9 Kaderde Bunları Yazmakta Varmış

BABAMA:




Bana bir masal anlat baba, içinde ailemiz olsun.Annem, kardeşlerim,normal bir ev düzenimiz olsun.

Baba bir masal anlat bana, hep birlikte oturduğumuz yemeklerde yaptığımız bazen ciddi bazen eğlenceli gayet sıradan bir aile gibi yani, konuşmalarımız,planlarımız ortak bir hayatımız olsun. Anlat be baba. Yaşayamadık,bari anlat...

Peki anlatma. Ama susma be baba. Sonsuz sessizliğe bürünme.Gitme be baba.

Bu kadar erken,daha dünya vakit varken gitme be baba...

Yaşadıklarımızdan çok yaşayamadıklarımızı götürdün beraberinde. Özlemlerimi,hayallerimi,umutlarımı,dualarımı,babamı...


Baba çınardır derler, koca gövdesini arkasınıza aldığınız güvenle yaslandığınız... Babam çınarım olamasanda tutunacak dalımdın sen benim. O dal halinle çınardan çok daha değerliydin benim için. Düşersem, tutunacak bir dalım var düşüncesinin verdiği güven duygusu, yaslanacağım çınar fikrinden daha kıymetliydi benim için. Gidişinle dallarımı kırdın be baba...

Yakışıklım,delikanlım,bıçkınım,aslı baba, kendi büyük oğlanım.Çocukluğumda korkulu rüya, gençliğimde süper baba, kadınlığımda hüznüm,keşkelerim... Babam benim.

Bekliyordum,biliyordum,kendimi hazırlıyordum ama, ama aslında hepsi de yalanmış. Bilmekle, yaşamak bambaşkaymış.Acı çok yakarmış, yakmak ne kelime kavurdu be baba...



Bekliyordum da böylesini değil. Bayram sabahı güle oynaya evimde misafir etmek için almaya geldiğimde, bir daha bulamayacak kadar kötü bir sonun başlangıcını yaşayacağımızı nasıl tahmin ederdim baba. Çilingiri,ambulansı,başka bir hastaneye nakledilişini,girdiğin komadan uyanma halinde vücudunda bırakacağı hasarı, sol tarafında beklenen felci, kaybettiğin düşünülen görme yetini aklımın ucundan geçirebilir miydim? O pıhtı atan sağlıksız kalbine,zaten sıkıntılı olan ve kendi başına beceremediğin için makina desteğiyle soluyan ciğerlerine,o ne araz kaldığı bilinemeyen beynine, ilaçlar nedeniyle tökezleyen böbreklere rağmen, gangren nedeniyle alınan sağ kolun yüzünden verilen narkozu normal insan kaldıramazken sen nasıl dayandın hala bilemiyorum aslan babam.Bunlar yetmezmiş gibi tutulduğun zatüreye mi, uzun süre yoğun bakımda kalanlara musallat olan acinetobacter mikronuna mı yanayım benim çileli babam.


Yaz günü doktorlar ayaklarının altında elektirik sobası yakarken, o buz gibi yoğun bakımda üzerinde incecik bir örtüyle 21 gün boyunca gözlerini açmadan yatarken, üşümediğine inanmayan ben nasıl inanıyım gittiğine nasıl derim benim babam bir hatıra artık diye. Hemde veda edişi hatıraların en beteri bayramlar şimdi gözyaşı be baba...

Göç zamanı geldi çattı hadi son bir veda dendiğinde seni görmek istemedim.Aklımda sana dair en kötü fotoğraf, yoğun bakımdaki derin uykun kalsın dahası olmasın istedim baba. Ama benim dışımda herkesin son veda için yanına gelmesi ve acaba gitmek, acılarını dindirmek için beni mi bekliyor düşüncesi, kahreden o manzarayı görmeme neden oldu. Hani şarkıda diyor ya: "SON BAKIŞTAKİ O GÖZLER KALDI AKLIMIZDA".Kalmak ne kelime 21 gün boyunca açmanı beklediğim gözlerin, artık anlamsızca boşluğa bakan o gözlerin içime adeta kazındı. Seni öyle görmez olsaydım baba.


Hele hıçkırışlarımla yükselen kalp atışların....... Benim sonsuz yürek ağrım artık, aklıma her düşüşünde iç çekişim oldu, sen o kendini bilemez halinle beni mi bildin be BABAM...

Acıların bitti değil mi ? O buz gibi odada, her tarafından geçen hortumlar ve ağzının içindeki rahatsız edici aletlerden sonra şimdi sıcacık toprağında huzurla uyuyosundur inşallah.Dualarım hep seninle canım babam.

Ama yokluğuna inanmak öyle zor ki. Yok musun gerçekten? Arasam sanki telefonun öbür ucundasın, gelsem, görecekmişim gibi. Gözlerimi kapıyorum sapasağlam karşımdasın.Kanlı canlı babamsın.Sesin kulaklarımda. İnanmak mümkün değil yok musun şimdi sen gerçekten. Çekik gözlü filmler yetim mi kaldı?Dilim varmıyor! Artık yetim miyim ben baba? Yapma bunu bana.


Tek tesellim babaannemin yanında olduğu düşüncesi.Anneler evlatlarını hiç bırakmazlar.Biz günde sadece birkaç dakika görebilirken o başından hiç ayrılmadı eminim. Sen onların yanına gittiğinde almıştır kollarına sarmıştır mis gibi ana kokan koynuna.Unutturmuştur acılarını,avutmuştur evlatlarından ayrı kalışını. Orada annen ve babanla birlikte yeni bir düzen kurduğunuz, çok daha mutlu olduğunuz düşüncesi avutuyor beni. Bütün bunları yazıyorum ama ben hala yokluğuna inanamıyorum be baba.


Ve sevgili oğlum Gökalpim sen dedenin ilk ve tek gözağrısı olarak kaldın. Sana olan sevgisi ve özlemi,duygularını hiçbir zaman açıkça gösterememiş olmasına alışkın olan bizlerin yüzlerinde hep tebessüm oluşturdu.İkinizin bir aradayken yaydığı pozitif enerji işte saf ve karşılıksız sevgi diye geçirtti hep içimden.Çok sık görüştüğünüzü söyleyemem ama sen dedeni hiç unutmazdın her gördüğünde sevgiyle ve coşkuyla atılırdın kollarına. O da tüm sağlıksız ve dolayısıyla çabuk yorulan bünyesine rağmen seni mutlu etmek için bitmeyen enerjine ayak uydurur seni hepimizden çok güldürüp eğlendirirdi.Ne yazık ki çok erken gitti. Bu sevgiden bu kadar küçük yaşta mahrum kalmanı istemezdim.Sana dedeni hiç unutturmayacağım ama benim anlattıklarımla değilde kendinde kalanlarla onu hatırlamanı çok isterdim.


                  Olmadı, olamadı, çok ama çok erken gittin daha yapacak çoook şey vardı be baba...

Ne yani,
Bitti mi şimdi?
Böylece mi?
Savaşmadan direnmeden mi?
Geride bıraktığın evlatların ne olur?
Onu bile hesap edecek vakti bulamadan,
...
Apansız, zamansız, hiç olmayacak bir günde ve biçimde…
Ardındakiler, sonsuz acılar içinde
Yakıştı mı bu delikanlılığına be baba?
Gitme dur desem?
Kal desem,yalvarsam, ben çok ağladım,
Zannettiğin kadar güçlü değilim desem?
Seni şimdiden çok özledim,
Dur be baba koyma bir başıma,
Böyle gidilmez, şimdi değil, bu şekilde değil desem???
Ahhh keşke ben söylerken sende sözlerimi duyabilsen
Beni bayram sabahı unutulmaz kedere mahkum etmesen…
KEŞKE GİTMESEN,GİTMESEN BE BABA,GİTME BE BABAMMMMM…

Ve benim sana son sözüm:
 HAKKIM SANA HELAL OLSUN, BEN SENDEN RAZIYDIM ALLAH'TA RAZI OLSUN.UMARIM EVLADIN OLARAK GÖNLÜNÜ HOŞ TUTABİLMİŞİMDİR.BEN ELİMDEN GELENİ YAPMAYA ÇALIŞTIM BABA...

48 El Ayak Ağız (Popo) Hastalığı Ne Menem Bir Hastalıktır?


Ön Belirtileri: Bazı çocuklarda, halsizlik, ateş, iştahsızlık, sinirle başlar.

Belirtileri: Ağız içi aft benzeri özellikle boğazda bulunan kabarcıklar, yemek esnasında çocuğun ağzının acıdığını söylemesi ya da anlatmaya çalışması, bilhassa ayak, el içi ve üzerinde olmak üzere, kol bacak, popo ve dudak çevresinde kızarıklıklar, döküntüler. 1 ya da 2 gün süren ve düşürülemeyen ateş, ağrı ve kaşıntılar.



Bulaşma Biçimi: Genellikle çocuktan çocuğa olmak üzere, solunum ve ağız yoluyla, hastalığı taşıyan bir kişi ile yakın temasla ya da enfekte suların (havuz suyu gibi) yutulması ile bulaşabilir. Detaylandırırsak, boğaz ve burun akıntıları, tükürük, kabarcık sıvısı ya da enfeksiyonlu birinin dışkısıyla temas yoluyla kişiden kişiye yayılır. Biri öksürdüğünde ya da hapşırdığında havaya yayılan sıvının buharı aracılığıyla da yayılabilir.

Tedavi Şekli: Hastalık viral bir enfeksiyon olduğu için antibiyotik tedavisi yoktur, kendi seyrini tamamladıktan sonra iyileşir. Hastalığı önleyecek bir aşı yoktur. Ağız içi yaraların ağrısını azaltmak ve iyileşme süresini hızlandırmak için çeşitli spreyler, jeller, döküntüler için kurutucu çinko içeren losyonlar kullanılabilir. Ateş düşürmek ve ağrıyı azaltmak için en az 4 saatte bir olmak üzere doktorunuzun uygun gördüğü bir parasetamol içerikli şurup verilebilir. Yine ağrı ve kaşıntılar için çocuğunuzun yaşına göre doktorunuzun ön gördüğü antihistaminik ilaçlar kullanılabilir.

Hastalıktan Korunma Şekilleri: Mümkün mertebe hasta ile temastan kaçınmak ve bazı temel temizlik kurallarına dikkat ederek hastalıktan korunmak gerekir. El temizliğine dikkat etmek, özellikle tuvalet kullanımı sonrası veya bez değiştirdikten sonra mutlaka el yıkamak. Oyuncaklarda dahil olmak üzere çocukların kullandığı tüm malzemelerin yüzey temizliğini ve dezenfeksiyonunu doğru yapmak. ( ilk olarak sabunla temizleyip daha sonra bir tatlı kaşığı çamaşır suyu ile hazırlanmış 4 bardak su ile temizlemek) Hastalarla yakın temastan (öpüşme, sarılma gibi…) ve ortak tabak bardak kullanımından kaçınmak gerekir.


Hastalık Kaç Gün Sürer: Hastalık belirtileri genellikle 7 ila 10 günde kendiliğinden geçer. Bu süre içinde bulaşıcılığın yüksek olması nedeniyle hastanın izole edilmesinde fayda vardır.

Hastalığın Görüldüğü Dönem: Yaz ve Sonbahardır.


Gelelim bizim bu hastalıkla karşılaştığımızda yaşadığımız sancılı sürece. Bu hastalığın tüm belirtileri tipik olmakla beraber başlangıç şekilleri, döküntü biçimleri, ağrı ve kaşıntı durumları çocuktan çocuğa göre farklılaşabiliyor. Mesela bizde önce bacakta fark ettiğim küçük kırmızı kızarıklıklarla başladı. Daha önceleri de gıda alerjisi olduğu ve dikkat ettiğimde birkaç günde geçtiği için başta takip etmek üzere çok ciddiye almadım. Zaten Gökalp’te de çok bariz bir sıkıntı yoktu. Ama araştırınca fark ettim ki yukarıda yazdığım ön belirtiler biz de vardı aslında. Kızarıklıklar çıktıktan 2 gün sonra Gökalp sebepsiz bir biçimde gece ateşlendi. Ve ateş düşürücü şuruba rağmen ateşi düşmedi. Sürekli karnım acıyor, ağzım acıyor dediği için doktora götürme ihtiyacı duydum. Kendi doktorumuz yıllık izinde olduğu için hastanede ki uygun bir doktora muayene olduk. Karnında herhangi bir sertlik olmadığını o nedenle kaka testine gerek duymadığını fakat boğazlarının çok fazla kızardığını maalesef Faranjit geçirdiğini söyledi! Ve antibiyotik tedavisine başlandı. Ertesi günün akşamında Gökalp’te ki döküntülerin arttığını fark ettik ve endişelenerek sabahı beklemeden aynı hastanenin acilinde ki çocuk doktoruna gösterdik. Doktor, bu döküntülerin Suçiçeği olduğunu ve herhangi bir tedavisinin olmadığını söyleyerek bize antihistaminik bir şurup ve çinko içeren bir losyon yazıp gönderdi. O gece ve ertesi gece Gökalp kaşınmaktan ve ağrıdan nerdeyse hiç uyumadı. Kaşıntısını kesmek için neler mi yapmadım. Çinko içeren losyon, kaşıntı jeli stilex, kaşınmaya iyi geldiği söylenen lavanta yağı sürdüm ama hiç biri fayda etmedi. Sadece bir müddet de olsa ılık duşun altına girmek iyi geliyordu. 2 günün sonunda yani hastalığın ilk belirtileri olan kırmızı döküntüler çıktıktan 7 gün sonra, eş dost, arkadaş ve akrabaların ısrarlı uyarıları ve ikazları, el ayak ağız hastalığının suçiçeğine çok benzetildiği yönünde olunca, kontrol amaçlı doktora gidip bu hastalığın suçiçeği değil de el ayak ağız hastalığı olup olamayacağını sorduk. Ve kendi gayretimizle aslında suçiçeği olmadığımızı öğrendik. Artık kendilerine güvenim kalmadığından kesin teşhis için kan alınmasına karar verildi. Ve öğrendik ki kan sonuçları bir sonraki hafta belli olacak. O zamana kadar hastalık falan kalmayacaktı. Zaten son bir hafta oldukça sıkıntı çekmiş olan oğluma bir de kan aldırarak acı vermek istemediğim için kan tahlilinden vazgeçip hastalığın el, ayak ağız sendromu olduğuna kanaat ettik.



Şimdi bu hastalık sürecinde kendi yaşadıklarımız, diğer annelerin tecrübeleri, doktorumuzun verdiği bilgiler ve internetten araştırdıklarımla aklınıza gelecek tüm soruların cevabını yazmaya çalışacağım.

Öncelikli olarak bizde olduğu gibi bebeğinize/çocuğunuza faranjit teşhisi konursa doktorun atlama ihtimaline karşı aklınıza bu hastalık gelsin ve muhakkak el ve ayak muayenesi isteyin.

Bu hastalığın suçiçeği ile karıştırılmasına sebep olan döküntüler çıkış yerleri itibarıyla farklılık göstermekte. Doktorumuzdan öğrendiğim kadarıyla suçiçeği ağırlıklı olarak saçlı deri yani baş kısmında ve gövde de döküntüler şeklinde çıkıyor. Oysa el ayak ağız hastalığında gövde de neredeyse yok denecek kadar az döküntü oluyor. Ayrıca bu da bir kaideymiş suçiçeği elde ve ayakta çıkmazmış. El, ayak ve ağız sendromun görüldüğü yerler oldukça tipik el, el içi, kol, ayak, ayak altı, bacak ağız içi, dudak çevresi ve popo. Ne hikmetse hastalığa çıkış yerlerine göre bir isim verilmiş ama sanırım popo müstehcen geldiği için eklenmemiş.Kızarıklıklar önceleri isilik gibiyken bir iki gün sonra uçlanıyor. İçlerinde su oluşuyor. Ağız içi yaraları için jeller ve ağız spreylerine alternatif olarak doğal yollarla tedavisi için organik karadut sızması ya da karadut şurubu tavsiye eden anneler var. Sızma olan ilk etapta yakıcı olabiliyor fakat sonrasında rahatlatıyormuş. Kullananlar ayrıca iştah arttırmakta da fayda gördüklerini belirtmişler.

Ağız içi yaraları ve hastalık dolayısıyla iştahı kapanan çocuğa yemek baskısı yapılmamalı. Katı gıda sunmaktan, asitli içecekler verilmekten kaçınılmalıdır. Bilhassa anne sütü ve suya ağırlık verilerek, meyve, sıvı gıdalar, yoğurt gibi serin yiyecekler tercih edilebilir.



Kaşıntı olması nedeniyle pek çok anne benim gibi yiyecek perhizi olup olmadığını merak ediyor. Bu hastalıkta yiyecek perhizi yok. Fakat belirttiğim gibi ağrı ve iştahsızlık nedeniyle sıvı beslenme öneriliyor.

Yine merak edilen bir diğer konu suçiçeğinde olduğu gibi iz yapma riskinin olup olmadığı? Kendi edindiğim ve diğer annelerden öğrendiğim tecrübeyle yaralar iz bırakmıyor.10. gün gibi oldukça daralıp minicikleşiyorlar.

Ağrı sürecinde en az dört saatte bir doktorunuzun uygun gördüğü parasetamol içeren şurup kullanabilirsiniz. Fakat asla Aspirin kullanmamalısınız! En çok ve en büyük yapılan hatanın yüksek ateşi düşürmek için çocuğa aspirin verilmesi olduğu söyleniyor.Çünkü aspirin içinde barındırdığı etkenler nedeniyle bilhassa ciğerlerde ve beyinde iltihaba neden olduğu için tahribat yapıp hatta ölüme bile sebebiyet verebiliyormuş. 
Çocuktan çocuğa hastalığı geçirme şekli değişebiliyor. Hastalığı ağır atlatan, vücudundaki döküntüler daha fazla ve büyük olan çocuklar bilhassa yaz aylarında enfeksiyon riski nedeniyle mümkün mertebe terletilmemeye dikkat edilmeli ve yaraları çok canlı iken ilk günlerde yine enfeksiyon riski nedeniyle yıkanmaması uygun görülüyor. Sonuçta vücuttan süzülen kirli suyun yarayı enfekte etme riski olmaktaymış. Fakat bu boyutlarda olmayan hastaların yıkanmaları hem ateşi düşürmesi, hem hijyen sağlaması hem de hastayı rahatlatması açısından faydalıdır deniyor.


Bu hastalık genellikle 10 yaş altındaki çocuklarda görülüyor. Ancak daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde de rastlanabiliyor. 10 yaş üstü kişiler hastalığı küçüklere göre daha hafif atlatırmış. Hastalıkla ilgili en spesifik durumsa maalesef çok enderde olsa tekrarlanma ihtimalinin olması. Tedaviye yardımcı tedbirlere gelince, kendi yaptıklarımdan örnek verirsem; bulunduğumuz ortamları ve odasını sürekli havalandırdım. Yatak çarşafını ve yastık kılıfını yaralar pasifleşinceye kadar her akşam sonrasında da hafta da 2 kere değiştirdim. Pijamaları ve günlük kıyafetlerini çoraplarına kadar her gün değiştirdim. Tuvaletleri çamaşır suyuyla her gün dezenfekte ettim. Tırnakları kaşıma durumunda mikrop kaptırma ihtimali olduğu için kesildi. Ayrıca ayaklarında döküntüler olduğu ve yere bastığı için terletmeyen çorapları vardı.

Bir anne olarak yaşadığımız ilk berbat hastalıktı diyebilirim. Asla soğuk algınlığı ile mukayese edilemeyecek zorlukta bir sıkıntıydı. Geldi geçti. Tüm bebeklere şifa annelerine sabır ve kolaylıklar diliyorum.