0 32 Aylık Bebek Gelişimi

32. ayda artık nihayet bizim hayatımıza da kitaplar giriyordu. Nasıl yani daha önce de kitaplarından söz etmiştin diyecekleriniz için şöyle yazıyım; kitap bir fotoğraf albümü muamelesi görmekten çıkıp artık okunan bir şey olmakla bizim evde de kendi misyonuna geri dönüyordu. Bu ay kitaplara hem resimlerine bakarak hem de hikayelerini okuyarak nispeten daha fazla ilgi duymaya başladı.

Geçtiğimiz aylarda bir de arabada başlayan kriz hallerimiz yine nispeten daha sakin bir hal aldı. Yaptığımız cd sayesinde radyoda çıkan şarkıları tekrar dinlemek için kopardığı yaygarayı azaltmıştık; üstelik artık iyiden iyiye konuşabildiği için aramızda küçük küçük sohbetler ederek yol alabiliyorduk.

Yaz aylarında enerjisini her anlamda tüketebildiği için sık uyanmasının azalmasıyla birlikte gece de kendi yatağında uyutmaya başlamıştım sabah uyanıp yanıma geliyordu. Fakat Ekim ayı ile birlikte havaların soğuması ve gece üzerini açıyor olması yüzünden tekrar yanımda yatırmaya başladım. Gece boyunca atık hiç uyanmıyor ve sabah 08:00 civarı uyanıyordu. Yani buradan kocaman bir müjde verebilirim. 2 yaşla birlikte sık uyanma azalıyor; 2,5 yaş civarı sona eriyor sevgili anneler. En azından bizim seyrimizde böyle oldu. Gelsin, mışıl mışıl mı dersiniz, horul horul mu dersiniz uykular. Ohh be...

Gece çişe kalkma sayımızı iki defaya düşürdüm. Akşam uykusuna 21:00 civarında yattıktan sonra, kendim yatmadan evvel 23:30-24:00 civarı ve gece 03:00-03:30 gibi yatağında uyandırmadan çiş kabına çişini yaptırıyordum. 4 yaşa kadar ayda bazen sadece 1 kere bazen bir kaç kere kaçırmalar devam etti. 4 yaştan sonra sadece 23:30-24:00 civarı aldığım çişi ile sabaha kadar çiş kaçırmadan uyumaya devam etti.


Geçen ay 1 hafta süren akşam yatırmalarımda pış yap anne isteği bu ay adeta ayyuka çıktı 3 hafta boyunca kendi başına uyumamak için pış yapayım diye ağlandı. Yani uyku eğitiminin üzerinden neredeyse 6 ay geçti hala bu konuda düzensizlikler yaşıyorduk. Bazı günler ve de haftalar itirazsız kendi başına ninnileri ile uyurken bazen böyle haftaları bulan geri dönüşleri oluyordu. Ama bunun bir sınırları zorlama ve kimin sözünün geçtiğinin imtihanı olduğunun farkındaydım ve ağlamasına rağmen son ana kadar pışını yapmadan uyumasına gayret ettim.

Bu ay hayatımıza yıllar sürecek ve hala etkisini hissettiğimiz kabızlık korkusu girdi. Tuvalet eğitiminde, uyku eğitiminin aksine hiç gerilemeyen Gökalp ilk kabızlık tecrübesinden sonra sorunun aşılmasına rağmen o korkuyla günler süren kaka tutmalara başlamıştı. Kabız olmadığı halde bu sefer tuttuğu için kabızlık yaşıyordu. Bu konuda pek çok dertli anne var biliyorum ve bu satırları ah bir çare mi umuduyla okuyorsanız ben de bu soruna yaş 4,5 olmuş kesin bir çözüm bulabilmiş değilim. Konuşarak, korkutmadan kakayla ilgili hikayeler uydurarak (kakanın pis bir şey olduğu karnını çok ağrıtacağı, hastaneye yatmak zorunda kalacağı, doktorların kakasını almak zorunda kalırsa canının daha çok yanacağı gibi ) ve bazen kızarak zorla yaptırdığım oluyor. Tek yardım edebildiğim şeyse tuvalette yanında olmak, bana sarılarak güç almasını sağlamak.



Ay ayy ay yine bu ay bir de hayatımıza burun karıştırmanın iğrençliği girdi. 2 yaş sendromlu inatçı bir keçiye yapma dedikçe inadına yaptığı bu yeni keşif neyse ki bir kaç hafta sonra ilgisiz kalmaya çalışmamızla hararetini yitirdi.

Sendrom mu ayıpsınız aynen devam, Yapışıklık artık yazılamayacak boyutta. Mümkün olsa anne rahmine geri dönecek.

Konuşmanın ötesinde artık tüme varım ve mantıksal çıkarımlarıyla cümle kurmaya başlayan bizim evin küçük bilmişinden bu ayda bize kalan hatıralara bir kaç örnek vermek istiyorum.

Mesela sabahları birlikte uyandığımız için, aynı yatakta yatmak bile bana yakın hissettirmediğinden üzerinde sağımda solumda temas halinde yapışık olmayı seven Gökalp ilk defa ağız kokumdan rahatsızlığını bu ay ifade etti. Bana bakıp " anne senden kötü bir koku geliyor" dediği sabah, bir kadın için utanç verici bu durum bir annenin minik bebeğinin ağzından dökülünce kahkaha sebebi olmuştu.

Düne kadar patır kütür oyuncaklarıyla gürültü yapıp tarafımızca uyarılan bay doğru mutfakta çıkan tencere tava sesine koşup gelip "anne gürültü yapma komşular rahatsız olur" diyerek bayan yanlışı uyarmaya başlamıştı.

Bizim ona öğretmeye çalıştığımız adabı muaşeret kurallarını bize satmaya çalışarak "baba ne söylenmez, efendim denir" diye nasihat veriyordu.

Bu dönemde pek meşhur olan şarkı nedeniyle babasıyla asansörde karşılaştıkları koreli komşularımızın, asansörden inmesiyle birlikte babasına dönüp "baba o gangnam style" mı" deyivermesi sonrasında da bizi anlatıp anlatıp güldürmüştü.

Bunlarda internetten derlediğim 32 aylık gelişim notları:

Çizgiler çizebilir. Çocuğunuz çizmeye başladığında yazmak için ilk aşamayı gerçekleştirmiş olup bu ilk aşama bile bir çok çocuk için çok zor gelir. Onun hoşuna giden şeyler çizin ve ilgisini çekin. Sizi taklit ederek kalem tutmayı ve çizmeyi öğrenir. Boyaları kullanır ama ondan herhangi bir şeyin resmini yapmasını beklemeyin. Hoşlanıp hoşlanmadığını deneyin ve ona parmak boyası ve büyük (en az A3 veya bir gazete kağıdı büyüklüğünde) boş kağıtlar temin edin. Kullanılmış bilgisayar kağıtlarının temiz yüzleri idealdir. Bu onun için fırça kullanmaktan daha kolay ve geliştirici olur. Su veya çamurla oynuyormuş gibidir. Bir palet veya tabağa bir çok rengin her birinden biraz koyun (siyah favori renktir), boyaları karıştırmasını ve karışımdan hangi renkler çıkacağını görmesini sağlayın.


Bu yaşta kağıda boya sürmek ana konudur. Çocuğunuzun her hangi bir şeyin resmini yapmasını beklemeyin. 
Kurşun kalem ve tükenmez kalemden sakının çünkü onlar yeterinden fazla sivri olup üzerlerine düşülmesi veya yanlışlıkla yüze batması sonucu zarar verebilirler. İstediği sıklıkta çiziştirmesine müsaade edin fakat rahatsız olduğunda ara verin. Çocuğunuza artistik çabalarını önündeki kağıtta sınırlı tutmasını söyleyin, gerçi siz ne kadar tembih ederseniz edin o gene de duvara (zemine veya yepyeni kitabınıza) dayanamayacaktır. Dolayısı ile birkaç defa temizliğe hazır olun, bu amaçla silinebilir boyaları tercih edin. Ama elindeki kalemlerini yemesine müsaade etmeyin.

3 yaşına yaklaşan bir çocuk ‘’yap-inan’’ oyunları oynamaktan zevk alacaktır. Elindeki bir sihirli değnekle dünyayı değiştirebileceğini veya sırtındaki pelerinle ‘’süpermen’’ e dönüşebileceğini düşünür. Ya da kızınız oyuncak bebeğini beslerken aynı sizin ona olan yaklaşımınızı sergileyecektir. Çocukların hayal dünyası bu yaşlarda gayet derin olabilir. 


32 Aylık bir çocuk arkadaşlarıyla daha sık görüşmek isteyebilir. Ancak etkileşimli oyun ve sempati kurmak onun için halen zordur.

2 yaş sendromu devam ediyor olabilir. Çocuğunuzun yapmak istedikleriyle yapabildikleri arasındaki uçurum ona öfke nöbetleri yaşatabilir. Dünyaca ünlü psikiyatrist Aletha J.Solter ağlamanın kesinlikle kötü olarak etiketlenmemsi gerektiğine vurgu yapmaktadır. Öfkelendiğinde onu engellemek ve ‘’öfkelenme ‘’ demek anlamsızdır. Çocuk öfkeyi de yaşayabilmeli ve isterse ağlayabilmelidir. Solter, ağlamanın da engellenmemesi gerektiğini ve çocuğun içini boşaltmasına izin verilmesi gerektiğini savunmaktadır. Ancak o ağlarken tek başına bırakmamalısınız. Onun yanında olduğunuzu hissettirmeli, hatta sırtını okşamalısınız. 

Minik kahramanınızın yeni korkuları da olabilir. Korkularını yok saymak en büyük yanlış olacaktır. Onun bulunduğu merdivene inin ve hayata onun seviyesinden bakın. ‘’Hayır canavar diye bir şey yok’ demeyin. 
Odasında mutlaka bir canavar olduğuna inanıyorsa, onu anladığınızı ve çok korktuğunu bildiğinizi söyleyin. Bu onu rahatlatacaktır. Mutfakta yapacağınız bir ilaçla (su olabilir!) özel bir sprey geliştirebilirsiniz. Bunu yatağın altına sıkınca canavarın yok olacağını söyleyin. Sonra kahramanınızı güzelce bir kucaklayın, 
Çocuğunuzun daha rahat uyuduğunu görebilirsiniz.


Paylaş !

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...