
  • Büyük bir merakla herşeyi inceler. 
  • Kendini beslemeyi sever. 
  • Yardımla basamakları tırmanabilir.  
  • 3-6 kelimelik bir dağarcığı vardır. 
  • Sesiyle dikkat çekmeye çalışır.
  • Etrafındaki cisimleri, kendince adlandırır.
  • Neden- sonuç ilişkisini anlamaya başlar.
  • Deneme- yanılma yoluyla kendince tecrübeler kazanır.
  • Sağ, sol el kullanımı belirgin hale gelir.
  • Elleriyle tek başına yemek yiyebilir.
  • Kendiliğinden karalayabilir, anlamsız yazı ve çizgiler çizer.
  • İnsanları taklit eder. 
  • Bardaktan su içebilir.
  • Hatırlar.

0 15 Aylık Bebek Gelişimi-2- (Kalem Tutmaya- Şiddetten Korkmaya- Anne Babayı Kıskanmaya Başlama)

Yazının devamı olan 15 Aylık Bebek Gelişimi (1) ve 15 Aylık Bebek Gelişimi (3) yazılarımı da okuyabilirsiniz.

15. ayda o pofidik, poğaça parmaklar ilk defa kalem tutmaya başladı. Lakin neyse ki bendeniz anne kişisi bu kadar hevesli olmak için erken olduğunu aynı hafta içinde idrak ettim. Sayfaları aşıp duvarlara taşan orada olmasına bir nebze tahammül edebilsem de koltuk ve halı üzerinde denenmeye başlanılan sürrealist çalışmaları görmeye hazır olmadığımı hissettiğim anda kalemle olan tanışmamıza bir müddet ara verdim. O gün bugün de (21.ay) yazmak icap eden durumlarda evin her şeyine “benim” demek suretiyle el koymuş sonradan gelen kişisi görmesin diye kıyı köşe saklanıp yazar olduk. Sanırım 2 yaş sonrasında biraz daha aklı baki olduğunda boyamalarla tekrar başlarız kalemle olan denemelerimize.


Kalem dediysem de ilk aldığımız boya kalemleri her şeyi tatmak suretiyle tanıma yolundan vazgeçmediği için, yutulması durumda zarar vermeyecek ve aynı zaman da silinebilecek cinsten olan pastel boyalardı. Ama yaş itibarıyla büyüklerin sahip olduğu her şey daha çok ilgilerini çektiğinden kendisininkiler daha renkli olmasına rağmen bizim elimizde gördüğü tükenmez kalemleri almak için türlü marazalar çıkartmaya başladı. Yeri gelmişken bu konuda çok esnek davranabilen evinin her köşesini değil neredeyse her noktasını evladına feda etmekle övünen ve bunu göğsünü gere gere onun yaratıcı zekası gelişsin diyen ben her şeyi feda ederimci tarzda ki annelerden olmadığımda anlaşılmıştır sanırım. Bu konuda kendilerine sonsuz saygı duymakla beraber; ne ekonomik olarak evdeki yaratıcı zeka durulduğunda her şeyi sil baştan değiştirmek şu anki durumumuzda mümkün, ne de öyle bir olasılık dahilinde bile benim yapım evim o halini kaldırmaya müsait. Çocuğun meydana getireceği o tabloyu düşünüyorum da gıpta edilecek nasıl bir sabır ve gamsız bir karakter yapısıdır bu. Ben Gökalp uyuduğunda oyuncaklarını toparladığımda ve etrafa biraz çeki düzen verdiğim de kendimi daha iyi hissediyorum. Düzeltip toparlanamayacak o boyanmış duvarlar, halılar, koltuklar, açılmaktan yıpranmış dolap kapakları, aşınmış çizilmiş sehbalar.. vb. beni çok yorardı. Benim özgürlükçü anlayışım bu değil. Ben kendi görüşüm itibarıyla çocuğun belirli sınırlar içinde büyütülmesi taraftarıyım. Çocuk daha evde özgürlüğünün sınırlarını bilmeli bana göre. Zaten beni okurken zamanla sizlerde anlayacaksınızdır. Olanca modern görünümüm altında son derece gelenekçi bir yapım vardır benim. O yaratıcı zekasını, özgürlükçü yapısını geliştirme işini sokaklara parklara, kreş ya da ana okullarına bırakıyorum. Ve tabi bir şeylere zarar vermeyecek zeka olgunluğuna eriştiğinde evde de dilediğini yapmakta serbest. Bir anne olarak onun gayretini desteklemek ve yardım istediğinde ya da ona fayda sağlayacağını hissettiğim her konuda imkanlarımızı zorlamaktan da kaçınmam.

15. Ay hayatımıza korkuların ve endişelerin girdiği bir ay oldu. Tv aktif olarak hayatında yer almasa da gördüğü izlediği korkunç-tehlikeli- kavga edilen- birisinin üzüldüğü,ağladığı-yaralandığı gibi sahnelerde ilk defa ağlar gibi yüzünü buruşturup dudak bükerek çıkarttığı seslerle gördüklerinden hoşlanmadığını hissettirmeye başladı.
http://www.youtube.com/watch?v=UljL6XKKkCs

Falım reklamındaki dedelerin çıkarttığı huuuu sesinden ilk defa aklının çıktığını ve reklam her çıktığında feryatlar ederek ağladığını bize kalmasını istediğim bir hatıra olarak da buraya ekliyorum. Bunun gibi birkaç reklamı daha başlar başlamaz ağlayarak görmek istemediğini anlatıyordu. Yaşadığı endişeler de sanırım bu korktuğu sahnelerin benzerinin evde de yaşanma olasılığına karşı, babasıyla tutuştuğumuz ufak çaptaki tartışmalarda kendini göstermeye başladı. İlk defa babasıyla aramızda geçen sürtüşmelerde ve ufacık yükselen ses tonlarımızda bile bağırarak bizi protesto edip o anda ki gerginliğin bitmesini istediğini ifade ediyordu. Ama bu korku halleri karakterine yansıyıp ürkek bir çocuk olmasına neden olmadı. Hemen her konuda olduğu gibi dönemsel olarak yaşandı ve sanırım bir ay içinde geçti.


Babayla olan tartışmalara müdahale etmesinin dışında ilk defa her türlü münasebetimize de salça olur olmuştu kendileri. Artık baba ile temasımız evdeki küçük bir engele takılıyordu. Sarıldığımızı gördüğü anda her ne ile ilgileniyorsa hiç üşenmeden bırakıp aramıza girip dahil olmaya ya da bizi ayırmaya çalışıyordu. Yalnız bunu yaparken tavrı hırçın asabi değil;”ya siz yine mi beni ayakta uyutup sarıldınız” der gibi muzurcaydı.

0 15 Aylık Bebek Gelişimi -1- (Artık Koşuyoruz-Yine Hırçınız-Arabada Cozutuyoruz)


 Yazının devamı olan 15 Aylık Bebek Gelişimi (2) ve 15 Aylık Bebek Gelişimi (3) yazılarımı da okuyabilirsiniz.
12 Aylık bebek gelişimi notlarından sonra da belirttiğim gibi bebeklerin ilk 1 seneden sonraki gelişim hızları eskisi kadar bariz gözle görülür farklar içermiyor. Genellikle gelişim düzeyleri bir önceki aydan edindiklerini bir sonraki ay daha da ilerletmek şeklinde devam ediyor. Aldığım notlara bakıyorum.15 ay notlarının nerdeyse tamamını zaten 14. Ayda girmişim. Demek ki birkaç ilave yenilikten başka çok büyük bir ilerleme kaydedememişiz bu ayda. Ama yine gelişim notlarımı internetteki uzman kaleminden çıkma aylık gelişim bilgileriyle paralel verdiğim için biliyorum ki 13-15 aylık şeklinde devam eden bir süreç takip ediliyor. Yani esasen ilk seneden sonra aylık takip sadece çok detay içeren şeyler için tutulabilir. Bebeklerde eskiye nazaran yavaşlamış gibi duran gelişim süreci aslında son derece olağan. Amma ve lakin ben blogta tuttuğum notlarla Gökalp’in büyüdüğü dönemi kaleme aldığım için çok büyük ataklar olmasa da ay be ay notlarımı yazmaya devam ediyorum. Bu şekilde sizlerde hiç olmazsa birkaç aylık gelişim notlarını içeren uzman kaleminden çıkma siteleri takip ederken bir de bizim sürecimizle aylık tablonuzu da karşılaştırabilirsiniz.


Gelelim diğer aylara göre gelişim açısından güdük kalan 15. Ay da yaşadıklarımıza ve yaptıklarımıza. 14. Ayda ilk anlamlı kullandığı kelime olan ANNE sözcüğü bu ayda adeta dilinde bir pelesenk oluyordu. Aslında daha hala ve hatta daha ileri düzeyde söylüyor bu kelimeyi. Hoşuma gitmiyor mu elbette gidiyor. Ama dakikada neredeyse 40 defa söylüyor olması enteresan geliyor. Bununla birlikte bir ara sus pus olup dikkatimizi çeken dilsel yavaşlığı ilk kez bu ayda tavan yapıyor ve bizim bülbül bu tarihten itibaren susmayarak anlamlı anlamsız kelimeler üretmeye başlıyordu. Üstelik artık ağız burun kaş el birlikteliği ile yani mimikleriyle konuşur olmuştu.


14. ayda koşar adım olarak ilerlettiği yürümesini artık koşarak tamamlıyordu. Bildiğiniz bariz koridorda parkta koşar olmuştu. Hızını alamayan deli fişek.
Arabada sorunsuz seyir hallerimiz bu aydan itibaren sancılı olmaya başladı. Eskiden tüm şarkılarda keyifle yolculuk ederken algılarının iyice açılması ve kendine ait zevklerin oluşmaya başlaması ile şarkı seçer oldu. Haliyle her şarkıyı sevmediği için arka koltukta itirazlar mızırtılar başladı. Mevcut tek cd Tarkan’dan da bir müddet sonra sıkılıyor; radyoda beğendiği şarkı bitince kıyameti koparıyordu. Bu aya kadar da (21. Ay) uzun yolculuklar da araz çıkartmaya devam ediyor kendileri. Babası ve annesi olarak arabada uyuyan ve gezinmekten keyif alan çocuklara gıpta etmekteyiz. Duyrulur Gökalp Selçuk!


15. ay yine hırçınlıklarının baskın olduğu bir ay oldu. Aşağı yukarı 8-9 aylarda başlayan ve dönemsel olarak kendini gösteren hırçınlıklarını artık yadırgamıyordum. Fakat bu ayda cevap verir ya da sitem eder tarzda kızgınlıklar sergiliyor hatta yere uzanıp ağlıyordu. İlk defa acaba bu kadar erken 2 yaş sendromu krizleri olabilir mi diye düşündürdü agresifliği ama neyse ki fazla uzatmadan aynı ay içerisinde rahatladı kendileri.